(818 S. K. m. 404, 405)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 3. Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.12.2000 gün ve 2000/366-1262 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 15.11.2001 gün ve 2001/9247-10554 sayılı ilamı ile, (...Davacı emlakçı olduğunu, davalı alıcı ile dava dışı satıcıyı buluşturup 26.1.2000 tarihli komisyon sözleşmesi yapıldığını, davalının taşınmazın eşi adına alınmasını sağladığını, kötü niyetli olduğunu ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 5.000 DM karşılığı 1.450.895.000 TL.'nın sözleşme tarihinden % 70 reeskont faizi ile ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı, satımın 15.2.2000 tarihinde yapılacağının öngörülmesine rağmen anlaşılamadığını, eşinin 8.3.2000 tarihinde pazarlıkla satın aldığını, sözleşmedeki ilaveleri kabul etmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, yazılı şekilde yapılmış olan tellallık sözleşmesinin geçerli olduğuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne, 1450.895.000 TL.'nın dava tarihinden faiziyle tahsiline karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
BK'nun 404/1. maddesi Tellallık, bir akittir ki onula tellal ücret mukabilinde bir akdin yapılması imkanını hazırlamaya veya akdin icrasına tavassut etmeye mecbur edilir hükmünü, BK'nun 405/1. maddesi Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut akdin icrasına müncer olunca, tellal ücrete müstehak olur. hükmünü getirmiştir. Davacı, davalı ile yaptıkları 26.1.2001 tarihli ücret sözleşmesinde belirtildiği şekilde davalıya taşınmazın satışının yapıldığını ispat edememiştir. Aksine, satışın daha sonra 8.3.2001 tarihinde mal sahibi tarafından davalı eşine yapıldığı dosyadaki kayıtlardan anlaşılmıştır. Esasen bu husus çekişmesizdir. Taraflar arasındaki tellallık sözleşmesinde, satışın alıcı olarak imza eden Atahan'dan başka yakınlarına yapılması halinde de tellallık ücreti ödeneceğine dair bir hüküm yoktur. Davacı, tellallık sözleşmesi ile üstlendiği işi gerçekleştirmediği için ücrete de hak kazanmamıştır. Mahkemece, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tellallık sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava dışı Ali Rıza'nın emlak komisyonculuğu ile iştigal eden davacının işyerine gelerek, maliki bulunduğu İnönü Cad. No:
, İZMİR adresindeki taşınmazın satılmasına aracılık etmesini istediğini, davacının ilan suretiyle ve işyerine gelen alıcılara teklif yoluyla bu taşınmazı satılığa çıkardığını, davacının işyerine gelen davalının, davacının söz konusu meskeni gezdirmesi sonucunda, fiyatını da uygun bularak, almak istediğini bildirdiğini, bunun üzerine davacı, dava dışı satıcı ve davalının bir araya gelerek, 26.1.2000 tarihli komisyon sözleşmesini düzenlediklerini, sözleşmede taşınmazın satış bedelinin 145.000 DM. olarak kabul edildiğini ve alıcının bu bedel üzerinden 8.000 DM. komisyon ücreti ödeyeceğinin, satışın bozulması halinde bozan tarafın bu ücreti ödeyeceğinin belirtildiğini; ancak, davalı alıcının komisyon ücretinden kurtulmak için, anılan taşınmazı kendisi satın almayıp, eşi adına tapuda satın alma işlemi yaptırdığını, bu durumda gerek sözleşme hükümleri ve gerekse BK'nun 404. maddesi uyarınca davacının ücrete hak kazanmış olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hak saklı kalmak kaydıyla, hak kazanılan ücretten şimdilik 5000 DM. karşılığı 1.450.895.000 TL.'nin sözleşme tarihinden itibaren % 70 oranındaki reeskont faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş; davanın karara bağlanmasından sonra 27.2.2001 günlü dilekçeyle açtığı ek davasında ise, ilk davada saklı tuttuğu 3.000 DM. karşılığı komisyon ücreti alacağı karşılığı 1.501.800.000 TL.'nin dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, sözleşmede satışın 15.2.2000 tarihinde yapılacağının belirtildiğini, ancak dava dışı satıcının, evdeki eşyaların bir kısmını götürmeyeceğini ve bunların da bedeli karşılığında satın alınması gerektiğini bildirip, sözleşmedeki satış bedelinin üzerine bu eşyaların bedelini de eklemesi ve bunun davacı tarafından kabul edilmemesi yüzünden, satışın sözleşmedeki bedel üzerinden gerçekleşmesinin mümkün olamadığını, davalının eşinin daha sonra satıcı ile doğrudan yaptığı görüşme ve pazarlık sonucunda, daire içindeki bazı eşyalarla birlikte daha yüksek bir bedelle taşınmazı 8.3.2000 tarihinde satın aldığını, bu durum karşısında davalının satın almaktan vazgeçtiğine ilişkin iddianın doğru olmadığını, esasen davacının dayandığı sözleşmenin adi yazılı şekilde düzenlenmiş bir satış sözleşmesi olması nedeniyle geçerli de bulunmadığını, davalının gerçekte adi yazılı şekilde düzenlenmiş bir satış sözleşmesine imza koyduğunu, komisyon sözleşmesi imzalamadığını, anılan sözleşmede yer alan komisyon ücretine ilişkin hükmün tali nitelikte bulunduğunu, geçersiz cezai şart niteliğinde olduğunu, nihayet, sözleşme metnindeki % 3 ibaresi çizilerek üzerine sonradan 8000 DM. ibaresinin eklendiğini, yine, not bölümü açılarak ilaveler yapıldığını, davalının bunlarda parafı bulunmadığını, kaldı ki, davalının bu ilavelerle üstlendiği alım satım masraflarını kapsayan herhangi bir tapu işleminin de mevcut olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece verilen; davacının 26.1.2000 tarihli sözleşme uyarınca satımı konusunda aracılık ettiği yeri davalıya gösterip gezdirdiği, tarafları bir araya getirdiği, böylece tellallık işini yürüttüğü, bu nedenle sözleşmede yazılı ücrete hak kazandığı gerekçesine dayalı, asıl davanın kısmen kabulüne, 1.450.895.000 TL.'nin dava tarihinden itibaren 4489 Sayılı Yasanın 1. maddesinde belirtilen orandaki faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; direnme kararında her iki dava hakkında hüküm kurulmuştur.
1. Birleştirilen (ek) davanın, asıl (kısmi) davanın hükme bağlanmasından daha sonra açılmış olması nedeniyle, yerel mahkemenin önceki kararına yönelik temyiz incelemesi sadece asıl dava yönünden yapıldığından ve dolayısıyla, ek dava hakkındaki karar bakımından bir bozma bulunmadığından, direnme kararında ek dava yönünden kurulan hüküm bir direnme hükmü niteliğinde değildir. O halde, bu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya özel daireye gönderilmelidir.
2. Asıl dava yönünden verilen direnme hükmüne gelince: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda birinci bent gereğince, davalı vekilinin birleştirilen dava yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine; ikinci bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından, 05.11.2003 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy