(4081 S. K. m. 15) (1475 S. K. m. 14) (5521 S. K. m. 1) (1479 S. K. m. 70) (YHGK. 04.06.1997 T. 1997/9-242 E. 1997/502 K.)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki kıdem tazminatı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 13.2.2002 gün ve 328-86 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 18.3.2002 gün ve 2001/5724 E.2002/4348 K.sayılı ilamı ile; (....Davalı Çiftçi Mallarını Koruma Meclisi'nde 4081 Sayılı Yasa'ya göre bekçilik yapan davacı, emeklilik nedeni ile işyerinden ayrıldığını belirterek, kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece taraflar arasında hizmet akti ilişkisi bulunmadığı, 4081 Sayılı Yasa'ya göre bekçilik yapan davacının kıdem tazminatı isteyemeyeceği gerekçesiyle istek reddedilmiştir.
Taraflar arasında hizmet akti ilişkisi olmadığı, davacının atama tasarrufu ile işe başladığı sabit olup, esasen bu husus mahkemenin de kabulünde olduğundan, uyuşmazlığın çözüm yeri iş mahkemesinde değildir. Davacı statü hukukuna tabi olduğundan, uyuşmazlığın idari yargı yerinde görülmesi gerekir. Mahkemece görevsizlik yerine, davanın esastan reddine karar verilmesi hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Çiftçi mallarını koruma bekçisi olan davacının kıdem tazminatı istemine ilişkindir.
Davacı Ü.Z. vekili 15.1.2001 tarihli dava dilekçesinde; Müvekkilinin 20.4.1984 tarihinde Çiftçi Mallarını Koruma Bekçisi olarak çalışmaya başladığını, 1.9.1997 tarihinde emekli olduktan sonra sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışmaya devam ettiğini, nihayet müvekkilinin 26.4.1999 tarihinde davalı işyerinden istifa ederek ayrıldığını; Ancak davalı işverenin davacının kıdem tazminatını ödemediğini, bu nedenle fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000.000.000 TL. Kıdem Tazminatının 26.4.1999 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat oranında faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı U.Ç. Mallarını koruma Meclisi vekili cevap dilekçesinde; Davacı ile davalı koruma meclisi arasında bir hizmet akdinin varlığı söz konusu olmadığı gibi, işçi ve işveren sıfatlarının da bulunmadığını, Çiftçi Malları Koruma bekçilerinin atama suretiyle işe alındıklarını, bu suretle davacının 1475 Sayılı İş Kanununa göre işçi sayılmayacağından İş Kanunu'na dayanarak kıdem tazminatı isteme hakkına sahip olmadığını; Aksi düşünülecek olsa dahi Çiftçi Mallarını koruma Meclisi'nin kamu hizmeti yapan bir oluşum olup, gelirini yıllık alınan ağaç bedellerinin oluşturduğunu, mevcut Çiftçi Mallarını Koruma Meclisinde aynı uygulama yapılarak işten ayrılan, emekli olan hiçbir korucunun tazminat alamadığını, bu sebeple 4081 Sayılı Kanunun 15. Maddesinin son fıkrası uyarınca normal maaşlarının yanında her ay ek ödeme yapıldığını, davacıya da normal maaşının yanı sıra ek ödeme yapılmış olup,1997 yılında emekli olduğunu, bir tazminat talebinde bulunmadığını, 1999 yılına kadar çalışmaya devam ederek daha sonra kendi isteği ile ayrıldığını, aralarında hizmet akdi kurulmadığından ve İş Kanunu hükümleri de geçerli olmadığından davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin, Dava; kıdem tazminatı alacağının hüküm altına alınması talebini içermektedir. Yapılan yargılama ve toplanan deliller sonucunda davacının 4081 Sayılı Yasa hükmüne göre kurulan Umurbey Çiftçi Mallarını koruma Meclisi tarafından bekçi olarak görevlendirildiği sabittir. Taraflar arasındaki ilişki bir hizmet akdine dayanmadığı gibi, 4081 Sayılı Yasa'da işten ayrılma halinde kıdem tazminatı vb. haklarına yer verilmemiştir. Bu nedenle 4081 Sayılı Yasaya göre bekçilik yapan kişinin kıdem tazminatı isteyemeyeceği kabul edilmiştir. gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla hukuk Genel Kurulu Önüne gelen uyuşmazlık; Davanın Adli yargı ya da idari yargı yerinde mi görülmesi gerektiğine ilişkin görev noktasındadır.
Hemen belirtilmelidir ki, Görevli yargı yerinin belirlenmesinde davacının statüsü değil, istemin niteliği önem taşımaktadır.
Öncelikle alacağın niteliğine göre görevli yargı yeri belirlenmeli, işin esasına ilişkin olan taraflar arasında hizmet ilişkisi bulunup bulunmadığı, davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı hususları tesbit edilen görevli yargı yerinde incelenmelidir.
Davacı; kıdem tazminatı talep etmiş ve davasını İş Mahkemesi'nde açmıştır.
Kıdem Tazminatına hak kazanma ve hesaplanma koşulları 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 maddesinde düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki davanın 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuksal uyuşmazlıkların çözümlenmesi İş Mahkemesi'nin görevine girmektedir.
Benzer bir örnek vermek gerekirse; 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu'nun 70. maddesinde, BAĞ-KUR Yasası'nın uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların çözüm yeri olarak İş Mahkemeleri görevli kılınmıştır. Burada da istemin ve uyuşmazlığın niteliği önem taşıdığı için Yasa koyucu bu davalara İş Mahkemelerinin bakacağını öngörmüştür.
O halde; Yasaların Özel olarak görevli mahkemeleri belirtmeleri karşısında, artık genel kurallardan gidilerek sonuca ulaşılamaz. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 4.6.1997 tarih ve 1997/242 E. 502 sayılı kararında; 1475 sayılı İş Kanunu'nun değişik 14. ve 13. maddelerinde kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanmanın koşulları ve hesaplanmasındaki esasların gösterildiği, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde, İş Kanunu'na dayanan her türlü hak ve iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının İş Mahkemelerinde çözümleneceğinin öngörüldüğü vurgulandıktan sonra; Çiftçi Mallarını Koruma bekçisi olan davacının kamu personeli olmasının, isteme göre belirlenen yargı yerinin adli yargı olduğu hukuksal gerçeğini değiştirmeyeceğinden, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan taleplere dayanan ihbar ve kıdem tazminatı istemiyle açılan davanın İş Mahkemesinde görülmesi gerektiği benimsenmiştir.
Şu durumda; Çiftçi mallarını koruma bekçisi olan davacının kıdem tazminatı istemiyle açtığı davada görevli yargı yeri adli yargı ve dolayısıyla iş mahkemesidir. Davanın taraflar arasında hizmet akdi ilişkisi bulunup bulunmadığı, kıdem tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı iş mahkemesinde irdelenecektir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Ne var ki, Özel dairece işin esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden bu itirazlar incelenmek üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı yerel mahkemenin direnme kararı yerinde olup, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 23.10.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy