(7201 S. K. m. 10, 16, 28) (Tebligat Tüzüğü m. 13, 46) (743 S. K. 2, 901, 902, 931, 932)
Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yalova Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 7.5.2001 gün ve 1999/425 E. 1286 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 20.6.2000 gün ve 6061-8150 sayılı ilamıyla ; (....Davacı, sahte kimlik kullanılmak suretiyle 9/1/1998 tarihinde sahte vekaletname düzenlenerek; davalılardan R.'nin yetkili kılındığını, R.nin aynı tarihte dava konusu taşınmazı davalılardan H.'e onunda 21/1/1998 günü diğer davalı A.'ye temlik ettiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, sahteciliğin kanıtlandığı, işlemin baştan ölü doğduğu bu nedenle iyi niyetten söz edilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davalılardan R.'ye yöntemine uygun biçimde tebligat yapılarak taraf teşkili sağlanmış değildir. Bunun yanı sıra yerel mahkemenin yukarıda değinilen red gerekçesinin de yasal olduğunu ve yargısal uygulamalara uygun düştüğünü kabul etmek olanağı yoktur.
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 901 ve 902 tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 931. maddesinin özel hükümleri getirtilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak ta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke MK. nun 931. maddesinde aynen tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir aynı hakkı iktisap eden kişinin bu iktisabı muteber olur şeklinde yer almış aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 932. maddede başka bir ifade ile tekrarlanmıştır. Söz konusu maddeye göre tapu sicilinde ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi imkansız olan kişinin iktisabı geçerlidir.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/13 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, öncelikle davalı R.'ye usulüne uygun olarak tebligat yapılarak taraf teşkilinin sağlanması, bundan sonra yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, taraf delillerinin toplanması, değerlendirilmesi, davalı A.'nin MK. nun 931. maddesinin koruyuculuğu altında olup olmadığının açıklığa kavuşturulması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar gözardı edilerek noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Mümeyyiz davalıların temyiz itirazı yerindedir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalılar vekilleri
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, sahte kimlik kullanılmak suretiyle kendisi adına düzenlenen sahte vekaletnameyle davaya konu taşınmazın davalı R. B. tarafından 9.1.1998 tarihinde davalı H. K.'a satıldığını; H. K.'ın taşınmazı 21.11.1998 tarihinde diğer davalı A. S.'e sattığını; sahtecilikle yapılan işlemin ölü doğduğunu ileri sürerek tapunun iptaline, adına tesciline karar verilmesini istemiş; davanın kabulüne ilişkin olarak kurulan hüküm Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Yerel mahkemece bozma ilamına tebligat yönünden uyulmasına, davalı R. B.'ın adresinin bilinememesi nedeniyle ilanen tebligat yapılmasına karar verilmiş, davanın esası yönünden direnme hükmü kurulmuştur.
Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. (Teb. K. m. 10, I; Teb. Tüz. m. 13). Buna göre, Tebligat Kanununu adreste tebligat esasını kabul etmiştir.
Genel olarak adres, bir kişinin oturduğu veya çalıştığı yeri göstermeye yarayan bilgilerin tamamı olarak tarif edilebilir. Tebligat, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bilinen en son adresinde yapılacaktır. Bilinen en son adresin tespit edilmesi ise çeşitli şekillerde olabilir. Bunu kendisine tebligat yapılacak kişi bizzat bildirmiş olabileceği gibi diğer ilgili kimseler de bildirebilirler. Bundan başka tebligatı çıkaracak mercii de bu hususta soruşturma yaparak, ilgilinin bilinen en son adresini tespit edebilir. (Teb. Tüz. m. 13).
Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır (Teb. K. m. 16)
Muhatap ile birlikte oturanlara, muhatap adına ancak muhatabın adresinde (yani birlikte oturulan adreste) tebligat yapılabilir.
Tebligat Kanunu ve tüzüğü hükümlerine göre kendisine tebligat yapılmayan ve Tebligat Tüzüğünün 13. maddesi gereğince yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı meskeni veya işyerinde bulunamayan kimsenin adresi meçhul sayılır. Muhatabın adresinin meçhul olması halinde, keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına tebliğ mazbatasına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran mercii, lüzum görürse muhatabın adresini resmi veya özel müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirebilir.
Adresi meçhul olanlara (yukarıdaki şekilde tespit edilemeyenlere) tebligat ilan yolu ile (ilanen) yapılır. İlan yolu ile tebligat, tebligatta başvurulacak son çaredir. (Teb. K. m. 28; Teb. Tüz. M. 46 Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı, 2001, Cilt V. s. 5531).
Somut olayda, dava dilekçesi davalı R. B.'ın davacı tarafından bildirilen adresine tebliğe çıkarılmış, tebliğ memuru tarafından (adres yetersiz, muhatap ismen tanınmıyor) şerhiyle iade edilmiştir. Bundan sonra Tebligat Kanunu ve tüzüğü hükümleri uyarınca, hiçbir işlem yapılmadan hüküm kurulmuş; hükmün özel Dairece bozulmasıyla, bozmaya tebligat yönünden uyulmuş, yukarda belirtilen ilkeler uyarınca adres araştırması yapılmadan ilanen tebligat yoluna gidilmiş, daha sonra da davanın esasına yönelik olarak direnme kararı verilmiştir.
Bu durumda dava dilekçesi davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeden, taraf teşkili sağlanmadan sonuca gidilmiş, noksan soruşturmayla karar verilmiştir.
O halde Hukuk Genel kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 28.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy