(506 S. K. m. 2, 6, 9, 79)
Dava: Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 7.5.2002 gün ve 2001/469-2002/156 sayılı kararın incelenmesi davalı SSK. Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 19.9.2002 gün ve 2002/6051-7206 sayılı ilamı ile, ( ...Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 Sayılı Yasanın 2. maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanununun 6. maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.6.1999 gün ve 1999/21-549 esas, 1999/555 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
Yapılacak iş, davacının çalıştığı işyerinin 506 Sayılı Yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmak ve kendisi ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK. dönem bordrolarında gösterilen kişilerin, bunlar olmadığı takdirde komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda dilenilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, sigortalılığın başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacı Zülfü vekili, davacının, davalılardan Nihat'a ait işyerinde 506 Sayılı Yasa kapsamında çalışmak üzere 17.11.1975 tarihinde işe girdiğini ve bu işyerinde sürekli ve kesintisiz olarak 31.12.1975 tarihine kadar çalıştığını; işveren davalı tarafından, davacının 17.11.1975 tarihinde yanında çalışmaya başladığı hususunun diğer davalı kuruma süresinde bildirildiğini, davalı kurumun davacıya sicil numarası verdiğini, davacının 15.04.1977 tarihine kadar herhangi bir yerde çalışmadığını, 27.3.2001 tarihinde yaşlılık aylığı almak için davalı kuruma başvurduğunu; ancak, 17.11.1975/31.12.1975 tarihleri arasındaki dönemde davalı işverenin üç aylık bildirgeleri vermemesi nedeni ile bu döneme ait çalışmaların, özellikle de 17.11.1975 tarihinin sigorta başlangıcı olarak kabul edilmeyeceğinin kendisine bildirildiğini ileri sürerek, davacının 17.11.1975-31.12.1975 tarihleri arasında davalı Nihat'ın işyerinde asgari ücretle çalıştığının ve sigorta başlangıcının 17.11.1975 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı SSK. Başkanlığı vekili, 506. SK.'nun 2, 6 ve 9. maddeleri uyarınca, sigortalı olmak için, hizmet akdine dayalı bir çalışmanın bulunmasının şart olduğunu, fiili çalışmanın bulunmadığı hallerde sigortalılıktan söz edilemeyeceğini, işe giriş bildirgesinin tek başına çalışmanın varlığını göstermeyeceğini, o nedenle öncelikle, çalışmanın geçtiği dönemde davalı işyerinde sigorta prim bordrosunun davalı kuruma ibraz edilip edilmediğinin, sigortalı prim bordrosu düzenlenmiş ise, davacının bordrolarda adı bulunup bulunmadığının, ayrıca işyerinin 506 SK. kapsamında olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini; davacının kurum kayıtlarında çalışmasının gözükmediğini, kurum kayıtlarının resmi belge niteliğinde olup, aksinin aynı değerde belgelerle ispatı gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı Nihat, duruşmada, davacının kendisine ait işyerinde belirtilen tarihlerde çalıştığını, işe giriş bildirgesi ve dönem bordrolarının davalı kuruma verildiğini, 10 yıldan fazla süre geçtiği için işyerindeki evrakların imha edildiğini bildirmiştir. Yerel mahkemece, davacının davalı Nihat'a ait işyerinde 17.11.1975 tarihli işe başladığına dair aynı günlü giriş bildirgesinin 19.11.1975 günü davalı kuruma verildiği ve sigorta numarası tahsis edildiği, davacı tanıklarının ve davalı Nihat'ın beyanından da, davacının bu işyerinde çalıştığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının anılan işyerinde işe başlama tarihinin 17.11.1975 olduğunun ve bu işyerinde bir gün süre ile asgari ücretle çalıştığının tespitine dair verilen karar, yüksek özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuştur.
Davacıya ait 17.11.1975 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı kuruma süresi içerisinde verildiğinde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Keza, 506 Sayılı Yasa'nın 108. maddesi uyarınca sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesi verilmiş olmasının yeterli bulunmadığı, ayrıca yasanın 2. maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmanın da aranması gerekeceği konusunda da yerel mahkeme ile yüksek özel daire arasında uyuşmazlık yoktur.
Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası'nın 2. ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez.
Uyuşmazlık, somut olayda, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. O nedenle, burada, fiili çalışmanın varlığının kabul edilebilmesi için hangi kanıt ve olguların bulunması gerektiği üzerinde durulmalıdır
Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 SK.'nun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 SK.'nun 79/8. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da, işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı, gereğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.6.1999 gün ve 1999/21-510-527; 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, direnme hükmü kurulması usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı SSK. Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 5.2.2003 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Davacı, davalı işverene ait iş yerinde 17.11.1975 tarihinde çalışmaya başladığını, i;e giriş bildirgesinin verildiğini, ancak prim bildirgesinin verildiğinin belirlenemediğini, bu nedenle 17.11.1975 günü davalı işverene ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştığının ve sigortalılık başlangıç tarihinin 17.11.1975 olarak tespitîne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren Nihat 6.11.2001 tarihli oturumda belirtilen tarihte davacının işyerinde çalıştığını, işe giriş ve prim bildirgelerini verdiğini, 10 yıl geçtiğinden işyeri kayıtlarını imha ettiğini belirterek çalışma olgusunu ve verilen işe giriş bildirgesinin davacıya ait bulunduğunu kabul etmiştir.
Davalı SSK. davayı kabul etmemiştir.
Davalı SSK.'nın temyizi üzerine 21. Hukuk Dairesi, "... davacının çalıştığı işyerinin 506 Sayılı Yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmak ve kendisi ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK. dönem bordrolarında gösterilen kişilerin, bunlar olmadığı takdirde komşu işyerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurmak ve sonucuna göre karar vermek" gerektiği gerekçesi ile kararı bozmuştur. Mahkeme toplanması mümkün delillerin toplandığını, bozma gerekçelerinin yerinde olmadığını belirterek eski kararında direnmiştir.
Davalı SSK.'nın temyizi üzerine Hukuk Genel Kurul çoğunluğu özel dairenin bozma kararını yerinde bulmuştur.
Mahalli mahkeme, SSK.'dan mevcut kayıtları celp etmiş ve gösterilen tanıklar dinlenmiştir. Tanıklar davacının fiili çalışmasını doğrulamışlardır.
Dosyaya celp edilen davalı işverene ait işyerinden, davacı adına düzenlenen davacının ve işverenin imzasını taşıyan 17.11.1975 tarihinde işe başlama ile ilgili sigortalı işe giriş bildirgesi 19.12.1975 günü kurum kayıtlarına girmiştir. Bu işe giriş bildirgesinin sahteliği iddia edilmemiştir. SSK. Bölge Müdürlüğünden alınan 21.6.2001 gün ve 41000 sayılı cevabi yazıda ve eki cetvelde, davacının tespit istediği 1975 yılı prim bordrolarının mevcut olmadığı, 1976 yılı prim bordrolarında davacının ismine rastlanmadığı bildirilmiştir.
Toplanan bu deliller karar vermeye yeterlidir.
21. Hukuk Dairesinin Hukuk Genel Kurulunca benimsenen bozma kararında araştırılması istenen hususların bazılarının araştırılmasına gerek bulunmamakta, bazılarının tespiti de imkânsız görünmektedir.
Bozma kararında işyerinin kapsamda olup olmadığının tespiti istenmektedir. Davacıya ait sigortalı işe giriş bildirgesinin verildiği tarihte işyerinin yasa kapsamına alındığı, kurumca işyeri numarası verilmesinden belli olduğu gibi, 1975'de verilmiş prim bildirgesine rastlanmasa da, 1976 yılında prim bildirgeleri verilmekle işyerinin yasa kapsamından çıkarılmadığı, davacıya ait sigortalı işe giriş bildirgesinin verildiği ve tespit isteğine konu 17.11.1975 tarihinde işyerinin yasa kapsamında olduğu SS. Kurumu kayıtlarından açıkça anlaşılmaktadır. Buna rağmen bu konuda araştırma yapılmasının istenmesi dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Bozma kararında davacı ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK dönem bordrolarında adı gösterilen kişilerin tanık olarak dinlenmesi istenmektedir. SS. Kurumundan alınan cevabi yazıda davalı işverence verildiği savunulmasına rağmen 1975 yılı dönem bordrolarının bulunmadığı bildirilmiştir. Kurumca bulunmadığı bildirilen, davalı işverenin mahkemedeki cevabında on yıl geçtiği için imha edildiği açıklanan, bu nedenlerle elde edilmesi mümkün olmayan dönem bordrolarında gösterilen şahısların tespiti mümkün olmadığından bu yöndeki bozmaya katılmak mümkün değildir.
Bozma kararında komşu işyerleri kayıtlarına geçmiş kişilerin de bilgisine başvurulması istenmektedir. Çalışılan işyeri kayıtları dahi 25 yıl geçtiği için elde edilmediği gerçeğine rağmen davacının elde etmesi imkansızlık derecesinde güç olan ve davacı ile hiçbir ilişkisi bulunmayan komşu işveren kayıtlarının celbinin ve burada yazılı çalışanların resen tanık olarak dinlenmesinin istenmesi gerçeklere, dosya içeriğine ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine uygun düşmemektedir.
Mahalli mahkeme hakimi toplanması mümkün tüm yazılı kanıtları toplama görevini yapmış, gösterilen tanıkları dinlemiş ( yalan beyanda bulundukları kanıtlanamayan tanıklar fiili çalışmayı doğrulamış ) davalı işverenin kabulüne de değer vererek davayı kabul etmiştir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin ve Hukuk Genel Kurulunun toplanması mümkün olan ve mahalli mahkemece toplanan bu delillerle yetinerek sonuca gitmesi ve bu delilleri davanın kabulü için yeterli görmüyorsa davanın reddedilmesi için mahalli mahkeme kararını esastan bozması gerekir.
Kanaatimizce mahalli mahkeme kararı tüm dosya içeriğine HG.Kurulunun 5.12.2001 gün 2001/21-1057 esas ve 2001/1094 karar sayılı onama kararında ortaya konan prensiplere ve bu kararda belirtilen Yargıtay 10 ve 21.'nci Daire kararlarına uygun düştüğünden Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına katılamıyoruz.
Mahalli mahkemenin ısrar kararının onanması görüşündeyiz.
Full & Egal Universal Law Academy