(1177 S. K. m. 93)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çumra Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 24.5.2001 gün ve 1998/300 E - 2001/120 K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2001 gün ve 2001/8526-12854 sayılı ilâmı;
( ... 1 - Dosyadaki yazılara kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2 - Diğer temyiz itirazına gelince; Dava, davacı ve Bilgehan D. isimli üçüncü şahsın ortak olarak işlettikleri Tekel Bayiinde yapılan aramada beyan dışı mal tespit edilmesi üzerine davalı idareye yediemin olarak teslim edilen ve yargılama sonuçlanmadan davalı tarafından satılan tekel ürünlerinin ceza mahkemesince iadesine karar verilmesi nedeniyle anılan ürünlerin yarısının aynen iadesi, olmadığı takdirde dava tarihindeki bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.
Davalı cevabında, 1177 sayılı yasanın 93. maddesi uyarınca bayilik sözleşmesi iptal edilen bayiinin mallarının satılıp bedelinin emanete alındığını, yediemin olmadığını ve yasa uyarınca işlem yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının yediemin olup malların satılması konusunda C. Savcılığına başvurup mahkemeden karar alması gerekirken bunu yapmadığından malları aynen iade etmesi gerektiği, ancak davacının bayiliği iptal edildiğinden bu miktardaki tekel ürününü satamayacağından ilk dava tarihindeki değerini ödemesi gerektiği gerekçesiyle istem kısmen kabul edilmiştir.
Dava konusu tekel ürünlerine 5.4.1994 tarihinde el konulup 6.4.1994 tarihinde davalıya yediemin olarak teslim edilmiş ve aynı yıl ceza dosyası sonuçlanmadan satılmıştır. El koyma olmasaydı davacı o tarihte bu malları satacaktı ve gelir elde edecekti. Bu bağlamda, zarar el koyma tarihinde oluşmuştur. O tarihteki bedele hükmedilmelidir.
Anılan yön gözetilmeden yazılı gerekçesiyle dava tarihindeki bedelin esas alınması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, ortağı Bilgehan Dur ile birlikte işlettikleri tekel bayiinde yapılan denetim sırasında, beyan dışı oldukları gerekçesiyle bir kısım Tekel ürünlerine el konularak, ceza davasının sonuçlanmasına kadar davalıya bağlı Konya Pazarlama ve Dağıtım Müdürlüğüne teslim edildiğini; ortağı Bilgehan Dur hakkında açılan ceza davasının beraatle sonuçlandığını ve kararın Temmuz 1998'de kesinleştiğini; beraat kararında, emanette kayıtlı tekel ürünlerinin aynen veya bedellerinin iadesine de hükmedildiğini, anılan tekel ürünlerinin yarı hissesinin davacıya ait olduğunu, davalı idarenin kendisine emanet olarak teslim edilen malları aynen, mevcut olmadıkları takdirde dava tarihindeki değerini iade etmek zorunda olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, 250.000.000.- TL.nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; sonradan açtığı ve birleştirilerek görülen ek davasında da, saklı tuttuğu haktan dolayı, 1.000.000.000.- TL.nin tahsili isteminde bulunmuştur.
Davalı Tekel Genel Müdürlüğü vekili davanın reddini istemiş; Yerel Mahkemece verilen davanın kabulüne dair karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Davacının ortağı olduğu Tekel bayiinde kolluk güçlerince yapılan kontrol sırasında, bazı Tekel ürünlerinin beyan dışı olduklarının saptandığı ve el konulan bu ürünlerin, davalı Tekel Genel Müdürlüğüne bağlı Konya Pazarlama ve Dağıtım Müdürlüğüne teslim olunduğu; açılan ceza davasının beraatle sonuçlandığı; kesinleşen beraat kararında, anılan ürünlerin iadesine de hükmedildiği, ancak, davalının bunları satış yoluyla elinden çıkartmış olduğu, çekişmesizdir.
Görülmekte olan davada, davacı vekili bu olgulara dayanarak, kolluk güçlerince el konularak davalıya teslim olunan ürünlerin davacıya ait yarı paya tekabül eden kısmının aynen teslimine, bu mümkün olmadığı takdirde ise, dava tarihindeki değerlerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, bir bayideki Tekel ürünlerinin yasal beyan kapsamında bulunup bulunmadıklarının denetlenmesi, değil iseler bunlara el konulması ve bu yolla el konulan ürünlerin davalı idareye teslim edilmesi kolluk güçlerinin; bu ürünleri, ilgilisi hakkında açılacak ceza davasının kesin olarak karara bağlanacağı ana kadar saklayıp, mahkeme kararının sonucuna göre ya ilgilisine ya da müsadere ( zoralım ) için C. Savcılığına vermek de, davalı idarenin yasal görev ve yükümlülüğüdür.
Başka bir ifadeyle, somut olayda davalı idare, sırf yasal statüsünden dolayı, kolluk güçlerinin beyan dışı olduğunu tespit ve bu nedenle zapt ettiği ürünleri, geçici bir süreyle teslim alıp muhafaza etmek; bilahare, ceza davası sonucunda verilecek kararın içeriğine göre, adli makamların kendisine vereceği talimata uygun olarak, ilgilisine veya C. Savcılığına vermekle yükümlüdür.
Önemle vurgulanmalıdır ki, davalı idarenin sözü edilen teslim alma, uygun koşullarda muhafaza etme ve mahkeme kararının sonuca uygun şekilde verme yükümlülüğü, doğrudan doğruya Yasadan kaynaklanan bir görevin yerine getirilmesi niteliğinde olup, vedia akdi ya da yedieminlik görevi gibi kavramlar çerçevesinde değerlendirilmesine hukuken olanak yoktur. Davalının bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda, bunların bedellerini ödemekle, eş söyleyişle davacının bu yüzden uğradığı zararı tazminle yükümlü olacağında duraksama yoktur. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında da, bu yönden bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, ürünleri aynen iade etmeyen davalının, bedele ilişkin sorumluluğu belirlenirken, ürünlerin el koyma tarihindeki değerlerinin mi, yoksa dava tarihindeki değerlerinin mi esas alınması gerektiği noktasındadır.
Uyuşmazlığın çözümünde esas alınması gereken yön, davalının yukarıda açıklanan ve doğrudan doğruya, Yasadan kaynaklandığı vurgulanmış olan yükümlülüğünün kapsam ve niteliğidir: Belirtildiği gibi, davalı, el konulan ürünleri uygun şartlarda muhafaza ve ceza davasında mahkemece verilen karar çerçevesinde iade yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğünü yerine getirdiği takdirde, doğaldır ki, iade edeceği ürünler hak sahibinin malvarlığına girecek ve onların toplam değerleri tutarında bir malvarlığı artışını sağlayacaktır. Hak sahibinin malvarlığında oluşacak bu artış, davalının kendi malvarlığındaki bir eksilmenin sonucu da değildir; zira, anılan mallar, davalının malvarlığına zaten hiçbir zaman girmemiştir. Davalının yasal yükümlülüğüne aykırı davranıp malları iade etmemesi halinde, tazmin edeceği zararın tutarı belirlenirken, bu yön gözden kaçırılmamalıdır.
Yasanın, dava yoluyla aynen iade isteminde bulunma hakkını kendisine tanıdığı taraf, bu hakkının doğal sonucu olarak, kendisine aynen iade edilemeyecek olan o şeyin dava tarihindeki değerinin tazminat olarak ödenmesini isteme hakkına da sahiptir. Aynı nedenle, aynen iadeyle yükümlü olan karşı taraf da, aynen iadenin alacaklıya sağlayacağı ekonomik yarardan daha azını tazminat olarak ödemek suretiyle, anılan yükümlülüğünden kurtulamaz. Ödeyeceği tazminat, aynen iadenin sağlayacağı yararla aynı miktarda olmalıdır. Aksinin kabulü, yerine getirilmeyen bir yasal yükümlülükten, haksız şekilde yarar elde edilmesi sonucuna yol açar. Böyle bir sonucun hukuk düzenince kabul edilemeyeceği de çok açıktır.
O halde, somut olayda, davalının tazmin edeceği zararın tutarı, el konulan ürünlerin el koyma tarihindeki değil, dava tarihindeki değerleri üzerinden belirlenmelidir.
Yerel mahkemenin aynı gerekçeye dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 16.4.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy