(6762 S. K. m. 52, 57) (551 S. K. m. 15) (Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası Bir İttihat İhdas Edilmesine Dair Paris Anlaşması (Paris Sözleşmesi) m. 8, Mük. m. 6-1) (556 S. KHK. m. 6, 7, 9, 36)
Dava: Taraflar arasındaki "ret kararının iptali ve markanın tanınmış marka olduğunun tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.1.2001 gün ve 1999/739-2001/5 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 25.6.2001 gün ve 2001/3610-5701 sayılı ilamı ile,
(...Davacı vekili, müvekkilinin 97/15735 kodla işlem görmekte olan "L. P. G." ibareli marka başvurusunun, mezkur ibarenin aynı veya aynı türdeki mallar için dava dışı T. Dış Ticaret Ltd. Şti. adına tescili bulunan "L. P." markası ile benzer olduğu gerekçesiyle davalı tarafından reddedildiğini, itiraz üzerine Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nca da itirazın reddedildiğini, markanın dünyaca tanınmış ve birçok ülkede de tescili bulunduğunu, Türkiye'de de ithalatçı M. Kırtasiye Ltd. Şti. tarafından 1993 yılından beri pazarlandığını, tanınmış markaların Paris Sözleşmesinin 1 'nci mükerrer 6'ncı maddesi ve 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7/1 'nci maddesi hükümlerine göre koruma altında olduğunu, dava dışı T. Dış Ltd. Şti. hakkında marka iptali davası açıldığını ve halen görülmekte olduğunu ileri sürerek, davacı markasının tanınmış olduğunun saptanması ve davalının ret kararının iptalini istemiştir.
Davalı vekili, davacının tescilini istediği markanın dava dışı T. Dış Ltd. Şti. adına tescilli marka ile aynı olduğunu, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WİPO) tarafından hazırlanan dünyaca tanınmış marka kriterlerini de taşımadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporu ile Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesinin 1994/14 esas sayılı kesinleşen dosya içeriğine göre davacının markasının tanınmış marka olduğu, dünyanın birçok ülkesinde tescilinin yapıldığı, dava dışı T. Dış Ltd. Şti. adına yapılan tescilin de mahkemece iptal edilip kesinleştiği Paris Sözleşmesinin 6'ncı mükerrer maddesine göre kötü niyetli tescil işleminin süreye bağlı olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı markasının tanınmış marka olduğuna ilişkin tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, davalı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Ancak, davadaki istemlerden bir diğeri, davalı Türk Patent Enstitüsü'nün Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname'nin 36'ncı maddesi gereğince verdiği ret kararının iptali istemine ilişkindir. Anılan kurulca itiraz tarihindeki hukuki durum değerlendirilerek 15.3.1999 tarihinde davacının itirazı reddedilmiştir. Dava dışı T. Dış Tic. Ltd. Şti.'ne ait markanın iptali kararı ise 6.10.2000 tarihinde kesinleşmiştir. Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun kararı tarihinde henüz 3'ncü kişi adına tescilli bir marka bulunduğuna göre, itirazın reddinde anılan kararname hükümlerine aykırılık yoktur. Bu durumda davanın bu yöne ilişen bölümünün reddine karar verilmesi gerekir iken, yazılı gerekçeyle kabul kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, marka tescili istemiyle yapılan başvurunun reddi kararının ve buna yönelik itirazın reddine dair kararın iptali, markanın tanınmış marka olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Davacı L. P. Company S.P.A. vekili, davacının "L. P. G." ibareli marka başvurusunun, davalı tarafından, mezkur ibarenin aynı veya aynı türdeki mallar için daha önce 9.7.1996 tarihinde dava dışı T. Dış Ticaret Ltd. Şti. adına tescil edilmiş olan L. C. P. markası ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olduğu gerekçesiyle, 556 Sayılı KHK.'nin 7/b. maddesi uyarınca reddedildiğini; buna yapılan itirazın da, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Başkanlığınca reddedildiğini; her iki ret kararının 556 Sayılı KHK. hükümlerine, Paris Sözleşmesine, fiili duruma, içtihatlara, hakkaniyete ve MK. 'nun 2. maddesine aykırı olduğunu; zira, davacı şirketin kalem sektöründe dünyaca ünlü bir müessese olup, ürünlerini dünyanın birçok ülkesinde tescilli ve çok tanınmış L. P. markaları adı altında pazarladığını, L.P. markalarını taşıyan kalem ve parçaların 1993 yılından beri ülkemize ithal edilip satıldığını, 1998 yılından itibaren de başka şirketlerce Türkiye'de üretildiğini, çok tanınmış markaların Paris Sözleşmesi'nin 1. mükerrer 6. maddesi ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki KHK'nin 7. maddesi (i) bendi hükümleri çerçevesinde koruma altında bulunduğunu, sahibinin onayı bulunmaksızın, tanınmış oldukları mamullerden başka mamuller veya hizmetler için dahi tescil edilemeyeceklerini, L. P. ibaresinin aynı zamanda davacı şirketin ticaret unvanı olduğunu, bu nedenle Paris Sözleşmesinin 8. maddesi ve Türk Ticaret Kanunu'nun 52., 57/5. maddeleri gereğince de koruma altında bulunduğunu; dava dışı marka sahibi hakkında marka iptali için ayrı bir dava açıldığını; kaldı ki, tescili talep edilen markanın söz konusu mamuller ile ilgili öncelikli kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış olması karşısında, 556 Sayılı KHK'nin 7. maddesinin son bendi uyarınca tescil talebinin reddedilemeyeceğini ileri sürerek; davacı markasının tanınmış marka olduğunun tespitine; davalı Türk Patent Enstitüsü Başkanlığının ve Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulunun ret kararlarının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı vekili, 556 Sayılı KHK' nin 7/b bendi gereğince aynı tür mal ve hizmetlerle ilgili olarak, tescilli bir marka ile aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer bulunan markaların tescil edilemeyeceğini, davacı başvurusunun reddine neden olan L. P. ibareli markanın, daha önce 9.7.1996 tarihinde usul ve yasaya uygun olarak başkası adına tescil edildiğini, mükerrer tescile yol açacağı için davacı başvurusunun reddedildiğini; tescilli marka ile redde konu davacı markasının kullanıldığı malların ve davacının L. P. G. ibareli marka başvurusu ile, tescilli L. P. markasının aynı olduğunun açık bulunduğunu, davacı markasının, Türk Patent Enstitüsünce "tanınmış marka" olarak değerlendirilmediğini, zira, bir markanın tanınmış marka olarak kabul edilebilmesi için aranan kriterleri taşımadığını, Dünyada bir çok ülkede tescilli olmasının bir markanın tanınmış marka olduğu anlamına gelmeyeceğini, Paris Sözleşmesinin 8. maddesinin, Birlik Ülkelerine ticaret unvanını marka olarak tescil yükümlülüğü de getirmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece verilen; İtalya uyruklu davacı şirketin L. P. C. markasını 1986 yılından itibaren birçok ülkede tescil ettirdiği ve bu markayı dava dışı T. Dış Tic. Ltd. Şti. adına vaki tescilden çok önce maruf ve meşhur hale getirdiği gerekçesine dayalı, davanın kabulüne, davacının 20.10.1997 tarihli başvurusuna konu "L. P. G." ibareli markanın tanınmış marka olduğunun tespitine, tescil talebinin reddine ilişkin Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun 15.3.1999 tarihli kararının iptaline dair karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
"L. P." markasının, talep üzerine davalı Kurum tarafından 171653 marka numarasıyla, dava dışı T. Dış Ticaret Limitet Şirketi adına 9.7.1996 tarihinden itibaren 10 yıl müddetle tescil edildiği, marka emtiasının "Kalem, kalem ucu, rapido takımı" olduğu; davacının 20.10.1997 tarihinde davalı kuruma başvurarak, "L. P. G." markasının 556 Sayılı KHK uyarınca kendisi adına tescilini istediği, başvuruda, markanın üzerinde kullanılacağı malların "her tür kalemler ve yazı gereçleri ve bunların yedekleri ve parçaları" şeklinde ifade edildiği, bu başvurunun davalı kurumca 11.5.1998 günlü kararla reddedildiği, ret kararında gerekçe olarak, L. P. markasının daha önce T. Dış Ticaret Limitet Şirketi adına tescilli bulunmasının gösterildiği; davacının bu karara yönelik itirazının da Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Başkanlığı'nın 15.3.1999 tarihli kararıyla aynı gerekçeyle reddedildiği, her iki ret kararının 556 Sayılı KHK.'nin.7/b maddesine dayandırıldığı; davacının bu arada 12.1.1999 günü, T. Dış Ticaret Limitet Şirketi aleyhine açtığı davayla, davalı adına tescil edilmiş olan L. P. markasının iptalini ve sicilden silinmesini istediği; Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesinin davanın kabulüne dair 10.12.1999 günlü kararının, derecattan geçerek 6.10.2000 tarihinde kesinleştiği, toplanan delillerden anlaşılmaktadır.
Bozma ve direnme kararlarının içerikleri itibariyle, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, aynı markayı adına tescil ettirmiş olan dava dışı şirket aleyhine açtığı marka iptali davasında verilen kabul hükmünün, davacının tescil isteminin reddine dair davalı kurum kararına yapılan itirazın reddedildiği tarihten daha sonra kesinleşmiş olması, eş söyleyişle, itirazın reddi kararının verildiği tarihte, aynı markanın üçüncü kişi adına tescilli bulunması karşısında, bu ret kararının hukuka aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu noktada, konuya ilişkin hukuksal durum üzerinde durulacaktır.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kalkan 551 sayılı eski Markalar Kanunumuz da markayı seçen ve onu marka hukukuna özgü bir tarzda kullanarak tanıtan kişinin hakkını, o markayı her nasılsa önce tescil ettiren kişinin hakkının önüne geçirmiş gerçek hak sahipliği, kullanma ilkesini benimsemiştir. Bu kural 551 sayılı Markalar Kanunu'nun 15'nci maddesinde "ilk kullananın hakkı, ilk tescil ettirenin hakkına üstündür" şeklinde ifade edilmiştir. 551 sayılı Markalar Kanunu'nun 15/2. maddesine göre markayı fiilen "ihdas" ve "istimal" eden ve piyasada "maruf' ve "meşhur" hale getiren kişi, markayı önce tescil ettiren ve bu tescil sebebiyle kanun tarafından markanın sahibi kabul edilen kişiye karşı, markanın gerçek sahibinin kendisi olduğunu dava açarak kanıtlamak hakkını haiz bulunuyordu. Öncelik hakkına göre o markayı ilk ihdas eden kişi marka üzerinde hak elde etmiş sayılıyordu. Bu durumda olan kişi, markayı önceden kendi adına tescil ettirmiş kişinin bu tescilini sildiriyordu.
Oysa 556 Sayılı KHK gerçek hak sahipliği ilkesini terk ederek, markaya sahiplik konusunda tescile mutlak sonuçlar bağlamış, korumanın markanın ihdası ve kullanılmasıyla değil tescille elde edileceği ilkesini getirmiştir. (Bkz. 556 sayılı KHK m. 6) ve 9'ncu madde ile de tescilli marka sahibine etkili bir koruma sağlamıştır. Tescil edilmemiş markayı işaret olarak belirtmiştir. (556/7 ve 8 m.)
Böylece Yeni Türk Marka Hukuku markayı seçip kullanarak onu "ihdas" ve "istimal" eden ve "maruf-meşhur" hale getiren kişiye, marka üzerinde münhasır hak sahipliği tanımamış, ilke olarak bu durumda olan kişilere markayı tescil ettiren kişiye karşı dava veya karşı dava şeklinde ileri sürmesi imkanını ona vermemiştir. 551 Sayılı Kanunun 15'nci maddesi ile getirilen gerçek hak sahibi ilkesini, markayı tescil ettiren kişiye tanımıştır. Bu ilkelerin temeli yeni marka hukukumuzun da temelleri olan 21 Aralık 1988 tarihli ve 89/104/AET sayılı "Üye Devletlerin Markalara ilişkin Hukuklarının Uyumlaştırılmasına ilişkin Birinci Konsey Yönergesi" ve "20 Aralık 1993 tarihli ve 40/94 sayılı Topluluk Markası Hakkında Konsey tarafından çıkarılan Topluluk Tüzüğünde" kabul edildiği anlaşılmaktadır. (Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 2. Bası, Beta Yayınları, İst. 2002 sh: 355 vd, Aynı Yazar, Prof. Dr. Kenan Tunçomağ'a Armağan,Yeni Marka Hukukunda Tescil ilkesi ve Tescilsiz işaretlerin Hukuki Durumu, Aksi görüşte olanlar Prof. Dr. Sabih Arkan, Marka Hukuku, Cilt: 1. 1997 S. 76-77 Dip not: 20, II cilt 1998 s. 156 Dip not: 5, Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Marka Hakkının Niteliği ve Tanınmış Markalar Hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Kararları Üzerine Düşünceler, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2003/2 sayısı s. 35 vd.)
Tescil ilkesi aşağıda gösterilen hallerde genişlemekte, tescilli markaya karşı tescilsiz işaretlere (markalara) üstünlük tanımış bulunmaktadır.
1- Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markalar. 556 Sayılı KHK 7 (1) İ md.'si
2- Ayırt edici nitelik kazanan işaretler (556 Sayılı KHK 7 (1) b-son madde
3- Rüçhan hakkından yararlanan markalar (556 Sayılı KHK m. 25-26)
4- Ticaret sırasında kullanılan işaretler (556 Sayılı KHK. m. 8 f. 3 a ve b bentleri Paris Sözleşmesinin 6. maddesinin birinci mükerrer hükmü, sözleşmedeki ifadesi ile "herkese bilindiği mütalaa edilen" markalar üye devletler tarafından korunacaktır.
Tanınmış marka, yabancı ülkede tescil edilmemiş olsa bile bu marka sahibinin izni olmadan aynı ve benzer mallar için Paris Sözleşmesine taraf ülkelerde üçüncü kişi adına tescil edilemeyecektir. 556 Sayılı KHK.'nin 7 (1) İ bendi Paris Sözleşmesi hükmünü aynen kabul ederek bunu marka için mutlak ret nedeni olarak belirtmiştir.
Yasa koyucu, TPE (Türk Patent Enstitüsü) tarafından bu hususun kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurmasını benimsemiştir.
Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi "umumen" tanınan markalarla ilgili yasağı aynı ve benzer mal ve hizmetler için mutlak olarak koyarken, farklı mal ve hizmetler yönünden ise halen tescil edilmiş veya tescili için başvurusu yapılmış bir markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği ve tanınmış markanın itibarına zarar verebileceği anlaşılacak olursa, ilgili markanın sahibinin itirazı üzerine marka tescil talebi ret edilecektir ilkesini getirmiştir.
Tescilsiz bir işaret kullanma sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa aynı ve benzer işaret daha önce marka olarak tescil edilmiş veya tescil için daha evvel başvurusu yapılmış olmasına rağmen, o işaret, ve o işareti kullanan ve bu suretle ayırt edici nitelik kazandıran kişi tarafından tescil ettirebilecektir. (556 Sayılı KHK 7/ (1) b.) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna dahil olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adlarında marka olarak tescili ret edilemeyecektir. (556 KHK. m. 7 (1) c ve d. 556 Sayılı KHK'nin 7/son maddesinde aynen "bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar ve hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmış ise (7/b, c, d) bentlerine göre tescili reddedilemez" denilerek yukarıda anlatılan hususları belirtmiştir. Bu hükmün kaynağının 21.12.1988 tarihli ve 89/104/AET sayılı birinci yönergenin 3 (3) maddesi hükmü bulunduğu belirgindir. Böylece 556 Sayılı KHK bu hükmü ile ayırt edici nitelik kazanmış işaretin piyasadaki varlığından rahatsızlık duymamakta ve tescilsiz kullanılan bu işaretin de daha önceden tescil edilmiş marka yanında tescilini öngörmektedir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, ayırt edici nitelik kazanmış markalar bakımından getirilen bu korumanın, Paris Sözleşmesinin yukarıda anılan 6. maddesinin birinci mükerrer hükmüyle koruma altına alınmış olan tanınmış markalar bakımından evleviyetle geçerli olacağı açıktır. Dolayısıyla, tanınmış marka sahibi, daha önce tescil edilmiş olan markanın silinmesini istemeden de, bu markanın (işaretin) kendi adına tescil isteminde bulunabilecektir. Bu ilke öğreti ve uygulamada baskın görüş olarak benimsenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında bu ilkeler aynen benimsenmiştir. (Bkz. Tekinalp, age, s. 350 vd, Y. 11. H.D.'nin 26.5.2000 gün E: 2000/2762 K: 4717,16.6.2003 gün E: 2003/856 K: 6362).
Somut olay bu yasal durum çerçevesinde değerlendirildiğinde;
Yerel mahkeme kararının, davacı markasının tanınmış marka olduğunun tespitine ilişkin bölümüne yönelik temyiz itirazları özel dairece reddedilmiş, böylece bu yön kesinleşmiştir. Davacı markasının tanınmış marka olduğu ve bu markanın başkası adına tescile mümkün olmadığından üçüncü kişi (T. Dış Ticaret Ltd. Şti) adına gerçekleşen tescilinin hukuka aykırı olduğu Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesinin kesinleşen kararıyla sicilden silinmesine karar verilmiştir. Esasen yukarıda anılan yasal düzenleme, öğreti ve uygulamaya göre dava dışı T. Dış Ticaret Ltd. Şti'nin markası tescilli olsa bile, davacının tanınmış markasının tescil edilebileceği ve bu tescil talebinin ret edilemeyeceği tartışmasız hale gelmektedir. Ne var ki, somut olayın yukarıda açıklanan yasal durumun dışında değerlendirilmesini gerektiren bir özelliği bulunmaktadır.
556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnamenin 7/1-b maddesine göre aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescili için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan markalar tescil edilemez. Yine, 8/1-b madde hükmü uyarınca, daha önce tescil edilmiş veya daha eski tarihte tescili için başvuruda bulunulmuş marka ile karıştırılma ihtimali bulunan marka tescil edilemez. Mutlak ret sebepleri, enstitüce kendiliğinden (resen) dikkate alınarak incelenmesi gerektiği gibi uyuşmazlığın yargıya intikal etmesi halinde mahkemelerce de resen incelenmesi gerekir. çünkü mutlak ret nedenleri bir def'i olmayıp birer itiraz sebebidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık gerek yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nca gerekse mahkemece davacının markasının tescili için yaptığı başvuru tarihine göre çözümlenir. Sonradan davacı markasının mahkeme hükmü ile tanınmış marka olması Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunca o tarihte bilinmediğinden değerlendirilemez. Nitekim 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmelik'in 11 ve 12/J maddesinde soruların noksansız yanıtlanacağı ve yabancı ülkede tescil edilmiş markaya dayanılarak yapılan başvurular için, tescili yapan ülke tarafından verilmiş bulunan tasdikli marka tescil belgesi sureti ile bu belgenin Türkçe tercümesini ekleyip enstitüye vermesi gerekir. Davacının, markanın kendisi adına tescili istemiyle davalıya yaptığı başvuru sırasında doldurduğu 20.10.1997 tarihli matbu formdaki "marka" başka ülkede tescilli mi? Sorusuna "hayır" yanıtını vermiş olduğu ve markasının Paris Sözleşmesine tabi ülkelerde ve Türkiye'de tanınmış olduğuna dair hiçbir belge ve kanıt ibraz etmediği dava dosyasına, celp edilen form örneği ve diğer belgelerden anlaşılmaktadır. Nitekim 1997 yılında enstitü tarafından yayınlanan "Resmi Marka Gazetesi Özel Sayısının Üçüncü Bölümünde" 1883 tarihli Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesine ve 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7/1. maddesine göre tanınmış markalar listesinde ve bilgisayar kayıtlarında davacının markasının tanınmış olduğuna dair bir kayıt bulunmamaktadır.
Bu duruma göre, davacının anılan tescil başvurusu, kendisinin beyanına göre, başvuru tarihi itibariyle başka ülkelerde tescilli olmayan tanınmış olduğu belirgin olmayan bir markaya ilişkindir. Davalı kurumun, yukarıda değinilen hükümler çerçevesinde başvuruyu incelerken, davacının beyanının esas alacağı ve tescil istemine konu markanın davacı adına başka ülkelerde tescilli bulunmadığı olgusundan hareket edeceği açıktır. Davalının tescil isteminin ve buna yönelik itirazın reddine ilişkin dava konusu kararlarının hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilirken, her iki kararın verildiği tarihteki hukuksal durumu esas alınmalıdır.
Nitekim davacı, mahkemeye başvurarak markasının tanınmış bir marka olduğunun tespitini istemiş ancak yapılan yargılama sonunda davacının tescilini istediği markanın tanınmış marka olduğu sabit olmuştur. Eldeki davada gerçekleşen "tanınmış marka" kanıtlaması davalıya yapılan tescil başvurusundan sonradır. Başka bir ülkede tescilli dahi olmadığı bizzat başvuru sahibi tarafından beyan edilen ve markasının tanınmış marka olduğuna dair beyandan başka belge ibraz edilmeyen markanın tanınmış bir marka olup olmadığı davalı kurumca değerlendirilemeyeceği ortadadır. Yasal düzenleme (556/7-b) çerçevesinde yapılan inceleme sonucunda, aynı mal ve hizmet için, tescilli marka ile ayırt edilemeyecek kadar aynı markanın daha önce başkası adına tescilli olduğu saptanan markanın davacı adına tescil edilemeyeceği açık bulunmasına göre, davalının davaya konu her ret kararının verildikleri andaki durum çerçevesinde hukuka uygun oldukları kabul edilmelidir.
Üçüncü kişi adına vaki tescil, mahkeme kararıyla yolsuzluğu saptanarak terkin edilmiş olmakla birlikte, buna dair kararın kesinleştiği tarih de, yukarıda açıklandığı üzere davalının ret kararlarından çok sonradır.
Bu durumda somut olayın açıklanan özelliği karşısında, davaya konu davalı işlemi, tesis edildiği tarih itibariyle yasaya uygun olup, iptali için geçerli bir neden bulunmamaktadır.
Bu gerekçelerle ve sonucu itibariyle ayni yöne işaret eden özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 19.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy