(4721 S. K. m. 1) (2709 S. K. m. 36, 153) (4792 S. K. m. 6) (1086 S. K. m. 573) (506 S. K. m. 79)
Dava: Taraflar arasındaki "prim borcunun iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.9.2001 gün ve 348-380 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 27.12.2001 gün ve 7866-8894 sayılı ilamı ile; ( ...Taraflar arasındaki uyuşmazlık Sosyal Sigortalar müfettişince saptanan bildirim dışı kalmış işçiliğin takibine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar davanın yasal dayanağını oluşturan 4792 sayılı Yasanın değişik 6. maddesinde düzenlenen ölçümleme hakkının 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile iptal edildiği ve dayanağı kalmadığı gerekçesiyle davacı isteminin kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten Yargıtay HGK.nun 21.11.2001 gün 965-1038 sayılı kararında da belirlendiği üzere 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin de Anayasa Mahkemesince iptali karşısında ortaya bir hukuksal boşluk çıkmıştır. Yasaya karşı hile veya başka bir nedenle Yasanın öngörmüş olduğu yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin yasal boşluktan söz edilerek haklarında hiçbir işlem yapılmaması veya başka bir anlatımla bu eylemlerin hukukça tasvip edilmiş olması düşünülemez.
Mahkemece bu gibi durumlarda yapılacak işlem yöntemince işin esasına girmek ve dava konusu iş nedeniyle gerçekten işverenin prim borcu bulunup bulunmadığını veya ödenmemiş bir prim konusu bulunup bulunmadığını saptamak ve bu yolda tüm kanıtları topladıktan sonra bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Böylece 506 sayılı Yasanın 79. maddesinde öngörülen biçimde Kurumun yasal prim alacağı olup olmadığını saptamak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, salt Kurum ölçümleme hakkının kalktığından bahisle, davanın kabulüne karar vermek usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, davacı vekilinin maddi hatanın düzeltilmesi talebi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 27.5.2002 gün ve 2002/4863 E. 4965 sayılı ilamı ile; ( ...İstek, nitelikçe Sosyal Sigortalar müfettişince saptanan bildirim dışı kalmış işçiliğin takibine ilişkindir.
Öte yandan, maddi yanılgının varlığı halinde, usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği, giderek maddi yanılgının düzeltilmesi gerektiği, Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Gerçekten, bozma kararının 4. paragrafın son cümlesinde "davanın reddine" yazılması gerekirken, maddi yanılgı sonucu aynı paragrafın son iki cümlesi "salt Kurum ölçümleme hakkının kalktığından bahisle davanın kabulüne" yazıldığı açıktır. Hal böyle olunca, maddi yanılgının düzeltilmesi gerektiği ortadadır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda;mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, Sosyal Sigortalar Müfettişince saptanan bildirim dışı işçilik nedeniyle kurumca resen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun iptalini, tahakkuk ettirilen borç dava açıldıktan sonra ödendiğinden primin iptali ile ödeme tarihinden itibaren faizi ile istirdadını talep etmiştir.
Mahkemenin "davacının resen prim tahakkukuna karşı 506 sayılı Kanunun 79. maddesi uyarınca öncelikle kuruma itirazda bulunmadığı, prosedüre uyulmadan doğrudan dava açılamayacağı, resen prim tahakkuku işleminin idari aşamada kesinleştiği" gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar Özel dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Dava, nitelikçe 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6. maddesi kapsamında sigorta müfettişi raporuna dayanılarak kurumca resen tahakkuk ettirilen primlerin iptali istemine ilişkindir.
Dava devam ederken 04.10.2000 tarihli 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 66. maddesi ile sigorta müfettişlerinin işyerinde belirtilen nitelikte inceleme ve ölçümleme yapma ve bu raporlara dayalı olarak da kurum tarafından resen prim tahakkuk ettirme yetkilerini düzenleyen 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Ne var ki, 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Anayasa Mahkemesinin 31.10.2000 tarihli kararı ile iptal edilmiş, iptal edilen Kanun Hükmünde Kararnamenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrasıyla 2949 sayılı Yasanın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararı 10.11.2000 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış olup, iptal hükmü 10.11.2001 tarihinde dava devam ederken yürürlüğe girmiş kararda öngörülen süre içinde yasal bir düzenleme yapılmamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.1997 gün, 97/19-665 Esas, 97/1018 sayılı kararında da belirtildiği gibi, Kanun Hükmündeki Kararnameler Anayasada öngörüldüğü biçimi ile yapısal ( organik - uzvi ) bakımdan yürütme organı işlemi, işlevsel ( fonksiyonel ) yönünden ise yasama işlemi niteliğindedir. Doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından, Kanun ile arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
Bir Kanun Hükmünde Kararnamenin T.B.M.M. tarafından kabul edilmemesi veya Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hallerinde, o Yasanın veya K.H.K.'nin yürürlükten kaldırdığı veya değiştirdiği Yasa hükümleri uygulanabilir hale gelmez veya kendiliğinden yürürlüğe girmez, hukuki bir boşluk meydana gelir.
Hukukun görevi toplumsal yaşamı düzenlemek ve ilişkilerden doğacak sorunları çözümlemektir. O nedenle, herhangi bir olay, hakkında kural yoktur diye çözümsüz bırakılmaz. Bu gibi hukuki boşluğun bulunduğu durumlarda; hakim bizzat yasa koyucu gibi davranarak, olayı çözümlemek üzere Medeni Kanunun 1. maddesi hükmünce olaya uygulanacak kuralı bulmak ve uygulamakla yükümlüdür ( Y.İ.B.K. 18.11.1964 T. 2/4 ). Bu, hakim için aynı zamanda bir görevdir. Hakim önündeki davayı sonuçlandırmak zorundadır. Anayasanın 36/2. fıkrası uyarınca hiç bir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz". O nedenle yasada; örf ve adette olaya uygulanacak bir kural bulunmadığına dayanarak bir hakim önündeki uyuşmazlığı çözmekten kaçınamaz. Aksi halde sorumlu olur ( H.U.M.K. 573/6, 7 ). Esasen, Türk Medeni Kanunun 1. maddesinin özelliği, hakime kanun koyucu gibi kural koyma yetkisi vermiş olmasıyla önemi haizdir.
Hâkimin, hukuk yaratma alanına girebilmesi için, çözümü gereken olaya uygulanabilir yasa hükmü veya örf ve adet kuralının bulunmaması yeterlidir. Hakimin yasal boşluğu doldururken takip edeceği yol; Medeni Kanunun 1. maddesinde açıklandığı üzere, yasa koyucu gibi hareket etmekten ibarettir. Bu aşamada hakim, yasa koyucunun yapacağı gibi, tarafların karşılıklı menfaatlerini tespit ederek, bunları adalet süzgecinden geçirip; hayat ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mevcut hukuk düzeni ve hukuki güvenlikle bağdaşan bir kural bulmalıdır ( Prof. Kemal Oğuzman Medeni Hukuk Dersleri İstanbul 1990 sh. 80-81 ).
Bu durumda mahkemece, dava devam ederken ortaya çıkan bu yeni durumun kamu düzeni ile ilgili olduğu ve Anayasa Mahkemesinin iptali, yeni bir içtihadın ortaya çıkması gibi durumlarda eski düzenlemelerin yasal dayanağı kalmadığından usuli kazanılmış haktan bahsedilemeyeceği dikkate alınarak ortaya çıkan boşluğun, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası, Sosyal Sigortalar Kuruluş Yasası, Sosyal Güvenlik ilke ve esasları ile genel hükümler ve yukarıda açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak doldurulup uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu yön düşünülmeksizin davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasa aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazların kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre direnme kararında yazılı sair sebeplerin şimdilik irdelenmesine gerek görülmediğine, 4.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy