(5521 S. K. m. 7, 15) (506 S. K. m. 79) (1086 S. K. m. 429) (HGK 18.10.1989 T. 1989/2-541 E. 1989/534 K.) (HGK 21.02.1990 T. 1990/13-10 E. 1990/117 K.) (HGK 23.02.1994 T. 1993/8-936 E. 1994/94 K.)
Taraflar arasındaki iptal davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Onikinci İş Mahkemesince davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 11.09.2002 gün ve 2001/358-2002/2769 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 19.11.2002 gün ve 2002/8142-8964 sayılı ilamı ile; (...Dava dilekçesinin genel anlatım biçimine göre ayrıca idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi istendiğinden bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş bulunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davalı kurumca yapılan ölçümleme sonucunda tahakkuk ettirilen ceza ve idari para cezasının iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı SSK vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece; (Dava dilekçesinin genel anlatım biçimine göre ayrıca idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi istendiğinden bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş bulunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.) gerekçesiyle bozulmuştur.
Taraflar bozmaya uyulmasını istemişler, yerel mahkeme önceki kararında direnmiştir. Hükmü davalı SSK vekili temyiz etmiştir.
İşin esasının görüşülmesine geçilmezden evvel her iki taraf vekillerinin bozmaya uyulmasını istemeleri karşısında mahkemece direnme kararı verilmesine usulen olanak bulunup bulunmadığı, ön sorun olarak incelenip, tartışılmıştır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi hükmüne göre, Hakim, Yargıtay'ın bozma kararı üzerine tarafları duruşmaya çağırıp dinledikten sonra bozma ilamına uyulup uyulmayacağına karar verir.
Görülüyor ki hakim, kural olarak Yargıtay bozma kararına uyup uymamak konusunda tarafların düşünce ve istekleri ile bağlı olmayıp, bu yönden serbest davranmak, uyma ya da direnme kararı vermek yetkisine sahiptir.
Diğer taraftan, nizalı kazada eğer bozma kararına karşı diyecekleri sorulan tarafların bozma kararına uyulmasını istemeleri, bozma nedenleri bakımından bozma kararına uyulmasını isteyen tarafı bağlayabilecek ve davayı karşı taraf yararına sona erdirebilecek bir nitelik taşıyorsa böyle bir durumda hakimin artık direnme kararı vermesi olanağı bulunduğundan da söz edilemez. Eş söyleyişle, bozma nedenlerinin Kamu düzenine ilişkin ve dolayısı ile hakimin kendiliğinden (resen) gözönünde bulundurulması gereken sebeplerden olmaması halinde taraflar veya vekilleri, bozma kararına uyulmasını istemişlerse, artık mahkeme önceki kararda direnemez.
Yargıtay'ın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulaması da bu doğrultudadır (Hukuk Genel Kurulu'nun 18.10.1989 gün 541-534, 21.2.1990 gün 10-117, 7.10.1990 gün 439-562, 19.2.1992 gün 635-82, 23.2.1994 gün 936-94 sayılı kararları).
Bu bağlamda somut olay incelendiğinde; eldeki dava çekişmesiz yargıya ilişkin olmayıp, ortaklığın giderilmesi davasında olduğu gibi, çift yönlü bir dava niteliğinde de değildir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa dayalı ve kurumca tahakkuk ettirilen idari para cezasının iptaline yönelik olarak açılmış, çekişmeli yargıya ilişkin bir davadır ve taraf iradelerinin hukuki sonuç doğurabileceği niteliktedir.
Yeri gelmişken, uyuşmazlığın kamu düzenine ilişkin ve dolayısıyla taraf iradelerinin hukuki sonuç doğurmasına engel olacak bir yönünün olup olmadığını irdelemekte de yarar vardır.
İlkin belirtmelidir ki, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesinde İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında hüküm verilir. İş Kanununun 79 uncu maddesinde yazılı uzlaşma teşebbüsünün yapılmamış olması davanın kabulüne ve görülmesine mani teşkil etmez. hükmü yer almakta, aynı kanunun 15. maddesinde ise; Bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır. denilmektedir. Kanunda İş mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıkların bir ayrıma tabi tutulmadan kamu düzenine ilişkin oldukları yönünde açık bir hüküm bulunmadığı gibi, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda da bu konuda açık bir hükme yer verilmemiştir. Açıklık bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun uygulanacağı kuralı karşısında anılan hükümlerin tümünün birlikte genel hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir.
Geniş bir bakış açısıyla bakıldığında, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin hükümler kural olarak, Anayasamızda öngörülen kamusal yönü gereği kamu düzenini ilgilendirmektedir. Gerek Sosyal Sigortalar Kurumunun işlevi gerekse sigortalının gerçek durumunun tespitine yönelik bir çok hüküm kamu düzenine ilişkindir. Bunun en tipik örneği hizmet tespiti davalarıdır.
Ne var ki, bu kuralın aksine sosyal güvenlik hukukuna ilişkin olmakla birlikte kamu düzenine ilişkin olmayan, kamusal yönünden çok kişisel yönü ağır basan hükümler de mevcuttur. İşverenin idari para cezasının kaldırılmasına yönelik eldeki davasının niteliği ve bozma kapsamı da bunlardandır.
Kamu düzenine ilişkin olmayan ve dolayısı ile hakimin kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurması gerekmeyen temyize konu davada, Özel Daire'ce Mahkeme Kararının bozulmasını takiben, davacı vekili 30.01.2003 tarihli dilekçesinde ve 12.03.2003 tarihli oturumda, davalı vekili ise 12.03.2003 tarihli oturumda bozma ilamına uyulmasını istemişlerdir. Tarafların bu kabulleri hukuki sonuç doğurabilecek niteliktedir. Mahkemenin her iki tarafın bozmayı kabul yönündeki bu irade açıklamalarını nazara almadan direnme kararı vermesi olanaklı değildir.
Mahkemece yapılacak iş, bozma kararına uymak ve ele almadığı davacının idari para cezasının kaldırılması talebini de değerlendirerek, bir karar vermek, olmalıdır.
Hal böyle olunca, mahkemece bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde, direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 25.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy