(1086 S. K. m. 437)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 5.7.2002 gün ve 2002/190-426 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.12.2002 gün ve 2002/13955-14992 sayılı ilamı ile,
(...Davacı taşınmazın miras bırakandan kalan terekeye ait mallarla alındığını kanıtlayamamıştır. Davanın reddi gerekirken kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Temyiz Eden: Davalı vekili
Dava, miras payına dayalı istihkak (hakkı olma hak kazanma) isteminden ibarettir.
Davacı, babaları Mustafa'dan kalan malların satılması sonucu elde edilen para ile alındığını savladığı taşınmazın 1/2 payının tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı dava konusu taşınmazın, babadan kalan bir mal olmadığını, kendi parası ile alındığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, bir kısım tanık beyanlarına göre bu yerin muristen kalma malların satışı sonucu alındığı ve taşınmaz üzerindeki binanın ikinci katında davacının uzun süreden beri oturduğu gerekçeleri ile, davanın kabulüne ilişkin olarak kurduğu hüküm Özel Dairece, davacının taşınmazın miras bırakandan kalan terekeye ait mallarla alındığını kanıtlayamadığından, davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, Yerel mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.
Yerel Mahkeme ile Özel daire arasındaki uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın miras bırakandan kalan malların satışı ile alınıp alınmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yanların miras bırakanı, babaları Mustafa 22.11.1977 tarihinde ölmüş, geriye mirasçı olarak davacı 2.1.1970 doğumlu Emine ile, davalı, 20.5.1961 doğumlu Adil'i bırakmıştır. Her iki yanın ortak tanığı ve yanların dayısı olan tanık Bayram; dava konusu taşınmazın yanların babalarından kalan bir yer olmadığını, 1974-1975 yıllarında kendisine tarla alırken davalının parasını gönderip dayı bana da bir tarla al demesi üzerine dava konusu taşınmazı satın aldığını, hatta davalının gönderdiği paranın eksik kalan kısmını kendisinin tamamladığını, davalının yaşının küçük olması nedeniyle taşınmazı üzerine aldığını, daha sonra da davalıya devrettiğini beyan etmiştir.
Dinlenen diğer davacı tanıklarından bir kısmı her ne kadar, söz konusu taşınmazın yanların babalarından kalan malların satışından elde edilen para ile alındığını duyduklarını ifade etmişlerse de, bu beyanların, görgüye dayalı beyanlar olmadığı gibi, yer, zaman ve kişilere dayalı, somut beyanlar olmadığı, yanların babalarından ne kadar mal kaldığı, bu malların neler olduğu, kim ya da kimler tarafından, kime hangi bedelle, hangi tarihte satıldığının belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, yine tanıklar ve yanların açıklamalarından, dava konusu taşınmazın 2.katının yapımında davacının katkısı olduğu ve elatmanın önlenmesi davası sonucuna kadar bu yerde oturduğu anlaşılıyorsa da, davacının burada kendi payı karşılığı oturduğu yansız ve somut delillerle kanıtlanamayıp, tersine kardeş olan davacı ve davalının bu yakın ilişki nedeniyle birlikte oturmaya rıza ve muvafakat gösterdiği hususu daha öne çıkmıştır. Kaldı ki, taşınmazın tapudan davalı üzerine devir tarihi olan 26.5.1989 tarihinden davanın açıldığı 14.3.2002 gününe kadar geçen uzun sürede durumu bilen davacının bu duruma ses çıkarmadığı da anlaşılmaktadır.
Bu delillerin ışığında somut olayı incelediğimizde, davacının dava konusu olup yanların dayısı olan Bayram tarafından 1978 yılında üçüncü bir kişiden satın alıp, 1989 yılında davalıya devredilen Kurtköyde bulunan taşınmazı babalarından kalan ve terekeye ait olan malların satışı sonucu elde edilen paralarla satın aldığını kanıtlayamadığından, davanın reddine karar vermek gerektiği kanısına varılmıştır.
Hal böyle olunca, usul ve yasaya uygun bozma ilamına uymak gerekirken direnilmesi hatalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 15.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy