(1163 S.K. m.2/2,14/3)
Dava: Taraflar arasındaki "tapudaki haciz şerhinin kaldırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 14.Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 27.2.2002 gün ve 799-86 sayılı kararın incelenmesi davalı SSK. Başkanlığı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 4.11.2002 gün ve 11138-12253 sayılı ilamiyla; ( ...Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davalı Yusuf'un diğer davalı kooperatifteki üyeliğini 31.7.1998 tarihinde davacıya hisse devir sözleşmesi ile devrettiği kooperatif tarafından devir işleminin kabule değer görülmediği, bunun üzerine davacının 7.Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı 1998/997 esas 2000/83 karar sayılı dava sonunda davacının kooperatif üyeliğinin tespitine karar verildiği yargılama aşamasında ferdi mülkiyete geçilerek 13.5.1999 tarihinde davalı Yusuf adına sicilin oluştuğu dikkate alınarak tapunun da davacı adına tesciline karar verildiği bu hükmün temyiz edilmeksizin 18.7.2000 tarihinde kesinleştiği ancak kesinleşmeden önce davaya konu edilen haciz şerhlerinin sicile işlendiği anılan şerhlerin bir kısmının davalının SSK.'ya olan borçlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Davacının, kooperatifteki pay devrinden ibaret olan kişisel hakkına dayalı olarak açılıp, kesinleşen ticaret mahkemesi hükmünün inşai ( kurucu ) nitelikte olduğu tartışmasızdır. Söz konusu hükümle birlikte mülkiyet hakkının davacıya geçeceği onun yararına hüküm ifade edeceği kuşkusuzdur. Bu durumda sicil davalı Yusuf üzerinde iken SSK. tarafından konulan haciz şerhlerinin de geçerliliğini koruyacağı da muhakkaktır.
Hal böyle olunca, davacı yararına oluşan tescil ilamının kesinleşmesinden önce davalı Sosyal Sigortalar Kurumu ( SSK ) yararına konulan haciz şerhlerinin korunması gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. davalı S.S.Kurumunun temyiz itirazları yerindedir. ... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tapu kaydına konulan haciz şerhinin kaldırılmasına ( terkinine ) ilişkindir.
Dava dışı Yusuf Demirkoparan S.S.Limonçiçeği Konut Yapı Kooperatifinin 10 nolu üyesi iken Ankara 26.Noterliğinin 31.7.1998 gün ve 20571 yevmiye numaralı kooperatif hisse devri sözleşmesi ile üyeliğini ve çekilen kura neticesinde adına isabet eden A-20 Blok 3 numaralı hissesini davacı Yüksel Çiftçiye aktif ve pasifi ile devir etmiştir.
Davacının, kooperatif üyeliğine kabulü hakkındaki istemi, Yönetim Kurulu'nca, kooperatif genel kurulunun 18.10.1998 günlü kararı gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.
Bu arada kooperatifçe ferdileşmeye geçildiğinden davacıya devredilen daire 13.5.1999 tarihinde Yusuf Demirkoparan adına tapuda tescil edilmiştir.
Davacı Yüksel Çiftçi 27.11.1998 tarihli dava dilekçesi ile kooperatife üye alınmasına engel teşkil eden Kooperatif Genel Kurul kararının ve Yusuf adına oluşturulan tapu kaydının iptali için dava açmış ve Ankara 7.Asliye Ticaret Mahkemesi 18.7.2000 tarihinde kesinleşen kararı ile "Davalı S.S.Limonçiçeği Konut Yapı Kooperatifinin 18.10.1998 günlü genel kurul kararının 2. maddesinin son fıkrasında yer alan " .... eski Yönetim Kurulu üyelerinden Yusuf Demirkoparan'ın kooperatifteki üyeliklerinin devir işlemlerinin yapılmaması..." şeklindeki 22.11.1998 tarihli tutanağın iptali ile davacının davalı kooperatifin üyesi olduğunun tespitine", Yusuf adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile Yüksel Çiftçi adına tesciline karar verilmiştir.
Taraflar arasında dava devam ederken Çankaya Sigorta Müdürlüğü adına 17.1.2000 tarih 413 yevmiye numara ile, Ankara 8.İcra Müdürlüğünün 11.4.2000 tarih ve 3876 yevmiye numarası ile, aynı İcra Müdürlüğünün 14.8.2000 gün ve 7740 yevmiye numarası ile ve Ankara Sigorta İl Müdürlüğünün 19.12.2000 gün ve 11112 yevmiye numarası ile tapu kaydına haciz şerhleri konulduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, kişisel hak doğuran bu haciz şerhlerinin davacının hakkı karşısında bir üstünlük sağlayıp sağlamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Ankara 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen kararında da açıklandığı gibi 1163 sayılı Kooperatif Kanununun 2/2 maddesi gereğince, kooperatif anasözleşmesinde ortaklara taşınmaz mal temlik edileceği hakkındaki taahhütlerin başka bir resmi şekil aranmaksızın geçerli olacağı hükmünü içermekte olup, bu hüküm taşınmaz mal satış vaadinin geçerliliği için noterlikçe resen düzenlenen bir sözleşme yapılması zorunluluğunu koyan BK.nun 213 ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60/3 maddesinin kooperatif ortakları yönünden uygulanmayacağını, anasözleşmedeki taahhüdün başka bir şekil şartı aranmaksızın geçerli olacağını belirtmiştir. Taşınmaz mal satış vaadi, karşılıklı taahhütleri içeren iltizami bir işlemdir. Taşınmaz malın tapuya tescili ise MK. 633/1 maddesi hükmü uyarınca, mülkiyetin edinilmesi için şarttır ve tasarrufi bir işlemdir.
Somut olayda, dava dışı kooperatifin konut yapı kooperatifi olduğu, ortak Yusuf'un davacıya hisse devri yaptığı tarihte kura çekildiği ve kurada kendisine A-20 Blok 3 numaralı daire isabet ettiği ve üyelikle birlikte kurada kendisine isabet eden daireyi de davacıya devir ettiği ve devir tarihi olan 31.7.1998 günü itibariyle davacının 1163 sayılı Yasanın 2/2 maddesi uyarınca taşınmaz üzerinde kişisel hak sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
Dava dışı kooperatifin anasözleşmesinin 17 nci maddesinde "Ortaklık, yazılı olarak yönetim kuruluna bildirilmek suretiyle 10 ncu maddedeki ortaklık şartlarını taşıyan kişilere devredilebilir. Yönetim Kurulu, bu şekilde ortaklığı devralan kişiyi ortaklığa kabulden kaçınamaz" denilmiştir.
Yine bu madde de sözü geçen 10 ncu madde, konut yapı kooperatifleri için ortaklık şartları olarak,
1- Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip gerçek kişi olmak,
2- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
3- 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 9. maddesinde sayılan tüzel kişilerden olmak şartlarını benimsemiştir.
Diğer taraftan 1163 sayılı Yasanın 3476 sayılı Yasa ile değişik 14/3 maddesinde koşulları varsa yönetim kurulu, ortaklığı devir alanı, ortaklığa kabul zorundadır. Nitekim görülüp kesinleşen davada kooperatif davacının anasözleşmede yazılı koşulları taşımadığını iddia etmemiştir.
Yeri gelmişken davacının S.S.Limonçiçeği Konut Yapı Kooperatifi ve Yusuf Demirkoparan hakkında açtığı ve kesinleşen Ankara 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin E:1998/997 K:2000/83 sayılı kararının etkilerinin irdelenmesi gerekir.
Yusuf Demirkoparan yukarıda anılan hisse devir sözleşmesi ile ortaklığını ve kura çekiminde kendisine isabet eden daireyi davacıya 31.7.1998 tarihinde devir etmiştir. Yusuf devir konusunda davacı ile bir uyuşmazlık çıkarmamıştır. Kooperatif, anasözleşme ve 1163 sayılı Yasanın 3476 sayılı Yasa ile değişik 14/3 maddesi uyarınca davacının üyeliğini 31.7.1998 tarihinden geçerli olarak kabul zorunda olduğu halde bu konuda uyuşmazlık çıkarmış ancak mahkeme kararı ile davacının üyeliği kabul edilmiştir. Mahkemenin davacının üyeliğinin tespitine engel teşkil eden kooperatif genel kurulunun kararını iptal edip davacının üyeliğini tespit kararı, geçmişe etkili inşai davalardandır. Geleceğe etkili inşai davalarda davanın kabulü halinde verilen kararlarda, hukuki durumdaki değişiklik ( yeni hukuki durum yaratılması ) ancak inşai kararın ( hükmün ) kesinleşmesi ile meydana gelir. Örneğin eşler ancak hakimin boşanmaya ilişkin verdiği kararın kesinleştiği tarihte boşanırlar. Oysa geçmişe etkili hükümler işlemin yapıldığı tarihe giderek o işlemin yapıldığı tarih itibariyle ortadan kaldırırlar. 1163 sayılı Yasanın 53, Anonim Şirketler hakkında TTK. 381 vd. maddelerinde açıklandığı gibi genel kurul kararlarının iptaline ilişkin kararlar bozucu yenilik doğuran kararlardandır. Mahkemece verilen iptal ve üyeliğin tespiti kararı geçmişe etkili olarak kooperatifçe alınan kararı ortadan kaldırır. Başka bir ifade ile genel kurulca bu konuda sanki hiç karar verilmemiş bir durum ortaya çıkar. ( Bkz.Prof.Dr. Halil Arslanlı Anonim Şirketler C.II-III, s.89 )
Bu durumda mahkemenin kesinleşen kararı geçmişe etkili olduğundan, davacının hisse devri 31.7.1998 tarihinde gerçekleşmiş olup bu tarih itibariyle kendisine devredilen A-20 Blok 20/3 nolu dairede kişisel hak sahibi olmuştur.
Öte yandan 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 35 nci maddesine göre, devralan ortak, ortaklığın bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte devralmaktadır. Bu durumda aksi kararlaştırılmadıkça devir edenin devir tarihinden önceki borçları hisseyi devralan yeni ortağa geçer. Devir tarihinden sonra eski ortağın borçları devir alanı bağlamaz.
Üyeliğin tespiti ve tapu kaydının iptali davası devam ederken, Kooperatifçe konut kuraları çekilmiş ve ferdileşmeye geçilmek suretiyle Noter kura tutanağı tapu sicil memurluğuna gönderilmiş Yusuf kooperatif ortaklığını devir ettiği halde taşınmaz 13.5.1999 tarihinde tapuda Yusuf adına tescil edilmiştir.
Yukarıda değinildiği gibi, üyeliğin tespiti ve kooperatif Genel Kurul kararlarının iptali hükümleri geçmişe etkili, bozucu yenilik doğuran haklardır. Üyeliğin tespiti ve Genel Kurul kararının mahkeme kararı ile iptali sonucunda, genel kurul kararı hiç verilmemiş olur. Somut olay itibariyle davacı 31.7.1998 tarihi itibariyle kooperatifin ortağı olmuştur. Devir edene ait A-20 Blok 3 Nolu bağımsız bölüm devir tarihi itibariyle davacıya geçmiş olur. MK.930 maddesi uyarınca ayni haklar tescil ile doğar. Mülkiyet hakkı tescil ile doğmakla birlikte, Türk Medeni Kanunu tescil ile mülkiyet hakkının doğumunu sebebe bağlı bir hukuki işlem olarak kabul etmiştir. Bunun sonucu olarak mülkiyet hakkının tescil ile doğabilmesi için bu tescilin geçerli bir hukuki sebebe dayanmasını zorunlu saymıştır ( Prof.Dr. S.S.Tekinay, Eşya Hukuku İst.1978, s.208 vd, Saymen-Elbir, s.187 ).Bir hukuki işlemin geçerli ve sağlıklı kabul edilebilmesi için iyiniyet kurallarına dayanması asıldır.
Örneğin kadastro tespitine itiraz edilmiş ise, Kadastro Kanunu hükümleri uyarınca, itiraz incelenip mahkeme eliyle kesin sonuca bağlanmadan, tapu sicilinin oluşturulması olanaksızdır. Kadastro Mahkemesindeki dava kesinleşmeden oluşturulan tapu sicili hukukça değer taşımadığından, kütüğe iyiniyetle güven ilkesi burada söz konusu olmaz.
Somut olayda, 1163 sayılı Yasanın emredici 14/3 maddesine göre, Kooperatif Yönetim Kurulu davacıyı kooperatif ortaklığına kabul etmek zorunda iken emredici yasa kuralına aykırı olarak uyuşmazlık çıkarması doğru olmadığı gibi, ayrıca Kooperatif Genel Kurulunun, Yusuf'un payını devretmesini yasakladığı ve davacı tarafından Genel Kurul Kararının iptali davası açıldığı ve bu davanın olumlu sonuçlanması halinde bunun geriye etkili hüküm doğuracağı bilindiği halde, uyuşmazlık konusu taşınmaz ile ilgili davanın sonucu beklenip, hasıl olacak sonuç çerçevesinde durumun tapu sicil müdürlüğüne bildirilmesi gerekirken, ortada ortaklığın tespiti ve Genel Kurul Kararının iptali davası yokmuşçasına tapu sicilinin oluşturulmasında kooperatifin iyiniyetli olmadığı açık olduğu gibi, payını devir etmesine karşın tapu sicili oluşturulmasına karşı çıkmayan Yusuf'un da bu sicilin meydana gelmesinde iyiniyetli olduğundan söz edilemez. Yukarıdan beri anlatılanların ışığında şu sonuca varılmalıdır.
Kesinleşen mahkeme kararı ile davacının ortaklığı 31.7.1998 tarihinden geçerli olmasına karşın, Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilen tescil belgeleri ( kura çekimine ilişkin belgeler ) geçerli bir hukuki sebebi oluşturmadığından tapu sicili yolsuz bir şekilde oluşturulmuştur. Nitekim mahkemece bu husus dikkate alınarak Yusuf adına oluşturulan tapu kaydı iptal edilmiştir.
Bu durumda davalıların, yolsuz şekilde sicilde oluşan bu şekli kayda dayanarak MK.919/II maddesi uyarınca şahsi haklarından bulunan haciz şerhini sicilde oluşturmaları, davacının durumunu ağırlaştıramaz.
Mahkemece, sonucu itibariyle yukarıda yazılı gerekçelere dayalı direnme kararı yerinde olup, yerel mahkeme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 17.12.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy