(1086 S. K. m. 73, 76, 377, 381)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 7. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.4.2002 gün ve 2001/924 - 2002/225 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17.9.2002 gün ve 2002/4574 - 5551 sayılı ilamı;
( ...Dava; tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalı vekili; davacının müvekkili aleyhine boşanma davası açtığını, oysa tarafların boşanmalarına dair evvelce kesinleşmiş mahkeme ilamı bulunduğunu belirterek kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme; 7.10.1953 gün ve 7/8 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı göz önüne alındığında davacının tapu iptali ve tescil isteme hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.
Hükmü; davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosya incelendiğinde davalı vekilinin 7.3.2000 tarihli cevap dilekçesinde "Talep konusu: Davaya karşı cevaplarımızın sunulması dileğidir." Diye yazıldıktan sonra "Cevaplarımız" başlığı altında: "Davacı müvekkil aleyhine boşanma davası açmış bulunmaktadır. Halbuki taraflar Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/79 Esas, 1996/214 Karar sayılı ve 27.3.1996 tarihli kararı ile boşanmışlar ve taraflardan olma küçük Gözde Mine'nin velayeti müvekkile verilmiştir. İş bu karar 24.11.2001 tarihinde taraflara tebliğ edilmiş olup; kanuni süresi içerisinde temyiz talebinde bulunulmadığından 11.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Arz ettiğimiz nedenlerle, kesin hüküm itirazında bulunmaktayız.
Taraflar arasında boşanmalarına dair kesinleşmiş mahkeme ilamı olup; mahkemenizde açılmış bulunan iş bu boşanma davasının kesin hüküm nedeniyle görülmesi hukuken mümkün olmadığından, kesin hüküm nedeniyle davanın REDDİNE, karar verilmesini saygı ile vekaleten arz ve talep ederiz." Dendikten sonra "SONUÇ" bölümünde de: "Arz ve izah edilen nedenler, duruşma ve tetkik esnasında belirecek ve sayın hakimliğinizce resen nazarı itibarı alınacak hususlar karşısında; kesin hüküm nedeniyle davanın REDDİNE, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesin saygı ile vekaleten arz ve talep ederiz." Denilerek davanın reddinin talep edildiği görülmektedir.
Açılan dava tapu iptali ve tescil olduğuna göre, davalı vekillerinin bu istemle hiç ilgisi olmayan boşanma davası açıldığından ve tarafların daha önce de boşanmasına karar verilip kesinleştiğinden söz ederek kesin hüküm nedeni ile davanın reddini talep etmelerinin nedeni anlaşılamamıştır. Mahkemece, açılan davaya ilgisiz bir cevap verilmiş olması üzerinde durulmaksızın ve bu husus açıklığa kavuşturulmaksızın davaya devamla hüküm kurulması yerinde görülmemiş, diğer yönler incelenmeksizin kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir." ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tapu kaydının yarı payının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı koca, eşler arasında evlilik birliğinin devam ettiği sırada kendi katkılarıyla satın alınan taşınmazın davalı adına tescil ettirildiğini belirterek tapu kaydının yarı payı oranında iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı vekilleri 7.3.2002 ( 8.3.2002 havale )günlü dilekçesinde -ki bu dilekçede eldeki dava dosyasının numarası yazılıdır- aynen; "Talep konusu" başlığı altında "Davaya karşı cevaplarımızın sunulması dileğidir." diye yazıldıktan sonra" cevaplarımız" başlığı altında "Davacı müvekkil aleyhine boşanma davası açmış bulunmaktadır. Halbuki taraflar Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/79 E.,1996/214K. sayılı ve 27.3.1996 tarihli kararıyla boşanmışlar ve taraflardan olma küçük Gözde Mine'nin velayeti müvekkile verilmiştir. İşbu karar 24.11.2001 tarihinde taraflara tebliğ edilmiş olup; kanuni süresi içinde temyiz talebinde bulunulmadığından 11.12.2001 tarihinde karar kesinleşmiştir. Arz ettiğimiz nedenlerle kesin hüküm itirazında bulunmaktayız. Taraflar arasında boşanmalarına dair kesinleşmiş mahkeme ilamı olup; mahkemenizde açılmış bulunan işbu boşanma davasının kesin hüküm nedeniyle görülmesi hukuken mümkün olmadığından kesin hüküm nedeniyle davanın reddine, karar verilmesini," "Sonuç" başlığı altında da "Arz ve izah edilen nedenler, duruşma ve tetkik esnasında belirecek ve Sayın Hakimliğinizce re'sen nazarı itibare alınacak hususlar karşısında; kesin hüküm nedeniyle davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacıya tahmiline karar verilmesini" ifadelerine yer vererek davanın reddini savunmuşlardır.
Yargılamanın 4.4.2002 günlü celsesine davacı ve vekili gelmemiş, davalı vekili imzalı beyanıyla davayı takip ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili aynı celse ayrıca; "celse arasında sunmuş olduğumuz layihayı tekrar ediyoruz. Dava dilekçesini okuduk, değerlendirdik, davanın reddi gerekir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Dosyada delil olarak bulunan Ankara Asliye 17. Hukuk Mahkemesinin 27.3.1996 gün ve 1996/79-214 sayılı ilamıyla kadının açtığı dava kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş, karar 11.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili; mahkemece deliller toplanmadan karar verildiğini ifadeyle hükmü temyiz etmiştir.
Davalı vekili temyize cevabında; "Yerel mahkeme 7.10.1953 gün ve 7/8 sayılı İBK gereğince davanın reddine karar vermiştir. Ayrıca yeni Medeni Yasanın 1.1.2002 tarihinden itibaren uygulanacağını, bu tarihten önce açılmış davalarda eski yasa hükümlerinin uygulanacağını ve bu itibarla da davacının tapu tescil talep etme imkanının bulunmadığını belirtmiştir. Yerel mahkeme kararı usul ve yasaya göre yerindedir." ifadelerine yer vererek hükmün onanmasını istemiştir.
Yüksek Özel Daire; ayrıntısı yukarıda başlık kısmında yer aldığı üzere "Açılan dava tapu iptali ve tescil olduğuna göre, davalı vekillerinin bu istemle hiç ilgisi olmayan boşanma davası açıldığından ve tarafların daha önce de boşanmasına karar verilip kesinleştiğinden söz ederek kesin hüküm nedeniyle davanın reddini talep etmelerinin nedeni anlaşılamamıştır. Mahkemece açılan davaya ilgisiz bir cevap verilmiş olması üzerinde durulmaksızın ve bu husus açıklığa kavuşturulmaksızın davaya devamla hüküm kurulması yerinde görülmemiş, diğer yönler incelenmeksizin kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün bozulmasına, sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermiştir.
Yerel Mahkeme; davanın esasına ilişkin gerekçeler yanında "Dava dilekçesindeki savunması, davayı boşanma davası olarak algılamasından kaynaklanmaktadır. Oysa ki yukarıda açıklandığı gibi dava boşanma davası değildir. Evlilik birliği içerisinde edinilen mala katkıdan ötürü tapu iptali tescil istemidir. Açıklanan nedenlerle mahkememizin 4.4.2002 tarihinde vermiş olduğu red kararının doğru olduğu sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle önceki kararında direnerek davanın reddine karar vermiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın konusunun tapu iptali ve tescil olmasına karşın davalı yanca boşanma davası açılmış gibi cevap verilmiş olmasının mahkemenin kabul şekli ve gerekçesi karşısında sonuca etkili olup olmayacağı noktasındadır.
Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, Asliye Hukuk Mahkemelerinde uygulanan usul yazılı yargılama usulüdür. Bu usulde özellikle dava malzemesinin yani dava dilekçesi, cevap dilekçesi, replik ve düplik dilekçelerinin hazırlanması yazılı olur. Fakat yazılı yargılama usulünde de hakim iki tarafı dinlemeden hüküm veremez. Bu husus Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73, 377 ve 381. maddelerinde açıkça ifade edilmiştir. Böylece, asliye mahkemelerindeki usul yazılı usul olmakla birlikte sözlü usule de yer verilmiştir. Dava, dava dilekçesiyle açılır ve dava dilekçesi kendisine tebliğ edilen davalı, bununla kendisine karşı dava açılmış olduğunu öğrenir. Bunun üzerine davalı Anayasa ile güvence altına alınmış olan savunma hakkını kullanabilir. Davalı, meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davalı olarak, savunma hakkına sahiptir. ( Anayasa Madde 36 ) Mahkeme davalıyı dinlemek ve veya savunmasını bildirmek için, davalıyı yasal şekillere uygun olarak davet etmedikçe hükmünü veremez. ( HUMK Madde 73 ). Kısacası, bir davada davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden, hüküm verilemez. Bu olanağın verilmesi ise dava dilekçesinin usulünce davalıya tebliği ile olur. Kendisine dava dilekçesi tebliğ edilen ve bu yolla savunma hakkı verilen davalı savunma hakkını kullanmak yani davaya cevap vermek zorunda değildir. Davaya cevap verilmemesi davayı inkar anlamındadır. Cevap dilekçesinin verilmesi ile davanın esasına girilmiş olur. Davalı cevap dilekçesinde hukuki sebep bildirmek zorunda da değildir.
Davalının cevap dilekçesinde hukuki sebep bildirmiş olması halinde de mahkemece bu hukuki sebep kendiliğinden değiştirilebilir ve gerçek hukuki sebep hakim tarafından araştırılıp, bulunur. ( HUMK Madde76 ) Bunun sonucu olarak da davalı cevap dilekçesinde gösterdiği hukuki sebepleri sonradan değiştirirse ve genişletirse bu sadece hakimin görevini yapmasına yardım anlamındadır.
Somut olayda da; tapu iptali ve tescil istemli dava dilekçesi mahkemece esas numarası bu dosyaya ait olmak üzere ve ihtarlı olarak davalı asile bizzat 1.3.2002 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekillerince yine aynı esas numarasının yer aldığı 8.3.2002 havale tarihli dilekçeyle davaya cevap verilmiştir. Bu cevap dilekçesi davacı vekiline 15.3.2002 tarihinde tebliğ edilmiş, takip eden 4.4.2002 günlü celseye davacı asil ve vekili mazeretsiz olarak katılmamış, cevap dilekçesine karşı da herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Dava davalı vekilince takip edilmiş, aynı celse davalı vekili kendisini hüküm vermek üzere dinleyen hakime "celse arasında sunmuş olduğumuz layihayı tekrar ediyoruz. Dava dilekçesini okuduk değerlendirdik, davanın reddi gerekir." Şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu açık beyan, davalı yanın dava dilekçesi kapsamını bilerek davanın reddini istediği anlamındadır. Duruşma zaptındaki bu açık beyan karşısında artık davalı yanın davaya ilgisiz bir cevap verdiğinden ve mahkemece bu husus üzerinde durulmamış olduğundan söz edilemez. Diğer taraftan mahkeme hakiminin davalının gösterdiği hukuki sebeplerle bağlı olmaksızın gerçek hukuki sebebi bulmak ve hüküm vermek yükümünde olduğu da unutulmamalıdır.
Şu durumda; Davalı vekilinin dava dilekçesini okuduk değerlendirdik şeklindeki açık beyanı ve yukarıda açıklanan tüm nedenler karşısında bozma nedenine iştirak edilmemiş, yerel mahkemenin direnme kararı açıklanan bu gerekçelerle yerinde görülmüştür.
Ne var ki, işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazları dairesince incelenmediğinden, dosyanın özel dairesine gönderilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle direnme yerinde olup, işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 14. Hukuk Dairesine, gönderilmesine, 14.5.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy