(442 S. K. Ek m. 13) (2709 S. K. m. 13, 36) (818 S. K. m. 18, 111) (4721 S. K. m. 2, 3) (Köy Yerleşme Alanı Uygulama Yönetmeliği m. 12)
Dava: Taraflar ( Hazine ve şahıs ) arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 2/10/2001 gün ve 2001/322-454 sayılı kararın incelenmesi davacı hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin gün ve 4/2/2002 gün ve 2002/13-1234 sayılı ilamı;
( ...Davacı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tescil harici yerlerden iken; köy yerleşim alanı tespit komisyonunun 3.5.1988 tarih ve 1 nolu kararıyla, 3367 sayılı yasaya göre köy yerleşim alanına dahil edilip köy tüzel kişiliği adına kayıt oluşturulduğunu ancak; uygulama yönetmeliğine göre yapılan tahsislerde bir takım usulsüzlükler bulunduğunun ihbarı üzerine yaptırılan idari tahkikat sonucunda, davalı adına yönetmeliğin 12/b maddesine aykırı olarak kayıt oluşturulduğunun saptandığını ileri sürerek iptal ve tescil istemiştir. Mahkemece, ilk oturumda, dağıtımın yapıldığı köyün 1999 yılında belediye haline geldiğinden ve davacı hazinenin dava açma sıfatı bulunmadığından bahisle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Toplanan kanıtlara ve tüm dosya içeriğine göre; çekişmeli yerin evveliyatının tescil harici bırakılan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden iken; 3367 sayılı yasaya göre oluşturulan komisyon kararıyla köy yerleşim alanına dahil edilerek haritaya bağlandığı, köy tüzel kişiliği adına kayıt oluşturulduktan sonra şahıslara tahsis edildiği ve 1999 yılında Kızılot köyünde belediye teşkilatı kurulduğu, şikayet üzerine yaptırılan idari tahkikat sonucu davalıya uygulama yönetmeliğinin 12/b maddesine aykırı olarak çekişmeli taşınmazın tahsis edildiğinin saptanarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda değinildiği üzere dava konusu taşınmaz; 3367 sayılı yasanın amacına uygun olarak kullanılmak üzere köy tüzel kişiliği adına kayıt oluşturulduktan başka bir anlatımla mülkiyet köy tüzel kişiliğine geçtikten sonra davalıya tahsis edilmiş ise de taşınmazın öncesinin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer olması ilgili köy veya belediyenin dava açmaması göz önünde tutularak Hazinenin, köy tüzel kişiliğinin usulsüz yaptığı iddia edilen dağıtımın düzeltilmesini ve amacına uygun olarak kullanılmak üzere köy/belediye adına tekrar tescilini isteme hakkı ve yetkisinin bulunduğunun kabulü zorunludur.
Hal böyle olunca, işin esasına girilerek, tarafların tüm delillerinin toplanması, idari tahkikat evrak ve eklerinin noksansız onaylı ve okunaklı suret yada fotokopilerinin getirtilmesi, davalının söz konusu yerden yararlanma olanağının bulunup bulunmadığının araştırılması ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararı süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, tescil harici yerlerden iken; 3367 sayılı yasa uyarınca köy yerleşim alanı tespit komisyonunun 9.5.1988 tarih 1 sayılı kararıyla köy yerleşim alanına dahil edilip köy tüzel kişiliği adına kayıt oluşturulduğunu, ancak; uygulama yönetmeliğine göre yapılan tahsislerde bir takım usulsüzlükler bulunduğunu, yönetmeliğine göre yapılan tahsislerde bir kısım usulsüzlükler bulunduğunu, bu arada davalı adına yönetmeliğin 12/b maddesine aykırı olarak kayıt oluşturulduğunun yapılan idari tahkikat sonucu anlaşıldığını ileri sürerek bu tapunun iptali ve hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın öncesinin Kızılot Köyü Tüzel Kişiliği adına kayıtlı olduğu, köyün 1999 yılında Belediye haline geldiği, bu nedenle davacı hazinenin dava açma sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki görüş ayrılığının, eldeki davada hazinenin sıfatı bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, davada "sıfat" dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi, kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine ait olmak gerekir. Hakkın bulunduğu yerde sıfatın varlığı da kuşkusuzdur. Subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu maddi hukuka ilişkin bir sorundur. Diğer bir anlatımla sıfat maddi hukuka göre belirlenir.
Değinilen kurallar gözetilmek suretiyle somut olay irdelendiğinde; çekişme konusu taşınmaz tapu kaydının, 442 sayılı Köy Kanununa bazı hükümler ilave edilmesine dair 3367 sayılı yasa hükümlerince oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
Sözü edilen yasa düzenlemelerine göre; oluşturulan komisyon tarafından, ilgili köyün halihazır ve gelişme durumu ile konut ve genel ihtiyaçları dikkate alınarak köy yerleşim planının düzenleneceği, anılan planın valinin onayı ile kesinleşeceği, planda belirlenen yerlerden, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan, mer'a, yaylak, seyrangah, yol, harman ve panayır yerleri gibi alanlar ile hazinenin mülkiyetinde olup kamu hizmetine tahsis edilmemiş taşınmaz malların, onayla birlikte bu vasıflarını kaybederek köy tüzel kişiliği adına resen tapuya tescil edileceği ifade edildikten sonra; özellikle yasanın Ek.13. maddesinde "Köy Tüzel Kişiliği adına, köy yerleşme planına göre en çok 2000 m2 olmak üzere tescil edilen parseller köyde ikamet eden ve köy nüfusuna kayıtlı olup, evi bulunmayan ihtiyaç sahiplerine ihtiyar meclisi kararı ile rayiç bedel üzerinden satılır" hükümlerine yer verilmiş; satılan parsellere satış tarihinden itibaren en geç 5 yıl içinde bina yapılması zorunluluğu getirilmiş; 10 yıl süre ile devir ve temlik yasağı konulmuştur.
Yasa gereği çıkarılan "Uygulama Yönetmeliği"nde de aynı hususlara yer verilmiştir.
Dava konusu taşınmazın da bulunduğu köy yerleşim alanının, İl Özel İdaresi ile Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki yerlerden iken tapuya bağlanmış taşınmazlardan oluştuğu da sabittir.
Diğer taraftan dava konusu taşınmazın öncesi devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden iken 3367 yasa ve buna göre çıkarılan yönetmelik uyarınca, köyde oturan, köy nüfusuna kayıtlı, evi bulunmayan ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak şartıyla köy tüzel kişiliği adına tescil edilmiş ve daha sonra da satıştan ziyade tahsisi amaçlı olarak köy tüzel kişiliği tarafından ihtiyaç sahiplerine verilmiştir.
O halde tüm köyün ve köy halkının yaşam düzenini, yerleşimini yakından ilgilendiren, öncesi köylünün kullanımına açık bir yer iken ihtiyar meclisi kararı ile yasal düzenlemeye aykırı şekilde hak sahibi olmayan kişilere verilmesi olasılığının her zaman bulunması ihtimali karşısında öncesi kamusal nitelikli bu taşınmazların yasanın konuluş amacı dışında yapılmış işlemlerinin yargı mercileri önüne getirilip tartışılmasında hazinenin hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir.
Uygulamada genel kabul gören görüşe göre, dava hakkının sözleşmenin taraflarına ve bir subjektif hakkı dava etme yetkisinin o hakkın sahibine ait olduğu, üçüncü kişilerin dava hakkının bulunmadığı kabul edilmektedir.
Bu kuralın kesin olmadığı ve ayrık durumların yasa ve yerleşmiş Yargıtay uygulaması ile belirlendiği gözlenmektedir. Anayasanın "hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı yada davalı olarak sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Bu hak temel haklardan olup, yine Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan özel haller dairesinde yasayla sınırlandırılabilir. Oysa yasalarımızda ( BK.111 ), iki tarafın niyeti, BK. nun 18 ve MK.nun 2. maddesindeki objektif iyiniyet kurallarının ışığı altında yasalarımızda da açık hüküm bulunmasa bile sınırlı sayıda da olsa üçüncü şahsın aktif husumete yetkisine ( davacı olma sıfatına ) sahip olduğu, hukukumuzun kaynaklarından olan yargı içtihatları ile kabul edilmektedir. ( Bkz.Y.H.G.K. 7/11/1962 gün E: T/35 K:41, 31/1/1996 gün E:1995/11-980 K.1996/8 ).
Hal böyle olunca; yukarda değinilen hakka sahip hazinenin davada sıfatının varlığı da kabul edilmelidir. Bu nedenlerle Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Belirtilen sebeple direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, yapılan ikinci görüşmede, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy