(743 S. K. m. 4, 134, 143) (4722 S. K. m. 1) (YHGK. 12.05.2004 T. 2004/2-275 E. 2004/284 K.)
Dava: Taraflar arasındaki "boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manisa Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.9.2002 gün ve 367-616 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.1.2003 gün ve 14167-735 sayılı ilamıyla,
(...1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının velayete yönelik temyiz itirazları yersizdir.
2- Davalının (kocanın) temyizine gelince; 4722 Sayılı Kanunun 1. maddesi hükmü de dikkate alındığında olaya 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.
Toplanan delillerden; kocanın eşini tehdit ettiği, kadının da evlilik öncesi yahut sonrasında çekildiği sabit olmayan, alışılmışın dışında çekilen çıplak resimleri sakladığı, eşinin elbiselerini kestiği anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan hadiselerdeki kusurun ağırlığı davacıdadır. Kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminat verilemez. (743 sayılı MK. md. 143/1-2). Mahkemece bu isteklerin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, boşanma, nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı Semanur vekili, tarafların altı yıldır evli olduklarını, bu evliliklerinden Melis isimli kızlarının doğduğunu, evlendiklerinden beri geçinemediklerini, davalının kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, boşanmaya, küçük Melis'in velayetinin davacıya verilmesine, Melis için 50.000.000 TL. tedbir ve iştirak nafakası, davacı yararına 100.000.000 TL. tedbir nafakasına, boşanma olgusuyla menfaatleri zarar gördüğünden davacı için 5.000.000.000 TL. maddi; hakaret ve şiddete maruz kaldığından 10.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Ali cevap dilekçesiyle, evlilik birliğinin davacının kusurlu hareketleriyle temelinden sarsıldığını, davacının mevcut tutumu itibarıyla böyle bir dava açmaya hakkı olmadığını, evlilik birliğinin devamının taraflar ve küçük Melis bakımından yararlı olamayacağını, davacının kendisini aldattığını, Türkiye'de doğup Almanya'da büyüdüğü için Türk örf ve adetlerine aykırı davrandığını, ne Alman-Hıristiyan ne de Türk-Müslüman olduğunu, bu durumun ruhsal dengesini bozduğunu, küçük Melis'in velayetinin kendisine verilmesinin doğru olacağını, takdiri mahkemeye bıraktığını savunmuştur.
Yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda tarafların boşanmalarına, müşterek çocuk Melis'in velayetinin davalı babaya verilmesine, anne ile çocuk arasında şahsi münasebet tesisine; davacı için aylık: 80.000.000 TL. tedbir nafakasına, küçük Melis babasına verildiğinden tedbir nafakası talebinin reddine; davacı için 2.000.000.000 TL. maddi, 4.000.000.000 TL.manevi tazminata hükmedilmiştir.
Özel dairece hüküm; boşanma, nafaka, velayet yönünden onanmış, maddi ve manevi tazminat bakımından yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı Ali, davacı görülmekte olan davayı açtıktan sonra evde bulunan davacının çıplak fotoğraflarını mahkemeye ibraz etmiş, fotoğrafların evlilikten önce mi, evlilik sırasında mı çekildiği tespit edilememiştir. Davacının, davalının ibraz ettiği fotoğraflar ve cevap dilekçesindeki sözler nedeniyle şikayeti sonucu maddei mahsusa belirtmek suretiyle hakaret suçundan açılan şahsi davada da fotoğrafların çekilme tarihi araştırılmış, Adli Tıp incelemesi yapılmasına rağmen bu tarihi belirlemek mümkün olmamıştır.
Davacının babası olan tanık Münir, davacının, davalı kocasının elbiselerini makasla doğradığını, böylelikle kabahatli olduğunu beyan etmişse de dinlenen diğer tanık beyanlarından davacının evden ayrıldıktan sonra kaldığı baba evine giden davalının kitaplar okuduğunu, yaptıklarından pişman olduğunu söylediği, barışma girişiminde bulunduğu; ancak, davacının boşanma isteğinde ısrar ettiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre, davalının davacıyla barışmak için baba evine gitmesi, önceki olayları affettiği, kabahat olarak görmediği anlamına gelmektedir. Yine dinlenen tanık beyanlarıyla davalının davacıyı dövdüğü, evinin elektrik ve suyunu kestiği, maddi ve manevi cebir uyguladığı belirlenmiştir. Davacının, mahkemeye ibraz edilen fotoğrafları ve kocasının elbiselerini kesmesi dışında evlilik süresince başkaca bir kusuru olmadığı anlaşılmaktadır.
Bütün bu anlatılanların ışığında davacının kusursuz olduğunu söyleyebilme olanağı yok ise de davalının, davacı tarafından boşanma davası açıldıktan sonra barışma girişiminde bulunmasının davacının kusurlu davranışlarını affettiği anlamına geleceği açıktır. MK.'nun 143/1. maddesi mevcut ve hatta muntazar (beklenen) bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsiz karı veya kocanın, kabahatli olan taraftan maddi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Boşanmayla davacı, davalı eşinin desteğini yitirmiştir. Şahsi menfaatleri zarar görmüştür. O halde mahkeme tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet ilkesi (MK. md. 4) dikkate alınarak davacı yararına uygun bir miktarda maddi tazminata hükmedilmelidir.
Diğer taraftan MK.'nun 143/2. maddesi boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar kusursuz karı veya kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir surette haleldar etmiş ise, hakimin manevi tazminata hükmedebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda davacının kusurunun (affedilmesi nedeniyle) bulunmadığı; davalının ise kusurlu olduğu, davacının kişilik haklarına ağır bir saldırıda bulunulduğu kanısına varılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralı (MK. md. 4) dikkate alınarak davacı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. O halde yerel mahkemece davacı yararına maddi ve manevi tazminat takdiri doğru bulunduğundan direnme kararı onanmalıdır.
Ne var ki özel dairece tazminat miktarına yönelik olarak inceleme yapılmamış olduğundan, davalı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın özel daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin maddi ve manevi tazminat takdirine yönelik temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının ONANMASINA ve tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için de dosyanın 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 12.11.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy