(1479 S. K. m. 24, 25) (507 S. K. m. 2, 5, 119) (506 S. K. m. 79)
Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.05.2002 gün ve 2002/54 E- 309 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 30.09.2002 gün ve 2002/6232-7718 sayılı ilamı ile; (...1-Dava nitelikçe 29.8.1983 ila 7.12.1999 tarihleri arasında zorunlu Bağ-kur üyesi olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Öte yandan, 1479 sayılı Yasada, 506 sayılı Yasa'nın 79/8. maddesine koşut geçmiş sigortalı hizmetlerin tespitine yönelik bir düzenlemenin mevcut olmadığı da ortadadır. Hal böyle olunca, geçmiş Bağ-Kur hizmetlerin tespitine yasal olanak olmadığı açık seçiktir.
2-Kabule göre ise, Mahkemece davacının 10.5.1983-9.2.1993 tarihleri arasında Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydına dayalı olarak Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiştir. Gerçekten davacının vergi kaydına göre balıkçılık işinden 10.5.1983 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği ve 29.8.1983 tarihine kadar sigortalılığının devam ettiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık davacının vergide veya esnaf sicilinde kayıtlı olmamasına karşın 13.5.1983-9.2.1993 tarihleri arasında Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydına dayanarak zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Davanın Yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Yasa'nın 3165 sayılı Yasa ile değişik 24/I(a) maddesine göre " ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkar siciline kayıtlı olanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlar Bağ-Kur sigortalısıdır." 25. maddeye göre "gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da esnaf ve sanatkar siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı oldukları tarihten itibaren bu Kanuna göre sigortalıdır."
Gerçekten 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu Esnaf ve Küçük Sanatkarları 2. maddesinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre " ister gezici olsun, ister bir dükkanda veya belli bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar, ticareti sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtları gerekmeyen, aynı niteliğe (sermaye unsuru olsun, olmasın) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek e küçük sanat sahipleri ile bunların yanlarında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin birinci maddeye kuracakları dernekler (odalar) bu Kanun hükümlerine tabidir. 507 sayılı Yasa'nın 2.5.1983 tarihli ve 62 sayılı K.H.K. ve K.H.K'nun aynen kabulüne dair 14.2.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3153 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesine göre ise "Esnaf ve Sanatkar siciline kayıtlı esnaf ve küçük sanatkarlar çalışma bölgesi içindeki derneğe kayıt olmak zorundadır. Kayıt zorunluluğunu 1 ay içinde yerine getirmeyenler sicile kayıt tarihinden itibaren geçerli olmak üzere doğrudan doğruya kaydedilirler." Değişik 119. maddeye göre " mesleki faaliyette bulunabilmeleri ve ilgili derneğe kaydedilmeleri için sicile kayıtları şarttır." 62 sayılı K.H.K.'nun geçici 2. maddesine göre "Esnaf siciline kayıt ilgili yönetmeliklerin yayımı tarihinden itibaren 1 yıl içinde yaptırılmak zorundadır." İlgili yönetmelik ise 1.1.1984 tarihinde yürürlüğe konmuş ve 1 yıllık geçiş süresi 1.1.1985 tarihinde sona ermiştir.
Yukarıda açıklanan yasal sisteme göre 1479 sayılı Yasa'nın 24 ve 25. maddelerinde esnaf sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşları kayıtları Bağ-Kur sigortalılığına esas alınmıştır. 507 sayılı Yasada tanımı yapılan, ticareti sermayesi ile beden gücüne dayalı olup, kazancı tacir niteliğini kazandırmayacak miktarda sınırlı olan bakkal, manav, lokantacı, kasap, tamirci, berber, şoför vs. gibi esnaf ve küçük sanatkarların faaliyette bulunabilmeleri ve bu Kanuna göre kurulu esnaf ve sanatkar derneklerine (odalarına) kaydedilebilmeleri için esnaf ve sanatkar siciline kayıt koşulu getirilmiştir. Oda kaydının sicile kayıt tarihine göre yapılması gerekmektedir. Bu nedenlerle sicil kaydı olmaksızın yapılan oda kayıtlarının yasal dayanağı olmadığı ortadadır. Bu durumda 1479 sayılı Yasa'nın kapsama aldığı kanunla kurulu meslek kuruluşları 507 sayılı Yasaya göre kurulan dernekler dışında kalan kuruluşlardır. 507 sayılı Yasaya göre esnaf siciline kayıt zorunluluğu olmayan başka bir anlatımla, esnaf ve küçük sanatkar tanımı dışında kalan 5590 sayılı Yasaya göre kurulan ticaret ve sanayi odalarına kayıtlı tüccar ve sanayiciler, aynı şekilde faaliyetlerini esnaf odalarına değil kanunla kurulu ilgili meslek odaları, birlikleri kayıtlarına göre sürdürebilen mimar, mühendis, eczacı, tabip gibi meslek mensupları kanunla kurulu bu meslek kuruluşları kayıtları ile Bağ-Kur kapsamına alınacaklardır. Hal böyle olunca, yasal dayanağı olmadan oluşturulan esnaf odası kaydı Yasa'nın anladığı anlamda kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı niteliğinde bulunmadığından bu kayda geçerlilik tanınarak davacı zorunlu Bağ-kurlu kabul edilemez. Ayrıca, davacının sigortalılık koşullarını taşımadığı dönem için sonradan toplu olarak prim ödemek suretiyle hizmet elde etmesi de mümkün bulunmamaktadır.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 10.05.1983-09.02.1993 tarihleri arasında zorunlu Bağ-kur sigortalısı olduğunun tespiti isteğine ilişkindir.
Davacı vergi kaydı sona ermiş olsa bile bu tarihler arasında Mut Esnaf ve Sanatkarlar Odasına kayıtlı olduğunu primlerini sonradan yatırdığını ileri sürerek 10.05.1983-09.02.1993 tarihleri arasında zorunlu Bağ-kur sigortalısı olduğunun tespitini istemiştir.
Mahkemenin davanın kabulüne dair verdiği karar, yukarıda belirtilen nedenle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Somut olayda davacı ilk kez 03.02.2000 tarihinde kuruma başvurarak Bağ-kur zorunlu sigortalısı olmak istemiş, kurum 10.05.1983 tarihli vergi kaydı nedeniyle davacıyı Bağ-kur kapsamına almıştır. Ekli belgeden davacının 10.05.1983-29.08.1983 tarihleri arası yün ticaretinden dolayı, 07.02.1999 - 11.06.2001 tarihleri arasında balık ticareti nedeniyle vergi mükellefi olduğu, 10.05.1983-09.02.1993 tarihleri arasında Mut Esnaf Sanatkarlar Odasında kaydı bulunduğu, Esnaf Sicil Memurluğuna 22.12.1999 tarihinde kayıt olduğu anlaşılmaktadır. Davacı ilk kez 31.08.2000 tarihinde prim ödemiştir.
Kurum, vergi kaydının 10.05.1983-29.08.1983 ve 07.02.1999 - 11.06.2001 tarihleri arasında olduğu Esnaf Sicil Kaydının 22.12.1999'dan başlayıp halen devam ettiği, 29.08.1983-07.02.1999 tarihleri arasında vergi ve sicil kaydı bulunmadığından oda kaydının geçerli olmadığı bu durumda 1 yıl 8 ay 8 gün Bağ-Kur sigortalılığının olduğunu davacıya bildirmiştir.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, bir esnaf ve sanatkarın zamanında Kuruma tescil edilmemiş, primleri ödenmemiş sürelerinin, salt, esnaf oda kaydına dayalı ve geriye yönelik zorunlu Bağ-Kur sigortalılık süresi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir. Yerel Mahkeme; esnaf oda kaydının bu yönde yeterli olacağını kabul ederken, Özel Daire; Bağ-Kur'luluk statüsünün oluşabilmesi için esnaf oda kaydının yeterli olmadığını, bu yönde, yasal koşulların gerçekleşmesinin gerektiğini hükme bağlamıştır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılacağı üzere; davacı sigortalının, uyuşmazlık konusu dönemde, Bağ-Kur tescilinin bulunmadığı gibi, herhangi bir prim ödemesinin de söz konusu olmadığı, 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunun da öngörülen Sicil Kayıtlarının da bulunmadığı, Kuruma tescilinin uyuşmazlık konusu dönemden sonra yapıldığı, sadece esnaf oda kaydının mevcut olduğu ve buna dayalı geriye yönelik ve toplu prim ödenmek suretiyle bu sürelerin sigortalı olarak değerlendirilmek istendiği görülmektedir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Yasa; 24. ve 25. maddelerinde kimlerin zorunlu Bağ-Kur kapsam ve statüsünde sayılacaklarını ve bu yönde esas alınacak kayıt ve yasal karineleri açıkça göstermiştir.
Sözü edilen Yasanın 24. maddesi 1/(a) bendi hükmüne göre; herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi ad ve hesabına çalışan bir esnaf ve sanatkarın sigortalı sayılabilmesi için; vergi yükümlüsü veya bu yükümlülüğün bulunmaması halinde, Esnaf ve Sanatkar Siciline yöntemince kayıtlı olması zorunludur. Öte yandan sigortalılığın başlangıç ve bitimi de, sözü edilen yasanın 25. maddesinde gösterildiği üzere yukarda belirtilen vergi ve sicil kayıtlarına göre belirlenmek durumundadır.
Görüldüğü üzere 1479 sayılı Yasa; esnaf ve sanatkarlar yönünden sigortalılığın oluşabilmesi için doğrudan vergi kaydı veya bulunmaması halinde Esnaf ve Sanatkar Sicilini ararken 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu ile paralellik kurmuş ve bu alanda ortaya çıkabilecek bir karmaşayı önlemeyi amaçlamıştır.
Gerçekten; kimlerin esnaf ve sanatkar sayılacağı, bu alanda faaliyet gösterilmesinin esasları, tutulması gerekli sicilin kapsam, niteliği ve bağlayıcılığı 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanununda açıkça gösterilmiştir. Sözü edilen bu Yasanın 119. maddesinde öngörüldüğü üzere; bir kimsenin, esnaf ve sanatkar olarak faaliyet gösterebilmesi için, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kaydını yaptırması zorunludur. Bu sicilde kayıtlı olmayan ve sicil dışı kalan bir kimsenin esnaf ve sanatkar olarak faaliyet göstermesi ve bu faaliyetinin yasal olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Öte yandan; Yerel Mahkeme kararında sözü edilen "esnaf odası" kavramı 1479 sayılı Yasada yer almamış, 507 sayılı kısaca Esnaf Yasası ise; esnaf ve sanatkar derneğinden söz etmiş ve bu derneklerin kuruluşu, çalışması, üyeleri ile ilgili hükümleri doğrudan düzenlemiştir. Keza, 507 sayılı Yasanın 5. maddesinde gösterildiği üzere; bir esnaf ve sanatkarın dernek üyeliğinden söz edebilmek için Esnaf ve Sanatkar Sicilini kayıtlı olması zorunludur. Ancak sözü edilen sicile kayıtlı olanlar derneğe kayıt olabilecekler ve derneğe tanınan kimi haklardan yararlanabileceklerdir.
Şu duruma göre; 1479 sayılı Yasanın öngördüğü Esnaf ve Sanatkar Sicil kaydı hem Bağ-Kur sigortalılığı hem de Esnaf ve Sanatkarlar Derneği için bulunması gerekli yasal ön koşuldur. Bağ-Kur'luluk statüsünün esnaf ve sanatkarlar yönünden kazanılması ve kaybedilmesinde vergi kaydı bu kaydın bulunmaması durumunda doğrudan bu kayda geçerlilik tanınmıştır.
Bu arada belirtilmelidir ki 1479 sayılı Yasanın 24/1(a) bendinde belirtilen Kanunla kurulu meslek kuruluşları kavramı 507 sayılı Yasada sözü edilen esnaf ve sanatkarlar derneğini değil; esnaf ve sanatkarlar dışında bağımsız faaliyet gösteren diğer meslek gruplarını amaçlamaktadır. Gerçekten, Bağ-Kur kapsamında sigortalı kabul edilen; mühendis, doktor, eczacı, muhasebeci gibi muhtelif meslek kuruluşu mensupları bulunmaktadır. İşte bu kişilerin de 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığı yönünden mensup oldukları ve kanunla kurulu oda kayıtları gerekmektedir. 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Kanunu, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Ticaret Borsaları, Ticaret Borsaları Birliği Kanunu, 6643 sayılı Türk Eczacılar Birliği Kanunu, 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Kanunu, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebe Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu bu yönde gerekli kuruluş ve odaları göstermiştir. Yerel Mahkemenin sözünü ettiği esnaf oda kaydının bu tür Kanunla kurulu meslek kuruluş Kanunlarıyla da ilgisi bulunmamaktadır.
Başka bir deyişle "veya" bağlacından kasıt 507 sayılı Kanun dışında olan kanunla kurulu meslek kuruluşlarıdır. Çünkü, kanundaki "esnaf sanatkarlar sicili" 507 sayılı yasayla kurulan esnaf niteliğini haiz kişilerin katıldığı dernekleri kapsamaktadır. Bu husus açık ve seçik ortada iken, "veya" bağlacı ile devam eden "veya kanunla kurulu meslek kuruluşları" ibaresi ile 507 sayılı Yasayla kurulan derneklerin amaçlandığının kabulü kanun koyucunun iradesine ters düşmektedir.
Sonuç olarak esnaf ve sanatkar siciline yöntemince kayıtlı olmayan veya vergi kaydı bulunmayan Kuruma tescil edilmemiş bir kişinin sonradan toplu ödeme biçiminde geriye yönelik ve salt esnaf odası kaydına dayalı olarak Bağ-Kur'lu sayılması ve buna dayalı sürelerin Bağ-Kur'luluk olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, somut olayın özelliği itibariyle Medeni Kanunun 2. maddesinin uygulanma şartları da oluşmadığından objektif iyiniyet kuralının olayda uygulanması olanaksızdır.
O halde Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.6.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu, bağımsız olarak kendi nam ve hesabına çalışanları kapsamaktadır. Kanunun 24/1. maddesi diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalanların zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olabilmelerini, bağımsız çalışma kavramının unsurlarını esas alarak iki ön koşulun varlığına bağlı kılmıştır. Bunlardan birincisi "herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmama", ikincisi ise "kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmaktır".Maddenin devamında ise zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için örnekleme suretiyle sayılan belirli meslek guruplarından birinin içinde yer almak veya sınırlayıcı şekilde açıklanan bir kısım şirketlere ortak olmak koşulu getirilmiştir.
Yasa koyucu, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmayı yeterli görmemiş bunun yanında "vergi mükellefi olma", "esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı bulunma" veya "kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma"yı da koşul olarak aramıştır.
Sigortalılık için kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 1985 yılına kadar(2229 S. K. getirilen düzenleme hariç) vergi kaydı veya meslek kuruluş kaydı yeterli görülürken,14.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 Sayılı Yasa ile sigortalılık için bu iki unsura bir yenisi eklenmiş ve "esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı bulunanlar" da sigortalı kabul edilmiştir.
Bu durumda anılan maddenin 1/a bendinde sayılan meslek gruplarından birine mensup olan kişi gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi ise ve aynı zamanda, meslek kuruluşuna da kayıtlı bulunuyorsa zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilmek zorundadır. Aynı kişinin vergi kaydına rağmen meslek kuruluşuna kaydı mevcut değilse salt vergi kaydından dolayı yine sigortalı sayılması gerekir. Keza bunun tersi bir durumda vergi kaydı bulunmayan, fakat meslek kuruluşuna kayıtlı olan kimse de aynı şekilde sigortalı sayılmalıdır. Belirttiğimiz gibi 3165 Sayılı Yasa ile 24. maddede de yapılan değişiklik sonucu esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olmak da sigortalılık için tek başına yeterli görülmüştür. Böylece vergi kaydı veya meslek kuruluşu kaydı bulunmayan, sadece esnaf siciline kayıtlı bulunan bir kimse de bu kayda dayanarak Bağ-Kur sigortası sayılacaktır. (Bknz. Prof. Ali Güzel, Zorunlu Bağ-Kur Sigortalılığı ve uygulama sorunları, İÜHF. Vakfı Yayını No. 4 S. 190 ve devamı)
Bu itibarla sigortalılık için oda kaydını yeterli görmeyip, esnaf sicil kaydının varlığını zorunlu şart olarak arayan görüşe katılmak mümkün değildir. Gerçekten söz konusu 24. maddenin 1/a bendinde, "Esnaf ve Sanatkarlar siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar" denilmektedir. Bu ifadedeki "veya" bağlacı sigortalılık için esnaf sicili veya meslek odası kayıtlarından birinin varlığını yeterli kılmaktadır. Şayet Özel Daire bozma kararının ve Hukuk Genel Kurul çoğunluğunun kabul ettiği gibi oda kaydı ile birlikte sicil kaydı da yasa koyucu tarafından gerekli görülse idi, aradaki bağlacın "veya" değil "ve" olması gerekirdi. Yasa koyucunun açıkça ifade ettiği bir hususu yok saymak veya buna başka bir anlam vermek mümkün olmadığı gibi, yorum yoluyla yasa koyucunun arzu etmediği bir sonuca ulaşılması da kabul edilemez.
Kaldı ki, bugüne kadar verilmiş pek çok kararında, gerek 10. Hukuk Dairesi ve gerekse 21. Hukuk Dairesi isabetli olarak "kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma" kavramını Bağ-Kur sigortalılığı için temel koşul kabul etmiş, bu nitelikte bir çalışması olmadığı halde her nasılsa, vergi sicil veya oda kaydı bulunan kişiyi sigortalı saymadığı gibi, gerçek ve fiili çalışmanın varlığına rağmen vergide, sicilde yada odada kayıtlı olmayan kişiyi de sigortalı kabul etmiştir.(Bknz. özellikle 21. HD.nin,22.10.1998 T. 98/6353 -7011 S. 26.01.1998 T. 97/8679, 98/278 S. 05.06.1997 T. 97/3741 - 3822 Sayılı Kararları)
Gerçekten vergi, sicil veya meslek odası kayıtlarındaki eksik veya hatalı işlemden dolayı, sigortalıyı Anayasa ile güvence altına alınmış olan sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakmak her şeyden önce sosyal güvenlik kavramıyla bağdaşmaz.
Burada ayrıca kanunla kurulu meslek kuruluşu, meslek odası ve esnaf sicili kavramları üzerinde de durmakta yarar vardır. Konumuzla ilgili meslek kuruluşlarının yasal dayanağı 507 Sayılı "Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu"dur. Gerçekten bu Kanunun 2. maddesinde ticareti sermayesi ile birlikte vücut çalışması ile yürüten, ancak tacir niteliğini taşımayan hizmet, meslek ve küçük sanat sahibi kimselerin kuracakları derneklerin bu Kanun hükümlerine tabi olacağı belirtilmektedir. Lokantacılar Odası, Kahveciler Odası, Minibüsçüler Odası gibi çeşitli adlar altında kurulan ve uygulamada "Meslek Odası" olarak adlandırılan bu meslek kuruluşlarının Dernekler Kanunu hükümlerine göre kurulan ve faaliyet gösteren tüzel kişiliği haiz dernekler olduğu açıktır.
Bir başka ifade ile 1479 Sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde zikredilen kanunla kurulu meslek kuruluşu kavramından 507 Sayılı Yasaya dayanılarak Dernekler Kanunu hükümlerine göre kurulup faaliyet gösteren esnaf ve sanatkar meslek odalarını anlamak gerekir. Bu nedenle, söz konusu meslek odaları yukarıda belirtilen maddelerde açıkça sayılan Mimar, Mühendis, Eczacı ve Tabip Odalarından yasal dayanak, kuruluş ve faaliyet esasları itibariyle tamamen farklı yapıda kuruluşlardır.
Somut olayda davacının uyuşmazlık konusu 1983-1993 yılları arasında Mut Esnaf ve Sanatkarlar Odasına kayıtlı olduğu tartışmasızdır. Kurum başlangıçta bu dönemdeki sigortalılığa geçerlilik tanıyarak davacıdan primleri tahsil ettiği halde, bilahare vergi kaydı ve esnaf sicil kaydı bulunmadığı gerekçesiyle 1983-1993 yılları arasındaki zorunlu Bağ-Kur sigortalılığını iptal etmiştir.
Anlatılan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda, Kurumun iptal işleminin açıklanan yasa kurallarına, Anayasanın 60. maddesinde ifadesini bulan Sosyal devlet ilkesine ve Medeni Kanunun 2. maddesindeki objektif iyiniyet kuralına aykırı olduğu sonucuna varılmalıdır. Gerçekten yıllarca sigortalının primlerini alan ve böylece sigortalıya umut veren Kurumun, yasal kurallara aykırı biçimde, geçmişe yönelik olarak sigortalılığın iptali yoluna gitmesi iyiniyet kuralı ile de bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, yasaya, Yargıtay'ın yerleşmiş uygulama ve içtihatlarına uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki kararına katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy