(506 S. K. m. 63) (3201 S. K. m. 6, 7, 8, 9, Geç. m. 2) (YHGK. 16.04.2003 T. 2003/10-285 E. 2003/294 K.)
Dava: Taraflar arasındaki kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.12.2001 tarih ve 207-327 s. kararın tetkiki davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 01.10.2002 tarih ve 5757-6955 s. ilamiyle;
(...Davanın dayanağı 506 s. Yasanın 63 ve 3201 s. Yasanın 6-9 ve geçici 2. maddeleridir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı, murisinin işsizlik ve hastalık yardımı almaya devam ettiği 01.09.1992-30.07.1997 tarihleri arasındaki süre hariç olmak üzere 01.10.1997 gününden itibaren kesilen aylığın devamına fakat, 01.09.1992 ile 30.07.1997 tarihleri arasında kalan taleplerin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Oysa Kurum; davacının murisi olan sigortalı Mahmut'a ödemiş olduğu aylıkları davacıdan isteyemez. Çünkü, murise sağlığında ödenen aylıklar terekeye dahil edilemez. Terekeye dahil olmayan aylıkların da mirasçıdan talep edilmesi hukuk dışıdır.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kurumca iptal edilen borçlanma ve yaşlılık aylığının geçerli olduğunun ve davacının davalı kuruma borçlu bulunmadığının tespiti ile kesilen yaşlılık aylığının bağlanması isteminden ibarettir.
Davacı, murisinin 3201 s. yasadan yararlanarak, yurt dışı hizmetini döviz karşılığında borçlandığını ve kurumca murisine, onun ölümü ile kendilerine maaş bağlandığını, ancak kurumca daha sonra yurda kesin dönüş koşulunun gerçekleşmemesi gerekçe gösterilerek yapılan borçlanma ve bunun sonucunda verilen yaşlılık aylığının haksız olarak iptal edildiğini savlayarak, borçlanma işleminin iptal edilmesine ve ödenen yaşlılık aylıklarının geri alınmasına ait kurum işleminin iptal edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı kurum vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, davacının murisinin Almanya'da işsizlik yardımı aldığı süre içerisinde kesin dönüş yapmış sayılamayacağından bu kısma ait kurum işleminin doğru olduğu, ancak işsizlik yardımının bitiş tarihi olan 30.9.1997 tarihini takip eden aybaşından itibaren, kesin dönüş koşullarının gerçekleşmiş sayılacağından, emekli maaşının bağlanması gerektiğinin saptanmasına ve davalı kurumun emeklilik işleminin iptal edilmesine ait işlemin 1.10.1997 gününden itibaren iptal edilmesine dair kurduğu hüküm, Özel Dairece, Kurumun davacının murisi olan sigortalı Mahmut'a ödemiş olduğu aylıkları davacıdan isteyemeyeceği, murise sağlığında ödenen aylıkların terekeye dahil edilemeyeceği bu sebeple terekeye dahil olmayan aylıkların da mirasçılardan istenmesinin hukuk dışı olduğu gerekçesi ile bozulmuş, Yerel Mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davanın niteliği ve temyiz edenin sıfatına göre, bozma ilamının usuli kazanılmış hak kurallarına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacının mirasbırakanı Mahmut'un 21.7.1970 ila 31.12.1991 arasında eylemli olarak Almanya'da çalıştığı, 13.8.1992 gününde Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurarak, 3201 s. Yasadan yararlanmak istediğini bildirdiği, kurumca istemi uygun bulunarak borçlanma işlemi yapılıp, 1.9.1992 gününde kendisine, 26.10.1999 gününde ölünce de yakınlarına maaş bağlandığı, Almanya Sigorta Merciinden gelen yazıya göre, sigortalı Mahmut'un 2.1.1992 ila 30.9.1997 tarihleri arasında işsizlik yardımı aldığının bildirilmesi üzerine, Sosyal Sigortalar Kurumunca 13.2.2001 günlü yazı ile, yapılan borçlanma işleminin iptal edilmesine karar verildiği, davacıya ödenmekte olan maaşın kesildiği daha önce yapılan ödemelerin tahsili için ise bu dosyadan ayrı olarak davalar açıldığı anlaşılmaktadır.
Yeri gelmişken değinmekte yarar vardır ki; çalışan işçilerin, bulundukları ülkede hastalık yada işsizlik yardımı almaları halinde, bir iş beklentisi içerisinde bulundukları kabul edildiğinden, yurda kesin dönüş koşulunu yerine getirmedikleri kabul edilmektedir.
Gerçekten bu konuda sözü edilen 3201 s. kanunun 6. maddesinin (B) fıkrası, sistemi doğrudan olmasa bile, dolaylı şekilde ortaya koymuş, yurt dışından kesin dönüş yapılmasına ve kendilerine yaşlılık aylığı bağlanmasına karşın, yurt dışında çalışmak isteyenler yönünden Kurumca yapılması gereken işlemleri belirlemiştir. Buna göre; yurt dışından kesin dönüş yapan bir kimsenin yeniden yurt dışında çalışması halinde; çalıştığı süre kadar yaşlılık aylığı kesilecek bu kişinin yurda dönüşünde; isterse çalıştığı süre kadar borçlanmak suretiyle; yaşlılık aylığı oran ve miktarı arttırılacak, isterse, eski aylık olduğu gibi ödenmeye devam edecektir. Böylece denilebilir ki, 3201 s. kanun sisteminde yeniden yurtdışı çalışma söz konusu olduğunda, yaşlılık sigortasından bağlanan aylıklar ödenmemekte ve sosyal güvenlik askıya alınmaktadır. Bu durumun sonucu olarak, yaşlılık aylığı bağlanması sırasında, yurda kesin dönüş koşulunun gerçekleşmediği hallerde yapılacak işlem veya uygulanacak yaptırım yaşlılık aylığının bağlanmaması ve kesin dönüş gününe kadar işlemlerin hukuken askıya alınması, istem olursa yatırılan borçlanma bedelinin iadesidir. Yaşlılık aylığı bağlanmış olması halinde ise bağlanan aylığın kesilmesi ve kesin dönüşe kadar ödenen aylıkların geri alınmasıdır.
Nitekim; 506 s. kanun sisteminde, yurt içerisinde çalışanlar için uygulanan yaptırım da belirtilen biçimde olmaktadır. Yargıtay uygulamasında kabul edildiği üzere, yurt içi çalışan bir sigortalının, yaşlılık aylığından yararlanmak için kuruma başvurduğunda, işten ayrılma koşulu gerçekleşmemişse, bu kişiye yaşlılık aylığı bağlanmamakta veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra, bu koşulun yokluğu anlaşıldığında; aylıklar kesilmekte ve ödenenler geri alınmaktadır. Bunun ötesinde; 506 s. kanunun 3279 s. kanun ile değişik 63. maddesinde kabul edildiği biçimde; yaşlılık aylığı alanlar, Sosyal Güvenlik Destek primi ödeme koşuluyla; yaşlılık aylığı kesilmeden çalışmalarını sürdürebilmektedirler. En önemlisi işten ayrılma veya yurt dışından dönüş koşulunun yokluğu, kişinin sosyal güvenlik haklarının büsbütün ortadan kaldırıcı bir neden olarak yasalarda öngörülmemiş, sadece; aylığın başlatılmaması veya aylığın kesilmesi şeklinde yaptırıma bağlanmıştır. (Y.HGK.16.04.2003 tarih ve 2003/10-285 E. 2003/294 K.).
Açıklanan bu husus Yerel Mahkemenin de kabulündedir. Mahkemenin değinilen bu ilkeleri esas alarak verdiği hüküm davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekilince, mahkeme hükmünün yeterince açık olmadığı savı ile temyiz edilmiştir.
Ne var ki, Özel Dairece, görülmekte olan dava Sosyal Sigortalar Kurumunca sigortalı ve yakınlarına ödenen maaşların istirdadı davası olduğu düşüncesi ile, murise ödenen maaşların mirasçılardan istenemeyeceği gerekçesi ile karar bozulmuştur. Oysa, Sosyal Sigortalar Kurumu'nca ödenen maaşların geri alınması (istirdadı) konusunun, aynı mahkemenin 2001/269 Esas ve 2001/250 Esas sayılarına kayıtlı başka dosyalarında çözüme bağlanacağı, görülmekte olan davanın ise, kurum işleminin iptal edilmesine yönelik olduğu giderek, sair davalar için görülmekte olan davanın bir bekletici sorun oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, somut olaya baktığımızda, kurum işleminin kısmen iptal edilmesine ait olarak verilen Yerel Mahkeme kararının davacı lehine davalı Kurum aleyhine olduğu, kararı sadece davalı Kurumun temyiz ettiği, oysa ki, bozma ilamının kararı temyiz eden davalı Kurum aleyhine sonuç doğuracak nitelikte ve dava konusu ile uyumsuz olduğu sonucuna varılmakla direnme kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, yerel mahkeme hükmünün esasına yönelik Sosyal Sigortalar Kurumu vekilince ileri sürülen temyiz nedenleri incelenmediğinden, dosya Dairesine gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle yerel mahkemenin direnme kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan davalı vekilinin temyiz itirazlarının tetkiki için dosyanın 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine 15.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy