(743 S. K. m. 48, 73, 79) (4721 S. K. m. 50, 101, 109)
Taraflar arasındaki "vakıf yöneticiliğinden azil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 15. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.12.2001 gün ve 1998/688-2001/802 sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 06.05.2002 gün ve 2304-5200 sayılı ilamı ile; (...Vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarına ilişkin davaların, gerek vakfı temsil etmesi, gerekse dava sonunda verilecek kararın kendisini yakından ilgilendirmesi bakımından doğrudan vakıf tüzel kişiliği aleyhine açılması ve yöneticilerin ise bu dava nedeniyle hukukları etkileneceğinden savunmalarının alınmaları gerekir.
Somut olayda; davanın doğrudan vakıf tüzel kişiliği aleyhine yöneltilmeden görevden alınmaları istenilen vakıf yöneticileri aleyhine açılmış olması karşısında vakıf tüzel kişiliğinin de yöntemince davaya dahil edilip taraf teşkili sağlanması gerektiğinin düşünülmemiş olması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, vakıf yönetim kurulu üyesinin yöneticilikten uzaklaştırılması (azli) istemine ilişkindir.
Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü adına Ankara Bölge Müdürlüğünce, görevden uzaklaştırılmak istenen Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı Yönetim Kurulu üyesi gerçek kişi aleyhine açılmış, vakıf tüzel kişiliği davada taraf olarak gösterilmemiştir.
Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü dava dilekçesinde, davalı Abdullah A.'un Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı'nın yönetim kurulu üyesi (ve ayni zamanda vakıf müdürü) olarak görev yaptığı dönemde vakfı zarara uğrattığını ileri sürerek, 743 sayılı Türk Medeni Kanununun 79. ve (bu yasaya göre kurulan vakıflarla ilgili) Tüzüğün 23. maddeleri uyarınca vakıf yönetiminden uzaklaştırılmasını istemiştir.
Davalı; dava tarihinde zaten görevden ayrıldığını, davanın konusunun kalmadığını, görevden alınmasını gerektirir bir eyleminin de olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulü ile davalı yöneticinin görevden azline karar verilmiş, davalının temyizi üzerine hüküm özel dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkeme; "
.Davalı ile vakıf tüzel kişiliğinin mecburi dava arkadaşı olduklarına ilişkin yasal düzenleme yoktur. Davalı dava tarihinden önce vakıf yöneticiliğinden çıkarılmıştır. Dava tarihinde davalı ile vakıf tüzel kişiliği arasında hiçbir hukuki ilişki kalmamıştır. Davanın amacı, davalının vakıf tüzel kişiliğinde bir daha yönetici olmasını önlemeye yöneliktir. Davalı ile davaya davalı yanında dahil edilmesi istenen vakıf tüzel kişiliğinin hukuki yararları birbiriyle uyumlu değil, aksine zıttır. Nitekim davalı hakkındaki ceza davası da vakıf tüzel kişiliğinin suç duyurusunda bulunması nedeniyle açılmıştır. Öyleyse somut olayda davanın vakıf tüzel kişiliği aleyhine açılmasının bir yararı olmadığı gibi bunu zorunlu kılan bir yasal düzenleme de yoktur. Hukuki yararları çatışan tarafları aynı saflarda bulunmaya zorlamanın yargılamada çeşitli sorunlar doğurması kaçınılmazdır." Gerekçesiyle önceki kararında direnmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraf teşkili noktasında olup, Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı tüzel kişiliğinin de davada taraf olarak yer alması gerekip gerekmediğinin çözümü gerekmektedir.
Öncelikle belirtelim ki; uygulamada, vakıf yöneticilerinin görevden alınması veya işten uzaklaştırılması davaları, Vakıflar Genel müdürlüğü tarafından genellikle (somut olayın aksine) salt vakıf tüzel kişiliği aleyhine açılmakta, azli istenilen kişiler dava dışı tutulmaktadır. Böyle bir durumda, yönetimden uzaklaştırılması istenilen kişilerin davada kendilerini savunabilmelerine olanak sağlanması açısından bunların da davada taraf olarak yer almaları ilkesi yargısal uygulamada kabul edilmiş olup, Öteden beri benimsenen bu ilke yerleşmiş bulunmaktadır (YHGK.nun 22.03.2000 gün ve 2000/18-200-2000/190 sayılı kararı).
Bu bağlamda, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel kurulunun 4.3.1959 gün ve 1959/3-18 sayılı kararında özetle "vakıf aleyhine açılacak davalarda husumetin, mütevelli (vakfı yönetenler) ile vakıflar İdaresine birlikte yöneltilmesi zorunludur" denilmektedir.
Vakıflar Genel Müdürlüğünce, bir vakfın yöneticisinin görevden alınması veya uzaklaştırılması istemiyle salt vakıf tüzel kişiliği aleyhine açılmış olan davada, azli istenilen kişinin de taraf olarak yer almasının sağlanması, bu kişinin davada kendisini savunma hakkını kullanabilmesi ve varsa kanıtlarını mahkemeye sunma olanağını elde edebilmesi açısından davanın özüne de uygun düşen doğru bir yaklaşım olacaktır.
İşte bunun tersi olan durumda (yani dava salt görevden azli istenilen kişi aleyhine açıldığında) da dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin olan bu maddi hukuk olgusu aynen kabul edilmeli ve yöneticisi tarafından zarara uğratıldığı ileri sürülen vakıf tüzel kişiliğinin de davada taraf olarak yer alması sağlanmalıdır.
Bu kısa açıklamadan çıkan sonuç şudur : Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından bir vakfın yöneticilerinin görevden azli için açılan davada husumet, vakıf tüzel kişiliği ile görevden azli istenilen kişilere birlikte yöneltilmelidir. Eğer dava, bunlardan salt birine karşı (örneğin salt vakıf tüzel kişiliği ya da azli istenilen kişiler aleyhine) açılmış ise, diğerinin de davada taraf olarak yer almasının sağlanması yoluna gidilmelidir.
Diğer taraftan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101.(önceki 73. madde) maddesine göre vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.
Bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakfın örgütünde zorunlu organ yönetim kuruludur. (MK. m. 109). Yönetim organı, vakfın kuruluş senedinde yazılı amacını gerçekleştirmek için, her türlü yönetim işlerini görmek ve onu temsil etmekle görevlidir. Bu organ, vakfın mal varlığını ve işlerini yönetirken, ihtimamla (özenle) ve sadakatle hareket etmek ve basiretli bir idareci gibi davranmakla yükümlüdür.
Türk Medeni Kanununun 50.(eski 48.) maddesine göre, tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukuki işlemleri ve diğer tüm eylemleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Bu madde hükmü somut olaya uyarlandığında; Yönetimden uzaklaştırılması istenilen Abdullah A.'un, Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı'nın yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönem içinde, bu vakfın (yani vakıf tüzel kişiliğinin) iradesini kullanarak gerçekleştirdiği eylem ve işlemler vakıf tüzel kişiliğini ilzam ettiği (borç altına soktuğu) cihetle, bunlar esas itibariyle vakıf tüzel kişiliğinin hukukunu ilgilendirecektir. Başka bir deyişle, adı geçen kişi davaya konu edilen (vakfı zarara uğratıcı) eylem ve işlemleri, vakıf tüzel kişiliğinin iradesini kullanarak, (tüzel kişiliğin yönetim organının bir objesi olarak) yaptığından, üçüncü kişiler ve özellikle vakıftan yararlananlar açısından, bu eylem ve işlemler vakıf tüzel kişiliği tarafından yapılmış kabul edilecek, bundan vakıf sorumlu tutulacaktır. (Burada, adı geçenin kişisel kusurundan dolayı kişisel sorumluluğunun saklı olduğu unutulmamalıdır). Diğer önemli bir nokta da; aynı zamanda ileriye etkili hukuki sonuçlar doğurmaya yönelik eldeki davanın açıldığı tarihte, davalının fiilen görevden uzaklaşmış olmasının, bu davada verilecek kararın vakıf tüzel kişiliğinin hak ve hukukunu etkilemesine engel olmayacağı, tersine doğrudan etkileyeceği olgusudur.
Sonuç olarak ; olaya maddi hukuk açısından bakıldığında da, vakıf tüzel kişiliğinin, yöneticilerin azli davasında taraf sıfatının bulunmasının zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.
Kural böylece ortaya konulduktan sonra somut olay incelendiğinde;
Somut olayda, Vakıflar Genel Müdürlüğü, davalı Abdullah A.'un -vakıf yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde vakfı zarara uğrattığı savıyla- azli için salt bu kişi aleyhine dava açmıştır. Bu dava-Vakıf yönetim kurulu üyesinin görevden azli davası- sonunda verilecek kararın, olumlu ya da olumsuz olsun, vakıf tüzel kişiliğinin hak ve hukukunu yakından ilgilendireceğinde kuşku bulunmamaktadır. Daha açık bir anlatımla; mahkemece, yönetici azledildiğinde o kişi aynı vakıfta bir daha görev alamayacağından, vakfa başka yeni bir yönetici seçilmesi söz konusu olacak; dava retle sonuçlandığında ise, vakfa zarar verdiği yargısal açıdan gerçekleşmemiş olsa bile, işlem ve eylemleriyle vakfı sıkıntıya sokan böyle bir kişi yönetimde kalacak veya (ayrılmış olsa bile) ileride yeniden yönetim organında görev alması olasılığı doğacaktır. Bu nedenledir ki, yargısal uygulamada benimsenen açıklanan ilkeler doğrultusunda vakıf tüzel kişiliğinin de davada taraf olarak yer almasının sağlanması zorunludur.
Hemen belirtmekte yarar vardır ki, vakıf tüzel kişiliği ile onu zarara uğratan yönetim kurulu üyesinin aynı davada yer alması davanın özü itibariyle maddi hukuk açısından gerekli olup, yerel mahkemenin direnme kararındaki "ikisi arasında çıkar çatışması bulunduğu" yolundaki gerekçesi de yerinde görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, Vakıflar Genel Müdürlüğünün vakfı zarara uğrattığını ileri sürdüğü kişinin yönetimden azli için açtığı davada, hak ve hukuku bu davadan etkilenecek olan vakıf tüzel kişiliğinin de taraf olarak yer almasının sağlanması gerekir. Buna göre mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa usulüne uygun biçimde verilecek süre ile, vakıf tüzel kişiliği hakkında da dava açılıp bu dava ile birleştirilmesini sağlamak ve taraf teşkili böylece sağlandıktan sonra işin esasını incelemek olmalıdır.
Hal böyle iken mahkemece aksi düşüncelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 26.03.2003 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy