(1086 S. K. m. 288, 293)
Taraflar arasındaki "alacak ve menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bağcılar Asliye 1. Hukuk Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 1.3.2001 gün ve 1998/789-2001/496 sayılı kararın incelenmesi, asıl davanın davalısı Jale vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 24.10.2002 gün ve 2002/9905-11167 sayılı ilamı ile,
(...Mahkemenin kabulünde olduğu gibi imzalı senedin bilahare aralarındaki anlaşmaya uygun şekilde doldurulması amacıyla verilmesi halinde bu senedin anlaşmaya uygun olarak doldurulmadığını iddia eden tarafın bu iddiasını yasal delillerle kanıtlaması gerekir. Ne var ki davalı bu davada davacıya senet vermediğini, senedin bilgisi dışında kanunsuz ılındığını savunmuş olup, bu olgu haksız fiil niteliğinde olduğundan, ispatının tanık anlatımlarına göre değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu konuda bilgisine başvurulan davalı tanıklarından özellikle Reşat'ın yeminli ifadesinde, İstanbul dışına giden davalının verdiği imzalı kağıtların kilitli çekmeceden zorlanarak açılıp alındığını fark ettiğini ve davacıya sorduğunda kendisinin aldığını, geri getireceğini söylemeline rağmen iade edilmediği bildirilmiştir. Yargılama aşamasında davacı belgenin kendisine boş ve imzalı verildiğini, belgeyi aralarındaki anlaşmaya uygun olarak kendisinin doldurduğunu ileri sürmüştür. Oysa davacının dava dilekçesindeki açıklanan iddiası ile yargılama sırasında az yukarıda açıklanan beyanı farklı sonuçlar ortaya çıkacak niteliktedir. Dava dilekçesine göre dava konusu senedin ödünç verilen para karşılığı davacıya verildiği, sonraki ifadesine göre ise para verildikten sonra doldurulmak üzere boş ve imzalı olarak verildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Belgenin ele geçiriliş biçimi tanık anlatım1arıyla belirlendiğine göre davacının çelişkili ifadeleri de gözetilmek suretiyle borç verdiğini, bunun dışındaki yasal delillerle kanıtlaması gerekir. Kaldı ki davalının şikayeti üzerine davacının sanık olarak yargılandığı 1999/4190 esas sayılı asliye ceza mahkemesi dosyasındaki bilirkişi raporunda "imzanın boş kağıda atılıp katlanarak muhafaza edildikten sonra metnin yazılıp imzanın atılmış olduğunun" tespit edildiği görülmüştür. Bütün bu olgular gözetildiğinde davacının karz hukuki ilişkisini kanıtladığının kabulüne olanak yoktur. Ne var ki, davacı dava dilekçesinde her türlü delil demek suretiyle yemin deliline dayanmıştır.
Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı (Birleştirilen davanın davacısı Jale) vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Asıl dava, taraflar arasında düzenlendiği ileri sürülen 1.12.1997 tarihli sözleşmeye dayalı olarak ödünç verilen paranın tahsili; birleştirilen dava ise, imzalı boş kağıt ele geçirilmek suretiyle düzenlendiği iddiasıyla, aynı sözleşmenin iptali ve borçsuzluğun tespiti istemine ilişkindir.
Asıl davada davacı Nazım vekili, davacının, daha önce davalının hissedarı olduğu şirkette çalıştığını, aralarında dostluk kurulduğunu, davacının yıllardır kendisinin ve eşinin çabalarıyla biriktirdiği 66.000 Doları, davalıyı içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıdan kurtarmak amacıyla borç olarak davalıya verdiğini, ilişkilerinin sağlamlığına inanarak sadece adi yazılı bir sözleşme imzaladığını, bu sözleşmede, davalının davacıdan 66.000 Dolar aldığını kabul ve bunu 20.1.1998 tarihinde ödemeyi taahhüt ettiğini, daha sonra ise, bu borcu ancak taksitlerle ödeyebileceğini bildirdiğini, Şubat 1998'de 1.000 Dolar, 19-20 Nisan 1998'de de 5.000 Dolar olmak üzere toplam 6.000 Dolar ödeyip, kalan kısmı istenilmesine rağmen ödemediğini ileri sürerek, 60.000 Dolar bakiye alacağın 20.1.1998 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Jale vekili, davalının davacıya hiçbir borcu bulunmadığını, dayanılan belgenin, davacının şirkette çalıştığı zamanlarda, resmi dairelere verilecek dilekçelerin hazırlanması amacıyla boş olarak imzalanan kağıt kullanılmak suretiyle oluşturulmuş olabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleştirilen davada, davacı Jale vekili, davacıya ait şirkette sorumlu müdür olarak çalışan davalı Nazım'ın, davacı tarafından yetkili elamanlarca resmi dairelerde kullanılmak üzere imzalanıp çekmeceye konulmuş olan imzalı boş kağıtları alıp, davacının rızası hilafına doldurarak 66.000 USD. borç ihdas ettiğinin saptandığını; o tarihlerde davacının davalıya borcu bulunmadığını, tersine davalının senetli borçlarının olduğunu, davalının savcılığa şikayet edileceğini öğrenince davacıya gelerek hata yaptığını bildirip söz konusu belgeyi kullanmayacağını ve iade edeceğini bildirdiğini, ancak iade etmediğini ve davacının aleyhine senede dönüştürdüğünü, bu olayı bilen tanıkların bulunduğunu, esasen davacının yanında çalıştırdığı birinden borç almasının mantıki açıklaması olamayacağını, davalının bu miktarda bir parayı elinde bulundurmasına olanak da bulunmadığını ileri sürerek, belgeye konu borcun mevcut olmadığının tespitine, belgenin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Nazım vekili, birleştirilen davaya cevabında, boş olarak imzalanmış kağıda sonradan senet yazılmasının söz konusu olmadığını, basiretli bir tacirin veya normal vatandaşın boş kağıtları imzalayıp, çekmecesine koymasının veya personeline vermesinin mümkün de bulunmadığını, esasen resmi dairelere verilecek dilekçelerin kaşeli olacağını savunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece verilen, davalı Jale'nin her iki davada, dava konusu belgenin imzalı boş kağıda sonradan borç ibareleri yazılmak suretiyle oluşturulduğunu ileri sürmüş olduğu; 24.3.1989 gün ve 1988/1 esas, 1989/2 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, böyle bir iddianın, usul hukukunun tanıdığı istisnalar dışında ancak yazılı belgeyle kanıtlanabileceği, bu nitelikte bir delilin sunulmadığı; öte yandan, davacının imzalı boş kağıdı kanunsuz biçimde ele geçirip doldurduğuna dair kesin bir delilin de bulunmadığı gerekçesine dayalı, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Görüldüğü üzere, her iki davada, tarafların iddia, savunma ve taleplerinin konusunu ve dayanağını 1.12.1997 tarihli "Ödünç Para Akdi" başlıklı, el yazısıyla düzenlenmiş belge oluşturmaktadır.
Bu nedenle, öncelikle, tarafların bu belgenin oluşturulma biçimi konusundaki beyanları üzerinde durulmalıdır.
Asıl davanın davacısı Nazım vekili, dava dilekçesinde bu belgenin davalı Jale'ye ödünç verilen para nedeniyle ve taraflarca birlikte düzenlendiğini ileri sürmüş, davacı Nazım da, olayla ilgili olarak yapılan hazırlık soruşturması sırasında C. Savcısına verdiği 10.2.1999 günlü ifadede, anılan belgenin, peyder pey verilen borç paraların topluca belgeye bağlanması amacıyla düzenlendiğini söylemiştir. Ne var ki, davacı vekili, 14.10.1999 tarihli duruşmada, ".. .Biz zaten imzanın boş kağıda atıldığını ve meblağ belli olduktan sonra üstüne yazı yazıldığını beyan ve kabul etmiştik" demiş ve böylece, dava dilekçesindeki iddiasıyla çelişen, hukuksal nitelikçe ondan tamamen farklı bir beyanda bulunmuştur.
Dosyada, davacı Nazım vekilinin daha önce değinilen içerikte bir beyanına rastlanmadığı gibi, davalı vekili de, iddianın bu şekilde genişletilmesine onay vermediğini bildirmiştir.
Asıl davanın davalısı Jale vekili ise, gerek asıl davaya yönelik savunmalarında ve gerekse sonradan açtığı ve birleştirilen davasında, anılan belgenin, ortağı olduğu şirketin resmi daireler nezdinde yapılacak bazı işlemlerinde kullanılması için, şirketin Nazım dışındaki başka elemanlarına verilen imzalı boş kağıtların, sonradan Nazım tarafından ele geçirilmesi suretiyle düzenlenmiş olduğunu ileri sürmüştür.
Davacı Nazım vekilinin 14.10.1999 tarihli duruşmadaki beyanı, uygulamada genellikle "açığa imza" veya "beyaza imza" terimleriyle ifade edilen; somut olayda ileri sürülen şekliyle, bir tarafın boş bir kağıdı imzalayıp, aralarındaki anlaşmaya uygun olarak sonradan doldurulmak üzere karşı tarafa vermesi olgusuna yöneliktir.
Bu olgu, yerel mahkemenin önceki kararında ve direnme hükmünde dayandığı 24.3.1989 gün ve 1988/1 esas, 1989/2 karar sayılı içtihadı Birleştirme Kararının kapsamında olup, anılan içtihadı Birleştirme Kararına göre, böyle bir kağıdın anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu iddiası, kural olarak ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Eş söyleyişle, anılan içtihadı Birleştirme Kararı, sadece, bir tarafın kendi rızasıyla boş bir kağıdı imzalayıp, aralarındaki anlaşmaya uygun şekilde sonradan doldurulmak üzere diğer tarafa verdiği durumlara özgü bir değerlendirmeyi ve sonucu içermektedir.
Buna karşılık, davalı Jale vekilinin hem asıl ve hem de birleştirilen davadaki iddia ve savunmaları, dayanak belgenin, resmi dairelere verilecek dilekçelerde kullanılmak üzere, davacı dışındaki şirket elemanlarına verilmiş olan imzalı boş kağıtların, davacı tarafından rıza dışı olarak ele geçirilmesi suretiyle oluşturulduğu yönündedir. Böylece, yerel mahkemenin kabulünün tersine, davalı taraf, imzalı boş kağıdın anlaşmaya uygun şekilde sonradan doldurmak üzere davacıya verildiğini değil, başka elemanlara farklı bir amaç için verilen bu nitelikteki bir kağıdın, davacı tarafından yasaya aykırı şekilde ele geçirildiğini ileri sürmüştür.
Bu iddia, açıkça bir haksız fiil iddiasıdır ve bu nedenle de, yerel mahkemenin kabulünün tersine, yukarıda değinilen içtihadı Birleştirme Kararının ilişkin bulunduğu hukuksal durumla ilgisi yoktur; dolayısıyla her türlü delille kanıtlanması olanaklıdır. Öğreti de aynı yöndedir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Baskı, Cilt: 2, sh: 2202).
Buna rağmen, yerel mahkeme, taraf beyanlarını nitelendirmede yanılgıya düşerek, davacı yerine, davalı iddiasını anılan karar kapsamında değerlendirmiştir.
Mahkemece yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen 5.8.1999 günlü bilirkişi raporunda, 1.12.1997 tarihli belgedeki Jale imzasının boş kağıda atıldığının, kağıdın katlanarak muhafaza edildikten sonra üzerindeki borç ikrarını taşıyan metnin yazıldığının saptandığı belirtilmiş ve varılan bu sonucun dayanakları denetime uygun şekilde gösterilmiştir. Ceza dosyası içerisinde bulunan ve belge aslı üzerinde yapılan inceleme sonucunda uzman bilirkişice düzenlenmiş olan 20.11.1998 tarihli raporda da aynı sonuca varılmıştır.
Öte yandan, davalı Jale vekilince tanık deliline de dayanılmış; dinlenen davalı tanıkları, olayların yer ve zamanını da bildirmek suretiyle, davalının imzalayıp başka personele verdiği boş kağıtların davacı tarafından rıza dışı yolla ele geçirildiğini ifade etmiş ve böylece davalının açıklanan iddiasını doğrulamışlardır.
Bu durumda, yerel mahkemenin her iki kararında yer verilen; davacının imzalı boş kağıdı kanunsuz biçimde elde edip doldurduğuna dair bir delilin de bulunmadığı yönündeki gerekçe de, dosya kapsamına uygun değildir.
Hal böyle olunca, gerek davacı Nazım vekilinin, dayanak belgenin ne şekilde (taraflarca birlikte mi, yoksa imzalı boş kağıt sonradan davacı tarafından doldurulmak suretiyle mi) düzenlendiği konusunda dava dilekçesinde ve duruşmada çelişkili açıklamalarda bulunmuş olması ve gerekse davalı Jale vekilinin her iki davada ileri sürdüğü haksız fiil iddiasının, yöntemince dinlenen tanıkların sözleriyle kanıtlanmış ve ayrıca, metnin imzalı boş kağıda sonradan yazıldığının bilirkişi raporlarıyla belirlenmiş bulunması karşısında; alacak iddiasının dayanağını oluşturan 1.12.1997 tarihli "Ödünç Para Akdi" başlıklı, el yazısıyla düzenlenmiş belgeye itibar edilmesine; bu belgeye dayalı olarak davacının davalıdan alacaklı olduğunun kabulüne hukuken olanak yoktur.
Bu saptamaya bağlı olarak, birleştirilen davada anılan belgenin iptali isteminin gerekçesini oluşturan olguların kanıtlandığı, iptal isteminin kabulü gerekeceği açıktır.
Dolayısıyla, asıl davadaki alacak iddiası, davacı tarafından bu belgenin dışındaki başka delillerle kanıtlanmalıdır. Davacı taraf, söz konusu belge dışında başkaca bir delil sunmamıştır.
Ancak, dava dilekçesinde ve delil listesinde "Kanunen muteber her türlü delil" ifadesi kullanılmak suretiyle yemin deliline de dayanılmış olduğundan, davacı tarafa, dava konusu alacak bakımından davalıya yemin teklif etme hakkının bulunduğu hatırlatılıp, ortaya çıkacak uygun hukuki sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Yerel mahkemece aynı gerekçeye dayalı özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, olaya uygun düşmeyen gerekçelerle direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı (Birleştirilen davanın davacısı) Jale vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında açıklanan nedenlerle HUMK. 'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 5.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy