(1086 S. K. m. 381, 388, 389)
Dava: Taraflar arasındaki "meni müdahale ve kal " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Gemlik Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 07.12.2001 gün ve 2001/492-751 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 13.05.2002 gün ve 2002/4903-5580 sayılı ilamı ile ; ( "Mahkemenin verdiği ilk karar, hüküm sonucu kısmında "yapılacak işler bakımından bilirkişinin raporuna yollama yapılmakla yetinilmiş olması"nın doğru olmadığı gerekçesiyle ve sırf bu nedenle bozulmuştur. Buna göre mahkemece, HUMK'nun 388. maddesi hükmüne uygun olarak salt bu eksikliğin hüküm fıkrasında giderilmesi gerekli ve yeterli iken, bozmadan sonra bilirkişiden alınan ek raporda -hükme dayanak yapılan asıl raporda söz edilmediği halde- davaya konu güneş enerjisi depolarının değiştirilerek kapalı sisteme uygun depo konulması görüşüne yer verilmiş, mahkemece usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilmeden bozma dışına çıkılarak bu ek rapor doğrultusunda depoların değiştirilmesine de hükmedilmiştir.
Mahkemece, önceki bozma uyarınca hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen hususların HUMK'nun 388. maddesinde öngörüldüğü üzere açık, şüphe ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde yazılmasıyla yetinilmesi, kazanılmış hak ilkesi de dikkate alınarak buna göre hüküm kurulması gerekir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA" ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı ile davalı aynı apartmanda kat maliki olup, davalı tarafından çatıya kurulan güneş enerjisi sisteminin en üst katta çatı altında oturan davacıya ait bağımsız bölüme zarar verdiği iddiasıyla eldeki dava açılmıştır.
Davalı, binanın projesinde her daireye ait güneş enerjisi sistemlerinin kurulmasına olanak sağlandığını, hatta iç tesisatların inşaat aşamasında yapıldığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ; İkinci keşifte güneş enerji sistemi konusunda uzman makine mühendisi ve inşaat bilirkişinin raporlarına itibar edildiği belirtilerek bu rapora atıfla "Davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile, Davalının kurmuş olduğu güneş enerji sisteminden kaynaklanarak davacının inşaatının tavanına verildiği anlaşılan 20.000.000. TL. lik hasarın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Binanın projesinin güneş enerjili olması nedeniyle sistemin bilirkişi raporunda belirtilen standartlara uygun hale getirilmesine, Eski hale getirmek için davalıya 15 gün süre verilmesine, Davacının güneş enerjisinin sökülmesine ilişkin talebinin reddine
." Karar vermiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire 04.06.2001 gün ve 4962-5561 sayılı İlamıyla ; "HUMK.nun 388. maddesi hükmüne göre kararların hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yasanın bu hükmünde amaç, infazın duraksamaya meydan verilmeden yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu bakımdan somut olayda yasanın açıklanan hükmüne uyulmadan yapılacak işler bakımından bilirkişinin raporuna yollama yapılmakla yetinilmiş olması doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Davacı vekili bozmaya uyulmasını istemiş, davalı vekili takdire bırakmıştır.
Mahkeme bozmaya uymuş, aynı bilirkişilerden ek rapor alarak, bu raporlar kapsamına göre "Davanın kısmen kabul kısmen reddine, Davalının kurmuş olduğu güneş enerji sisteminden kaynaklanarak davacıya ait bağımsız bölümün tavanına verdiği anlaşılan 20.000.000 TL. hasarın dava tarihi olan 15.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, Binanın projesinde güneş enerjisi bulunduğundan ( Bilirkişi ek raporlarında belirtilen ) üst üste konulan depoların değiştirilerek TSE belgeli depolar kullanılarak sistemin kapalı devre enerji sistemine dönüştürülmesine, depoların üzerinde bulunduğu ayakların beton döşeme üzerine sabitlenmesine ve ayakların etrafının köpük yerine çinko ile kaplanmasına, Kırık kiremitlerin değiştirilmesine, güneş enerjisine ait borudaki damlamanın çatıdaki cam yünlerini ıslattığı anlaşıldığından borunun tamir edilerek damlamanın kesilmesine, bu hususların yerine getirilmesi için davalıya 30 gün mehil verilmesine, Güneş enerjisinin sökülmesine ilişkin talebin reddine" karar vermiştir.
Davalı vekili daha önce temyiz etmediği hükmü mahkemece bozma kapsamı dışına çıkıldığı daha önceki rapor kapsamında depoların değiştirilmesinin bulunmadığı vs. nedenlerle, davacı vekili de aşamalardaki beyanlarını tekrarla temyiz etmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire; "Mahkemenin verdiği ilk karar, hüküm sonucu kısmında "yapılacak işler bakımından bilirkişinin raporuna yollama yapılmakla yetinilmiş olması"nın doğru olmadığı gerekçesiyle ve sırf bu nedenle bozulmuştur. Buna göre mahkemece, HUMK'nun 388. maddesi hükmüne uygun olarak salt bu eksikliğin hüküm fıkrasında giderilmesi gerekli ve yeterli iken, bozmadan sonra bilirkişiden alınan ek raporda -hükme dayanak yapılan asıl raporda söz edilmediği halde- davaya konu güneş enerjisi depolarının değiştirilerek kapalı sisteme uygun depo konulması görüşüne yer verilmiş, mahkemece usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilmeden bozma dışına çıkılarak bu ek rapor doğrultusunda depoların değiştirilmesine de hükmedilmiştir. Mahkemece, önceki bozma uyarınca hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen hususların HUMK'nun 388. maddesinde öngörüldüğü üzere açık, şüphe ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde yazılmasıyla yetinilmesi, kazanılmış hak ilkesi de dikkate alınarak buna göre hüküm kurulması gerekir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince Bozulmasına" karar vermiştir.
Mahkemece 03.06.2002 gününde yapılan tensiple taraflara duruşma gününün ve Yargıtay ilamının tebliğine karar verilmiş, yargılama 26.07.2002 gününe bırakılmıştır. Davalı vekiline bozma ilamı ve 26.07.2002 günü 09.30 da duruşma olduğu bizzat kendisine olmak üzere 12.06.2002 tarihinde tebliğ edilmiştir. 26.07.2002 tarihli celsede davacı vekili gelmiş, davalı vekili gelmemiş, mazerette bildirmemiştir. Davacı vekili bu arada 18.06.2002 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Bu dilekçe davalı vekiline 26.06.2002 tarihinde bizzat tebliğ edilmiştir. Davacı vekili 27.06.2002 tarihli celsede direnme kararı verilmesini ve karar düzeltme sonucunun beklenmesini istemiştir. Mahkemece dosya tashihi karara gönderildiğinden sonucunun beklenmesine karar verilmiş, yargılama 25.10.2002 gününe bırakılmıştır. Yüksek özel dairenin 10.10.2002 günlü ilamı ile davacının karar düzeltme istemi esastan reddedilmiştir. 25.10.2002 tarihinde de davalı vekili gelmemiş, davacı vekili diyeceklerini bildirmek üzere ve davalı vekiline tebliğ için mehil istemiş, mahkemece bu talep kabul edilerek yargılama 29.11.2002 gününe bırakılmıştır. 29.12.2002 günlü celsede de önceki kararda direnilmesine hükmedilmiştir. Hükmü her iki taraf vekili de temyiz etmektedir.
Dava, davacının çatıya taktırdığı güneş enerjisinden meydana gelen sızıntı nedeniyle oluşan zararın tazmini ve güneş enerji sisteminin sökülmesi, müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.
Güneş enerjisi sisteminin davalı yanca yaptırıldığı, tarafların kat maliki oldukları, taşınmazın kat mülkiyeti hükümlerine tabi olup, uyuşmazlığın bu hükümlere göre çözümü gerektiğinde uyuşmazlık yoktur.
Uyuşmazlık; ilk karar ve bozma ilamları kapsamına göre mahkemece ek rapor alınarak verilen ikinci kararın usulü kazanılmış hakkın ihlali anlamına gelip gelmediği ve hükmüne uyulan ilk bozma ilamı kapsamına aykırı olup olmadığı noktasındadır.
Ne var ki ön sorun olarak ; ikinci bozma ilamından sonra direnme kararı verilme aşamasında taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı hususunun çözümü gerekmektedir.
Bozma ilamı ayrıntısı yukarıda da açıklandığı üzere taraflara usulünce duruşma günü ile birlikte tebliğ edilmiştir. Bu tebliğe karşın davalı yan belirlenen günde yargılamaya mazeretsiz katılmadığı gibi takip eden celselere de katılmamıştır. Davacı yanın bu arada karar düzeltme isteminde bulunması, bu istemin redle sonuçlanması bu gerçek karşısında sonuca etkili olmayıp, taraf teşkilinin sağlanmadığına ilişkin usule dayalı temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Bilindiği üzere; Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı, HUMK 388 maddesinde açıkça belirtilmiştir. Buna göre hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer, birer açık ve şüphe uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Yine, HUMK.nun 389. maddesinde de ; verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve hakların şüphe ve tereddütü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılması gereği açıkça belirtilmiştir.
Gerçekten de, HUMK.nun 381. ve 388. maddeleri emredici hükümlerden olup "Kamu düzeni" amacı ile vaz'edilmişlerdir. Bu maddeler hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Davanın tamamen reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı için hiç bir suretle üstün görülemez.
Bu bağlamda hemen belirtelim ki, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 E; ve 1992/4 K. sayılı ve 10.4.1992 günlü tevhidi içtihadı; usulün 381. ve 388. maddelerindeki emredici hükümlerinin ihmalini önerir bir sonucu kabul etmemiş, tersine aynen "T.C. Anayasası yargılamanın aleniyeti ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı yargılama açık olacak, yargılamanın sonunda mahkemece verilen karar da açıkça belirtilecektir. Sonradan yazılan gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Bu hukuki esasın doğal sonucu gerekçeli karar kısa karara uygun değilse kararın bozulması icabedecektir." gerekçesini getirerek anılan Yasa maddelerinin vazgeçilmez önemini oybirliği ile kabul etmiştir. Bunlardan ayrı kıyaslama yoluyla Tevhidi İçtihatların uygulama alanını genişletmek hukuken mümkün değildir. Aksinin kabulü halinde, anılan Tevhidi İçtihatta 381. ve 388. maddelerinin yürürlüğünü koruyan ve önemini yineleyen oybirliği ile alınmış az yukarda açıklanan kabule aykırılık oluşturulacağı gibi, belirtilen Yasa maddeleri işlemez hale getirilmiş olur ki, yargı yetkisinin aşılmasına yol açan bu yön kabul edilemez. Yine, usulün 381. ve 388. maddeleri emredici kurallardan olmalarına rağmen hükmün yokluğunu ortaya koyacak esaslı kaidelerden değillerdir. Bu maddelerin bir mahkemenin kararını geçersiz kıldığına dair usul hukukunda bir hüküm mevcut değildir. Bu durumda sadece temyiz sebeplerinin varlığından söz edilecektir. Hükmün yok sayılabilmesi için taraflara tebliğ edilen hükmün mahiyeti, son duruşma zaptında belirtilmemiş olmalıdır. Son duruşma tutanağına hükmün mahiyeti geçirilerek tefhim edilmişse artık ortada hukuken bağlayıcı bir hükmün varlığının kabulünde duraksama olmamalıdır.
Olayımızda ise kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunmamaktadır. O nedenle Tevhidi İçtihadın konusunu oluşturan kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunması haline ilişkin kabul şeklinin burada uygulama yeri yoktur. Durum böyle olunca, mahkemece ilk kararın bozulması nedeniyle bozma nedenleri dışına çıkılarak yeni araştırma ile yeni bir hüküm oluşturulması da mümkün değildir.
Somut olayda ; Mahkemenin bilirkişi raporuna atıfla oluşturduğu ilk hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan hükümlere aykırı bulunarak bozulmuş ve bu bozmaya da mahkemece uyulmuştur. Mahkemece Yargıtay Özel Daire bozma kararına uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına usulü müktesep hak doğar. Mahkemece bu hakkın kaldırılması veya ihlaline imkan verecek bir karar tesis edilemez.
Şu durumda mahkemece; başka araştırma ve inceleme yapılmaksızın HUMK'nun 388. maddesi hükmüne uygun olarak salt bu eksikliğin hüküm fıkrasında giderilmesi gerekli ve yeterli iken, eş söyleyişle sadece hükmüne uyulan bozma ilamı çerçevesinde hüküm fıkrasının usulüne uygun biçimde oluşturulması gerekirken, bozma kapsamı dışına çıkılarak yeniden inceleme yapılmış ve alınan ek rapor doğrultusunda ilk hükümden farklı - depoların değiştirilmesi gibi - unsurlar içeren hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece yapılacak iş; kazanılmış hak ilkesi de dikkate alınarak hükmüne uyulan Özel dairenin 04.06.2001 gün ve 4962-5561 sayılı önceki bozma ilamı uyarınca, 22.12.2000 tarihli mahkeme kararına esas alınan ve hüküm fıkrasında atıf yapılan bilirkişi raporunda belirlenen hususların HUMK'nun 388. maddesinde öngörüldüğü üzere açık, şüphe ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde yazılmasıyla yetinilerek hüküm fıkrası oluşturmak olmalıdır.
Açıklanan nedenler altında dairenin bozması doğrultusunda işlem yapılarak özellikle Usulün 381.-388. maddelerine uygun karar yazılması gereği yerine getirilmek üzere, usul ve yasaya ve usulü kazanılmış hak ilkesine aykırı olan yerel mahkemenin kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 02.04.2003 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy