(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 388)
Dava: Taraflar arasındaki "eşya teslimi ve alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ödemiş Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.3.2002 gün ve 2001/215 -2002/132 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 17.12.2002 gün ve 2002/13726-13634 sayılı ilamı ile, ( ...Davacı paydaşı olduğu şirketin fesh ve tasfiye edilip borç ve alacakları ile birlikte kendisine devredildiğini, şirketin davalılardan Hüseyin ve Doğan'ın sahibi olduğu şirkete borçları nedeniyle üzerinde bulunduğu taşınmaz ile bir kısım menkul malın davalılara verildiğini, ancak devre konu olmayan mahkemece tespit edilen 13 kalem menkul malın kendilerine iade edilmeyip işletmenin bu mallarla birlikte davalı Mehmet'e satıldığını ileri sürerek menkul malların aynen olmadığı takdirde bedelleri olan 2.233.000.000 TL.nın dava tarihinden faiziyle ödetilmesini talep etmiştir.
Davalılar şirketin içindeki bütün eşyaları ile birlikte devrinin yapıldığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece davanın reddine dair hüküm davacının temyizi sonucu Dairemizce sözleşme dışında kaldığının sabit olması halinde davalılardan Hüseyin ve Doğan'ın menkul malları ellerinden çıkarmış olmalarının giderim ödeme yükümlülüğünden kurtulacakları anlamına gelmeyeceği gibi davalı Mehmet'in de malların devredilmediğini bilen veya bilmesi gereken kişi olup olmadığının yani iyiniyetli sayılıp sayılmayacağının araştırılması gereğine değinilerek hüküm bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu dava konusu menkul malların sözleşme dışında olduğunun saptandığına ve tanık beyanları ile davalı Mehmet'in davacı şirketle iş ilişkisi olduğuna dayanılarak davanın kabulüne, menkul malların aynen olmadığı takdirde bedellerinin dava tarihinden yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş;hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar Hüseyin ve Doğan A.'ın tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Somut olayda sözleşme dışı bırakıldığı sabit olan ve işletme içinde bulunan dava konusu malların davalılar Hüseyin ve Doğan Akdoğan tarafından davalı Mehmet' e işletme ile birlikte satışının yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı Mehmet'in satış sırasında bu malların sözleşme dışında bırakıldığını bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu, yani kötü niyetle bu alımı yaptığını ispatlamak yükü davacı tarafa düşmektedir. Oysa bilgisine başvurulan tanıklar bir takım ihtimallerden söz etmişlerse de davalı Mehmet'in davacıyı zararlandırmak amacı ile dava konusu emtiayı satın aldığını haber vermemişlerdir. Bu itibarla olayda davalı Mehmet'in kötüniyetli olduğunun kabulü ile zarardan sorumlu tutulmasına olanak yoktur.
Mahkemece bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, eşya teslimi, bu mümkün olmadığı takdirde bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece verilen davanın kabulüne dair karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Direnme kararında, tarafların iddia ve savunmaları özetlendikten ve önceki kararın bozulmuş olduğu belirtildikten sonra, aynen "
Bozma nedenleri yerinde görülmediğinden eski kararda direnilmesine karar verilerek aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur
" sözlerine yer verilmiş, ardından, hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
Hukuk Genel Kurulunda, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, direnme kararının yasal anlamda gerekçe ihtiva edip etmediği, bir usuli ön sorun olarak incelenip değerlendirilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, bir mahkeme kararının gerekçesi, davaya konu maddi olguların mahkemece ne şekilde nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hangi hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla ortaya koyan, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan gerekçe bölümünün bulunması, zorunludur.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öte yandan, bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de, çoğu kez o kararın yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesini gerektirir.
Yine, direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yapacağı inceleme ve değerlendirme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini direnme gerekçesi oluşturacağından, yukarıdaki tüm gerekçelerin yanında, özel olarak bu bakımdan da direnme kararının gerekçeli olarak yazılması zorunludur: Özel Daire bozma ilamına hangi nedenlerle uyulmadığı, niçin yerinde bulunmadığı ve mahkemenin bozulan önceki kararının neden hukuka uygun olduğu hususlarının direnme kararında açıklanmasında kesin bir zorunluluk bulunmaktadır. Nihayet, direnme kararlarının taşıdıkları önem nedeniyle, değinilen nitelikte bir gerekçeyi içermeleri mantık gereğidir: Yasa'nın, hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli ve dahası yetkili kıldığı bir Yargıtay dairesinin bu denetim sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının doğru olduğu iddiası, zorunlu olarak o iddianın yasal ve mantıksal gerekçelerini de içermek zorundadır. Salt, bozma gerekçelerinin yerinde görülmediğine işaret edilmek suretiyle direnme kararı verilmesi, yargılama faaliyetinin hakime yüklediği görevlerde bir savsamayı, dahası hafife almayı, hatta da ortaya koyar.
Bu açıklamaların ışığında, somut olayda yerel mahkeme kararının yukarıda belirtilen içerikteki direnme kararının, yine yukarıda değinilen anlamda yasal gerekçeyi içermediği çok açıktır. O halde, direnme kararı salt bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçeyle H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma gerekçesi karşısında davalılar vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 4.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy