(1086 S. K. m. 275, 281)
Taraflar arasındaki Tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fethiye Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.11.2001 gün ve 2001/46 E, 477 K. sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 3.6.2002 gün ve 4794-6506 sayılı ilamı ile; .(...Davacı, davalıdan özellikleri faturada yazılı olan sera örtüsünü satın alıp, hazır fide domatesi ektiğini ancak sera örtüsünün içerdeki nemi fazla tutması ve özelliklerini taşımaması nedeni ile küf ve virüs oluşturduğunu ve bitkilere zarar verdiğini ayrıca seraya salınmış olan arıların da öldüğünü bildirerek uğradığı zarar tutarı 9.526.400.000.TL.nin faizi ile ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacı zararının sera örtüsü ile ilgili olmadığını, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece isbat olunmayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı iddiasını tesbit raporuna dayandırmıştır. Ancak tesbit raporunda sera içindeki mevcut durumlar belirlenmiş, domates fidelerinde meydana gelen küf ve mantarın, olumsuz koşulların oluşmasında sera örtüsünün mü yoksa başka koşulların mı sebep olduğu hususu açıklanmamıştır. Özellikle sera örtüsündeki nitelik kaybının neler olduğu, hangi özellikleri taşıdığı açıklanıp tartışılmamıştır. Mahkemece yaptırılan iki bilirkişi incelemesi sonucu alınan raporlarda da yine, bu oluşan bakteri ve mantarların sera örtüsünden meydana gelip gelmediği, başka sebeplerin etkisinin ne olduğu açıklanmamış, her iki raporda da sera örtüsünün laboratuar inceleme ve analizinin yapılması gerektiği belirtilerek kesin bir sonuca varılmamıştır. Mahkemece davacının bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur şeklindeki beyanına dayanılarak dava reddedilmiştir. Alınan bilirkişi raporları kesin bir sonuç bildiremediklerine göre, mahkemece yeniden önceki bilirkişi raporlarında değinilen şekilde; mantar ve virüslerin neden kaynaklandığı hususunda gerekli analiz ve laboratuar incelemesi yaptırılmalı, ayrıntılı, gerekçeli ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak ve gerekli masrafları yatırmak üzere davacıya usulüne uygun kesin süre de verilerek sonucuna uygun karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, satın alınan sera örtüsünün faturada belirtilen niteliklere sahip olmadığı (ayıplı bulunduğu), bu yüzden seraca yetiştirilen üründe kayıp oluştuğu, dolayısıyla davacının zarara uğradığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, seracılık yapan davacının, davalı şirketten antivirüs, ısıtıcılı ve antifog (çiğ tutmayan) niteliklere sahip olması gerektiğini özellikle bildirmek suretiyle sera örtüsü satın aldığını, bu niteliklerin faturaya da derç edildiğini, kullanılmaya başlanmasından kısa bir süre sonra, satılan örtünün faturada belirtilen özellikleri taşımadığının anlaşıldığını, çiğ nedeniyle içerideki nemin arttığını, örtünün virüsleşme ile bitkilere zarar verdiğinin, gözlendiğini, döllenme için seraya salınmış olan arıların da öldüğünü; kendisine başvurulan davalının elinden bir şey gelmeyeceğine dair beyanda bulunduğunu, yaptırılan delil tespiti sonucunda, 9.626.400.000 TL tutarında zarar bulunduğunun belirlendiğini, raporun tebliğinden sonra yapılan görüşmelerin de sonuç vermediğini, davalının sera örtüsünü değiştirmediğini ve zararı karşılamadığını ileri sürerek, fazlaya ait haklar saklı kalmak kaydıyla, 9.626.400.000 TL. nin 8.12.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davaya ve bilirkişi raporuna karşı beyanlarını içeren 18.4.2001 günlü dilekçesinde, davalı şirketin davacıya sattığı sera örtüsünün sahip olduğu özelliklerin düzenlenen faturada belirtildiğini, satılan örtünün bütün bu özellikleri taşıdığını, sera örtüsünü üreten firmaya davacının şikayetleri ve açılan bu davanın haber verildiğini, üretici firmanın davacının sera örtüsünden numune alarak İsveç'e tahlil için gönderdiğini, ayrıca bu dava dosyasında yapılan tespitte de sera örtüsünden numune alındığını ve özellikleri konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiğini, bu incelemeler sonucunda sera örtüsünün faturada belirtilen özelliklerde olduğunun onaya çıkacağını, davacının serada kullandığı tohum, gübre, zirai ilaç, arı, işçilik gibi ürününün yetişmesinde etken olan diğer faktörlerle davalının hiçbir ilgisi bulunmadığını, serada mevcut üründe bahsi geçen hastalıklar ve ürün kaybının birçok faktöre bağlı olabileceğini, bunun sadece sera örtüsünden kaynaklandığının ileri sürülemeyeceğini, ürün kaybının da iddia edildiği kadar fazla olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkemece verilen; dava konusu sera örtüsünün faturadaki özelikleri taşıyıp taşımadığının bilimsel olarak tespitinin zorunlu bulunmasına karşın, davacı vekilinin bu yönden bir açıklık taşımayan hatta aralarında çelişki bulunan delil tespiti raporları ile yargılamada alınmış olan bilirkişi raporunun yeterli olduğu, örtü üzerinde bilimsel inceleme yapılmasının gerekmediği yolunda beyanda bulunduğu; alınan raporlar, örtünün faturadaki özelliklerini taşıyıp taşımadığını ortaya koyamadığına ve davacı da bu konuda uzman bilirkişiden rapor alınmasını istemediğine göre, davanın kanıtlanamadığı gerekçesine dayalı, davanın reddine dair karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Dava konusu sera örtüsünün davalı tarafından davacıya satıldığı, örtünün antivirüs, ısıtıcılı ve antifog nitelikte olduğunun faturada açıklandığı ve böylece, satıcı davalının, bu niteliklere sahip olduğunu taahhüt etmiş bulunduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Örtünün kullanılmasından çok kısa bir süre sonra davacı alıcı yaptırılan delil tespiti sonucunda düzenlenen rapor ile, eldeki davanın açılmasından sonra davalının yaptırdığı delil tespiti sonucunda alınan raporun ve yine yargılama sırasında talimat yoluyla alınan 15.6.2001 günlü bilirkişi raporunun, satılan örtünün faturada belirtilen özellikleri taşıyıp taşımadığı konusunda hükme yeterli bir açıklık taşımadıkları da, hem Yerel Mahkemenin ve hem de Özel Dairenin kabulündedir.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, satılan örtünün faturadaki nitelikleri taşıyıp taşımadığının mevcut bilirkişi raporlarıyla tam olarak saptanamamış bulunması ve davacı vekilinin anılan raporların davadaki iddianın kanıtlandığını yeterince ortaya koyduğunu ileri sürüp, örtü üzerinde yeni ve teknik bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığını müteaddit defalar bildirmiş olması karşısında, mahkemece yapılması gereken usuli işlemin ne olduğu noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, bir tarafın uyuşmazlığı dava yoluyla mahkeme önüne getirmiş olması, o tarafın, usul hukukunun kendisine tanıdığı tüm yol ve olanakları kullanarak, iddiasını kanıtlama istek ve amacını taşıdığı anlamında kabul edilmelidir. Dolayısıyla, bir davada, iddiasını, kanıtlama yükümü altında bulunan ve salt davayı açmak suretiyle böyle bir arzu içinde olduğunu ortaya koymuş olan tarafa, usul hukukunun bu yöndeki kurallarının elverdiği tüm hakların kullandırılması gerekir.
Bu bağlamdan olarak, ihsası rey anlamı taşımamak kaydıyla, hakim, davacıya, davadaki iddiasını usul hukuku açsından hangi tür delillerle kanıtlamakla yükümlü olduğunu bildirip, varsa o nitelikteki delillerini bildirmesi için gerektiğinde kesin süre de vererek, ortaya çıkacak duruma uygun usuli işlemler yapmak zorundadır.
Belirtilmelidir ki, kanıtlama yükü kendisine ait olan tarafın, o yolda delil bildirmekten vazgeçmiş ve dolayısıyla iddiasını kanıtlayamamış olduğunun kabul edilebilmesi için, mahkemece kendisine bu konuca açık, tüm yükümlülükleri gösteren kesin bir surenin verilmiş olması, vekille temsil edilse dahi, verilen kesin sürede bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde usul hukuku açısından doğacak sonuçların da açıklanıp ihtar edilmesi ve buna rağmen o tarafın kesin süre içerisinde uygun delillerini bildirmemiş olması gerekir.
Eş söyleyişle, salt, o tarafın belirli bir delile dayanmadığı ve o delilin toplanmasına gerek bulunmadığı şeklindeki beyanları esas alınarak, bu beyanlar karşısında, verilse bile kesin sürenin sonuçsuz kalacağı varsayımından hareket edilemez.
Yukarıda açıklandığı üzere, böyle durumlarda mahkemece yapılması gereken iş; kanıtlama yükünün kendisine ait olduğu usul hukuku kuralları çerçevesinde tespit edilmiş olan tarafa, öncelikle bu yükümlülüğü çerçevesinde hangi tür kanıtları sunabileceği bildirilip, varsa bu nitelikteki delillerini bildirmesi için gerektiğinde kesin süre vermek; bu süre içerisinde kanıtların bildirilmesi durumunda ise, bunların toplanması için yatırılması gereken masraf tutarını kalemler halinde tek tek açıklamak; masraf yatırılması konusunda yine gerekirse kesin süre vermek, ayrıca, verilen kesin sürede masrafların ödenmemesi durumunda usul hukukunun buna bağlayacağı sonuçları açıklayıp, ihtar etmektir.
İlgili taraf, ancak mahkemenin bütün bu usuli gerekleri yerine getirmesine rağmen, uygun tutumu benimsemediği takdirde bunun sonuçlarından sorumlu tutulabilir.
Somut olayda, gerek davadan önce davacının yaptırdığı, gerek dava açıldıktan sonra davalının talebi üzerine yapılan delil tespiti sonucunda düzenlenen tespit raporlarında ve gerekse yargılama sırasında mahkemece talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda, örtünün faturada yazımı niteliklere sahip olup olmadığı konusunda denetime ve hükme yeterli bir açıklık bulunmadığı; ancak, davacı vekilinin de 13.9.2001 günlü duruşmada, 17.9.2001 günlü delil listesinde ve 15.11.2001 günlü duruşmada, bu yönde yeni bir inceleme yapılmasının gerekmediği yolunda beyanlarda bulunduğu, hatta bu tür bir incelemeye karşı olduğunu açıkladığı da, çekişmesizdir.
Ne var ki, mahkemece, davadaki uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön olan, satılanın faturada yazılı nitelikleri taşıyıp taşımadığı konusunda, yeni ve hükme yeterli bir bilirkişi raporu alınması bakımından herhangi bir ara kararı verilmemiş, bu bağlamda yukarıda açıklanan şekilde davacı tarafa masraf yatırması konusunca süre dahi verilmeksizin, salt davacı vekilinin önceki aşamalarda onaya koyduğu beyan ve talepleri karşısında, böyle bir işlemin sonuçsuz kalacağı varsayılmak suretiyle, davanın kanıtlanamadığı kabul edilerek reddine karar verilmiş; direnme kararının gerekçesi de aynı varsayıma dayandırılmıştır.
Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak suretiyle, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan ilke ve kurallar çerçevesinde işlem yapılıp, davacı tarafa bilirkişi incelemesi için masraf yatırması yönünde gerekirse kesin süre de verilerek, ortaya çıkacak uygun sonuç doğrultusunda hüküm kurulması gerekirken, bu yönler gözden kaçırılmak suretiyle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy