(1086 S. K. m. 237, 236, 337) (6831 S. K. m. 1, 6, 11)
Dava: Taraflar arasındaki "tahdide itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun Kadastro Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 9.11.2000 gün ve 1999/149 E-2000/78 K. Sayılı kararın incelenmesi davacı Orman Bakanlığı ile davalılar Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 29.4.2002 gün ve 2002/2827-3843 sayılı ilamı;
( ... Davacı Orman Bakanlığı, tarla niteliğindeki kişiler adına tapuda kayıtlı 571 sayılı parselin 3000 m2'sinin orman olduğu iddiasıyla bu bölümün orman sınırları içine alınmasını ve orman olarak Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın Orman Yönetimi yönünden husumetten reddine, Hazine ve kişiler yönünden kesin hükmün varlığı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı Yönetim vekillerinin temyizleri üzerine Dairece onanmıştır.
Davacı Orman Bakanlığı tarafından bu kez kararın düzeltilmesi istenilmektedir.
Toplanan kanıtlara ve incelenen dosya kapsamına göre;
1- Tahdit sınırları dışında bırakılan bir taşınmaza yönelik olarak açılan tahdide itiraz davasında davalı sıfatı, taşınmaz malikine ait olup, husumetin ona yöneltilmesi gerekir. Davada husumet yönünden çatışan menfaatler kuralı altında Orman Genel Müdürlüğünün ve Hazinenin taşınmaz maliki ile zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Mahkemece Bakanlığın Hazineye yönelik davasının da husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken bu yönde hüküm kurulmaması doğru görülmemiştir.
2- Davanın kişilere yönelik olarak reddine ilişkin hüküm bölümüne gelince:
Yerel Mahkeme, 16. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşen, davacısının Hazine, davalılarının davalı kişiler olduğu aynı taşınmaz için kadastro mahkemesinin 19.12.1984 tarih ve 1978/1052-688 sayılı ilamına göre; taşınmazın orman olmadığını ve zilyetlikle kazanım koşullarının kişiler lehine oluştuğunun maddi olay olarak saptandığını ve tarafları yönünden kesin hüküm niteliğinde bulunduğunu hükmüne gerekçe yapmıştır. Oysa, bu kararda Orman Yönetimi taraf değildir. Taşınmazın orman olmadığı olgusuna ise resmi belgeler incelenmeksizin varılmıştır. Hükmün Orman Yönetimi, veya davacı Orman Bakanlığı yönü ile kesin hüküm niteliğinde bağlayıcılığından söz edilemez. Ancak kabul etmek gerekir ki Hazinenin taraf olduğu bu karar güçlü delil niteliğindedir. Orman niteliğinin belirlenmesinde yerleşik içtihatlar gereğince resmi belgeler ( eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları...) ise kesin delil olarak kabul edilmektedir.
Mahkemece, Hazinenin temsil ettiği hak ve yetkiler yönünden Orman Bakanlığı ile aynı olduğu ve biri aleyhine verilen kararın diğerini bağlayıcı yönündeki görüşü doğru olmadığından güçlü delil vasfında dahi olsa dosya kapsamında resmi belgelere göre orman olduğu saptanan 3000 m2'lik dava konusu taşınmazın orman sınırları içine alınmasına ve orman niteliğinde Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir. Kesin hükmün varlığı dışında hiçbir olgu kamu malı ormanların özel mülke dönüşümünü sağlayacak biçimde karar tesisine gerekçe yapılamaz. Taşınmaz mal maliklerine yönelik davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, mahkemece değişik düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, Orman savına dayalı tahdide itiraz davasından ibarettir.
Davacı Orman Bakanlığı, dava konusu taşınmazın yaklaşık 3000 m2 lik kısmının orman niteliğinde olmasına rağmen, orman kadastro tespiti sırasında orman dışında bırakıldığını savlayarak, bu kısmın tapusunun iptali ile orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına tapuya tescilini istemiştir.
Davalı tespit malikleri davanın reddini savunmuşlardır.
Davalı Orman Genel Müdürlüğü davayı kabul ettiğini bildirmiş, davalı Maliye Hazinesi bir yanıt vermemiştir.
Mahkemenin, Orman Genel Müdürlüğü yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, tespit malikleri ve Hazine yönünden ise, daha önce Maliye Hazinesi tarafından açılıp, bu yerin orman olmadığının saptanmasına ilişkin kararın yanlar açısından kesin hüküm oluşturacağı gerekçesiyle, davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Daha önce, Maliye Hazinesi tarafından 14.7.1978 tarihinde tespit malikleri aleyhine açılan davada mahkemece; orman mühendisi, fen bilirkişisi yerel bilirkişi ve tanıkların katılımıyla keşif yapılmış, amenajman planı uygulanmış, taşınmazın toprak yapısı ve çevre parseller ile mevcut konumu incelenmiş sonuçta Samsun Tapulama Mahkemesinin 19.12.1984 gün ve 1978/1052 E. ve 1984/688 K. sayılı ilamıyla; "Dava konusu taşınmazda, orman bitki kalıntısına yada orman bulgusuna rastlanmadığı, toprağın orman toprağı özelliği göstermediği, muhafaza karakteri taşımadığı, eğiminin %10 olduğu, tamamen ziraat arazisi niteliği taşıdığı, davalılara üst soylarından intikal ettiği, davalılar yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu saptanarak, davanın reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 16.11.1987 gün ve 1987/3248 E. ve 2223 K. sayılı ilamı ile onanarak 4.3.1988 tarihinde kesinleşmiştir.
Özel Daire ile Yerel mahkeme arasında çıkan uyuşmazlık, bu hükmün görülmekte olan dava bakımından kesin hüküm mü, yoksa kesin delil mi oluşturacağı, kesin delil oluşturması durumunda davacı Orman Bakanlığını bağlayıp bağlamayacağı konusunda toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır. Çünkü kişiler, aralarındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü Devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık ( dava ) ile, sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.
Kesin hüküm, hem kişiler, hem de devlet için hukuksal durumda istikrar sağlar. Hukuksal güvenlik ve yargı erkine güven, kesin hüküm kurumu ile sağlanır.
Kesin hüküm ikiye ayrılır. Bunlar şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hükümdür.
Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Şekli anlamda kesin hükmün amacı, davanın sona erdirilmesine hizmet etmektir. Bir son karar, şekli anlamda kesinleşince, yanların o davada izledikleri amaç gerçekleşmiş olur. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler. ( Örneğin 20.6.1996 tarihinde kabul edilen 4145 sayılı yasa gereğince HUMK. m. 427'de yapılan değişiklikle 1.1.2000 tarihinden itibaren miktar ve değeri 40.000.000.- TL. yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin verilen son kararlar kesindir. Bu kararlara karşı herhangi bir olağan yasa yoluna başvurulamaz )
Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, yada karar düzeltme istemi de reddedilmişse, veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.
Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bununla birlikte bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.
Diğer yandan, maddi anlamda kesin hüküm, yargısal kararlara tanınan hukuksal gerçeklik niteliğidir. Maddi anlamda kesin hüküm sayesinde, mahkeme kararlarına güven duyulması ve bu kararların uygulanması, yanlar arasındaki uyuşmazlığın bütün bir gelecek için son bulması, çelişik kararlar verilmesine engel olunması, toplumsal yaşam için zorunlu olan hukuksal istikrarın sağlanması amaçlanır.
Maddi anlamda kesin hükmün koşulları HUMK. m.237 de açıklanmıştır. Bunlar; dava konularının ( müddeabihlerinin ), dava nedenlerini ve yanlarının aynı olmasıdır.
Görülmekte olan davada dava konusu ve nedeni bakımından bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık yanların aynı olup olmadığı noktasındadır. Daha önce kesin hükme bağlanan davada davacı Maliye Hazinesi, görülmekte olan davada ise davacı Orman Bakanlığıdır.
Tespit maliki davalılar ve davalı Hazine bakımından, önceki kararın kesin hüküm oluşturduğu konusunda bir şüphe yoktur. Her ne kadar, her ikisi de davalı sıfatıyla davada yer almışsa da aralarında herhangi bir zorunlu dava ortaklığı ve yarar birliği yoktur.
Buna karşılık, birden fazla kişi aynı davayı açma yetkisine sahip iseler, bunların birinin açtığı davada verilen kararın, diğerinin açtığı davada kesin hüküm oluşturmazsa da, güçlü delil oluşturacağı belirgindir.
Kesin hüküm, yanların cüzi ve külli haleflerini ( özel yada genel ardı ) bağlar. Bunun gibi, kesin hüküm tüm yargısal organları da bağlar. Artık, hiçbir mahkeme aynı konuyu yeniden inceleyip, farklı yönde yeni bir karar veremez.
Yasama ve yürütme organları ile yönetim, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve yönetim, mahkeme kararları hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. ( Anayasa m.138,IV ) Dolayısıyla kesin hüküm, sonradan çıkarılan bir yasa ile değiştirilemez, ortadan kaldırılamaz. ( Anayasa Mahkemesinin 2.6.1989 gün ve 1989/36-24 sayılı ilamı ( R.G. 28.9.1989 gün ve 20.296 sayılı, sayfa 17 vd ) 19.10.1990 gün ve 1990/3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ( R.G.22.2.1991 gün ve 20.794 sayılı sayfa:35 vd ), HGK. nun 5.6.1991 gün ve 1991/5-215 E. ve 342 K. Sayılı ilamı ) ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı, 2001 cilt V sayfa 4980 vd. )
Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır.
Bu bağlamda kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır.
Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar ( HUMK.m.236 ), senet ( HUMK.m.287 ), yemin ( HUMK.m.337 ) ve kesin hükümdür. ( HUMK.m.237 ) Yukarıda kesin hükmün de kesin delil oluşturabileceği açıklanmıştır. ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı 2001 cilt II S:2034 vd )
8.9.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Yasası 3302 ve 3373 sayılı yasalar ile değişik 11. maddesinde Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve kararlara karşı askı ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde, Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı ile, hak sahibi gerçek ve tüzel kişilerin itiraz edebilecekleri belirtilmiştir. Davacı Bakanlık tarafından yukarda açıklanan süre dolmadan dava açıldığından davaya konu edilen 571 parsel numaralı taşınmazın orman tahdidi kesinleşmemiştir. Aynı yasanın 11/4 madde ise kadastrosu yapılıp kesinleşen ormanların Hazine adına tescil edileceği açık ve belirgindir.
6831 sayılı Yasanın 6. maddesinde Devlet Ormanlarına ait her çeşit işlerini Orman Genel Müdürlüğünce yapılacağı ve yaptırılacağı belirtilmiş olup Devlet Ormanlarının mülkiyeti Hazineye ait olmakla beraber, korunması, bakımı ve gözetilip işletilmesi gibi her türlü işlem, 3234 sayılı Yasa ile kurulan Orman Genel Müdürlüğüne bırakılmıştır.
Eski ve yeni hukukumuzda, Devlet Ormanları Kamu Malı olarak kabul edilmiştir. Nerelerin Orman sayılıp, nerelerin sayılmayacağı 6831 sayılı Yasanın 1. maddesinde açıklanmakla birlikte, konunun önemi ve ormanların tespitindeki güçlüğü göz önüne alan yasa koyucu 8.9.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde; ormanların tahdit ve kadastrosunun tamamlanmasına kadar bu yasanın 1. maddesinin uygulanmasından çıkacak uyuşmazlıklarda, bir yerin orman sayılıp sayılmayacağı hususunun, Ziraat Bakanlığından ( şimdi Orman Bakanlığı ) alınacak mütalaa ile belirleneceği açıklanmış, uygulama da bu doğrultuda gelişmiş ve bakanlığın bu mütalâası bağlayıcı olarak kabul edilmiştir.
Bu yasayı değiştiren ve 4.7.1973 tarihinde yürürlüğe giren 1744 sayılı Yasa ile bu uygulamaya son verilmiş ve bu yasanın geçici ( muvakkat ) 1. maddesinde; yine Orman Bakanlığının mütalâasının alınacağı belirtilmiş ancak, mahkemenin bu mütalâa ile bağlı olmayacağı açıklanmıştır. Bu tarihten sonra ise, uygulamada, Orman Bakanlığının mütalâası alınmaya devam edilmekle birlikte, bir yerin orman olup olmadığının saptanmasında asıl geçerli olanın, serbest orman bilirkişi raporları olduğu hususu benimsenmiştir.
Önceki dava 1978 tarihinde açıldığından, mahkeme Orman Bakanlığının mütalaası ile bağlı değildir.
Daha sonra, 23.9.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2896 sayılı yasanın geçici 1. maddesi ile 6831 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi yine değiştirilmiş ve bir yerin orman olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıklarda, artık Bakanlık mütalâa istenmesi sistemi tamamen kaldırılmıştır.
Önceki dava, 19.12.1984 tarihinde yani, Orman Bakanlığından mütalâa alınması sisteminin kaldırılmasından sonraki tarihte sonuçlandırılmıştır. Bu dava sırasında önce, 11.3.1983 tarihli oturumda Bakanlık mütalaası için yazı yazılmış, dört celse beklenmesine rağmen gelmeyince, 23.9.1983 tarihinden itibaren mütalaa alınması uygulamasının kaldırılması ve verilecek cevabın mahkemeyi bağlamayacağı gerekçe gösterilerek 7.3.1984 tarihinde yazı cevabının beklenmesinden vazgeçilmiş, daha sonra da bir cevap gelmemiştir.
Somut olaya baktığımızda, önceki davanın, görüldüğü tarihteki yasal prosedüre uygun olarak açıldığı, usulüne uygun keşif yapılıp, amenajman haritası uygulandığı, toprak yapısı incelenip, gerekçeli ve doyurucu rapor verildiği ve yerel mahkeme kararının Yargıtay 16. Hukuk Dairesince temyiz incelemesi sırasında; kararın ve gerekçenin yasaya uygun olarak toplanıp takdir edildiği, dava konusu yerin orman sayılmayan bir yer olduğunun uzman bilirkişi raporuyla saptandığı, davalılar yararına kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinme koşullarının da oluştuğu saptanarak, Hazinenin temyiz itirazları reddedilip karar onanmış ve bu karar 4.3.1988 tarihinde kesinleşmiştir.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; Mülkiyeti Devlete ait kamu malları, Hazine adına tapuya tescil edilir ve bu açıdan Devlet tüzel kişiliğini Hazine temsil eder Bakanlıkların ise ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Devlet tüzel kişiliğinin bir organı ( temsilcisi ) olmaları sıfatıyla davada temsil hakları vardır. Bu anlamda Hazine, bakanlıklara göre daha üst bir kavramdır. Ancak, Devlet içindeki konumları ve işlevleri itibarıyla farklılık gösterirler. Öyle ki, bir davada karşılıklı taraf da olabilirler.
Hal böyle olunca, daha önce Hazine tarafından orman savı ile açılıp, orman olmadığı bilimsel yöntemlerle saptanan yerle ilgili olarak, daha sonra ayrı savla Orman Bakanlığınca dava açılması durumunda, ortada mahkemenin kabulünün aksine, taraf birliği söz konusu olmadığından, bir kesin hükmün varlığından söz edilemezse de, yerin niteliğinin saptanması bakımından yanları bağlayan, güçlü bir delilin varlığı yadsınamaz. Nitekim, Özel Daire de kararın temyizi üzerine verdiği 29.5.2001 günlü ilk kararında doğru olarak bu hususları vurgulamıştır. Ancak, daha sonra Orman Bakanlığınca yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine, bu görüşünü değiştirmiş yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Bu bozma kararının yukarıda anılan ilkelere aykırı olduğu anlaşıldığından, sonucu itibariyle doğru olan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davalı tespit malikleri vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 9.4.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy