(818 S. K. m. 41, 56)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kula Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.10.2001 gün ve 2000/175-2001/234 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili ve davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11.4.2002 gün ve 2002/2084546 sayılı ilamı ile, ( ...Dava haksız eylem nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davacılar davalının maliki olduğu taşınmazda mevcut zehirli maddeleri yiyerek ölen hayvanlanndan dolayı tazminat isteminde bulunmuşlar, davalı anılan tarlanın mülkiyetinin kendisine ait olmakla beraber dava dışı oğlu Yunus tarafından ekildiğini, ürünün bakım ve korunması ile ilgisi olmadığından kendisine husumet yöneltilemeyeceğini savunmuştur.
Dosya içinde mevcut belge ve bilgilerden davacılann hayvanlarının otlandığı, davalı adına kayıtlı tarlanın davalının oğlu Yunus tarafından ekilerek bakım ve korumasının yapıldığı, Yunus'un taşınmazdaki ürününün davacıların hayvanlarının otlatılması nedeniyle zarar görmesinden dolayı tazminat davası açtığı ve davanın kabul edildiği, davalının tarlanın ekim ve bakım işleriyle ilgisinin olmadığı anlaşıldığından, davalının husumet ehliyeti yoktur. Yerel mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, kısmen kabul yönünde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararın süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, haksız eylem nedenine dayalı maddi tazminat isteminden ibarettir. Davacılar kendilerine ait koyunların davalıya ait tarlaya girmesi ve davalının kasti şekilde tarlasına attığı zehri yemesi neticesinde 7 koyunun öldüğünü, 18 koyunun ise ağır şekilde hastalandığını, davalının bu zehirli maddeleri tarlasına atarken, hiçbir tedbir almadığı gibi, bir uyarı levhası da asmadığını, davalının bu haksız eylemi sonucu zarara uğradıklarını iddia ederek, 1.156.500.000.TL zararının tahsilini istemişlerdir.
Davalı İsmail, tarlanın mülkiyetinin kendisine ait olduğunu, ancak oğlu Yunus'a tarlasını kiraladığını, tarlada bulunan ürünlerin oğlu tarafından ekimi ve bakımının yapıldığını, kendisinin bir ilgisinin bulunmadığını, ürünlere ilaç atmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, mülkiyeti kendisine ait tarlanın içerisine içi zehir ve cam parçaları dolu hamur toplarını kasti olarak atan davalının, davacıların hayvanlarının ölmesine ve ağır olarak hastalanmasına neden olduğu, bu itibarla davanın Borçlar Yasasımn 41. maddesinde açıklanan haksız eylemden kaynaklandığı anlaşılarak, davalının oluşan zarardan sorumlu olduğuna, davacıların da ihmali hareketleriyle davalının tarlasına hayvan soktuklarından kısmi kusurlu bulunduklarına ve oluşan zarardan BK. 44. maddesi gereğince indirim yapılmasına, neticeten davanın kısmen kabulü ile 885.275.000.TL'nin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine ilişkin olarak kurduğu hüküm, özel dairece yukarıda açıklanan nedenlerle, pasif husumet ehliyeti yokluğundan bozulmuş, mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.
Özel daire ile yerel mahkeme arasında çıkan uyuşmazlık; sorumluluğun kaynağının ne olduğu ve haksız eylemi işleyenin davalı olup olmadığı, dolayısıyla davalının pasif taraf sıfatının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Borçlar Yasası'nda açıklanan çeşitli sorumluluk halleri vardır. Bunlar; haksız eylem sorumluluğu, ( BK. m. 41 vd. ), adam kullananın sorumluluğu, ( BK. m. 55 ), hayvan güdenin sorumluluğu ( B.K. m. 56 ), yapı ya da inşa eseri malikinin sorumluluğu ( BK. m. 58 ), hakkaniyet sorumluluğu ( BK. m. 54 ) gibi sorumluluk nedenleridir. Bu sayılanlardan haksız fiil sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluk türüdür.
Hemen belirtelim ki, bir haksız eylemden bahsedebilmek için; zarar verici bir eylem bulunması, eylemin hukuka aykırı olması, eylemi yapanın kusurlu bulunması, bir zararın söz konusu olması, eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Burada sözü edilen eylemin, bilinçli bir iradeye dayanmış olması gereklidir. Hukuka aykırı eylem, öğretinin çoğunluğunun benimsediği gibi hukukun koruduğu değerlerin çiğnenmesi neticesinde hukuk düzeninin bir kuralını ihlal eden eylemdir. BK. m. 41 anlamında hukuka aykırılık ise, zarar vermeyi yasak eden ya da önleyen kuralların çiğnenmesidir. ( Prof. Dr. Selim Kanefi, Haksız Füllerde Hukuka Aykırılık Unsuru, 1964 s: 109 vd. ). BK. m. 41'de açıklanan eylem sözcüğünün geniş anlamda düşünülmesi, yani yasaya göre, yapılmayacak hareketin yapılması veya yapılması zorunlu olan bir hareketin yapılmaması biçiminde yorumlanması gerekir. ( YHGK. 12.4.1979 gün ve 1979/4-487 E. ve 395 K. sayılı ilamı ). O halde, tehlikeli bir durumu meydana getiren kimse ve bir başkası için açıkça zarara uğrama tehlikesi gerçekleştiren kimse, bu tehlikeyi önlemek üzere gerekli olanı yapmakla görevlidir. Bu kural bir genel hukuk kuralı olarak da değerlendirilebilir.
Gerekli tedbir alınmadan insan ve hayvanlar için tehlike oluşturacak tarzda bağa zehir serpmek tazminat sorumluluğu doğurur. ( Y. 4. H.D. 4.7.1958 gün ve 1958/6571 E. ve 5745 K. sayılı ilamı ). Burada ihlal edilen yapma ödevine aykırılıktır ( M. Reşit Karahasan, Sorumluluk Hukuku 1. Kitap Kusura Dayanan Sözleşme Dışı Sorumluluk, 1995 S:111 ).
Yapma ödevinin çiğnenmesinden ötürü zarara uğrayan kimsenin, bu ödevin varlığını kanıtlaması gerekir. Bu ödeve aykırı davrandığı ileri sürülen kişi de, gerekli tedbirleri aldığını kanıtlarsa, sorumluluktan kurtulur. ( H. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Fasikül II, Kemal Resioğlu çevirisi, 1966 s: 239; Prof. Dr. Haluk Tando ğan, Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s:17 ). Hukuka aykırılığın ölçüsü olarak değerlendirilen hukuk kuralları sırasıyla, yasa, tüzük, yönetmelik ve örf ve adet kurallarıdır. Bir eylemin hukuka aykırı olarak kabul edilebilmesi için aynı zamanda bir hukuka uygunluk nedeninin mevcut olmaması gerekir. Kusur ise, hukuk düzeni tarafından kınanan bir davranışın bilerek ve isteyerek yapılmasıdır. Olağan yaşam tecrübelerine, genel düşünceye ve objektif olasılığa göre, bir olayın gerçekleşmesi ile sonuç meydana gelmiş, ya da bu olayın oluşması ile sonucun meydana gelmesi kolaylaşmış ise, ilk hareket ikincisinin nedeni, ikinci olay birinci hareketin sonucu sayılır. Bu kurama uygun neden-sonuç ( uygun illiyet ) bağı denilir.
Bu genel açıklamaların ışığında somut olayı irdelediğimizde; aynı zamanda çoban olan davacıların gece yarısı uyuya kalmaları neticesinde koyunlarının başıboş kaldığı ve bu arada mülkiyeti davacıya ait olup, oğlu Yunus tarafından ekilip kullanıldığı anlaşılan tarlaya da girdiği, olayın ekim ayında meydana gelmiş olması nedeniyle ürünün % 75'inin hasat edilmiş olduğu, tarla sahibinin o tarih itibariyle 34.900.000.TL. gibi az bir miktarda zararının oluştuğunun saptandığı ve bu itibarla tarlaya girmesi mümkün olan vahşi ya da ehil hayvanların tarla sahibine fahiş ( aşırı ) bir zarar vermesi ihtimalinin düşünülemeyeceği anlaşılmaktadır. Buna karşın davalının herhangi bir nedenle tarlaya girecek insan ve hayvanların buraya girmelerini önleyecek gerekli tedbirleri almaksızın, tarlasına ilan levhası asmaksızın ya da yöredeki örf ve adete göre gereken şekilde etrafa duyurmaksızın, tarlasına insanlar ve hayvanlar için tehlike oluşturan, özel hazırlanmış zehirli maddeler atması biçiminde gelişen eylemimin, zarardan sorumluluk doğuran kusurlu bir hareket olarak nitelendirilmesi gerekir.
Her ne kadar, davalı ve özel dairece tarlanın davalının oğlu tarafından kullanıldığı ve bu nedenle davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı ifade edilmişse de, özellikle tanık Hüseyin ve Osman'ın yer, zaman ve olaylara dayalı olarak, birbirini doğrular nitelikte, bizzat davalının bu haksız eylemi kendisinin gerçekleştirdiğini kendilerine söylediği yönündeki beyanları, bu beyanı güçlendiren dosya kapsamı ile köy ortamında baba-oğul gibi yakın akrabaların birbirinin tarlasında çalışma, yardımlaşma, bakımı ve korunmasında birbirine destek olma şeklindeki yaygın gelenek ve görenek kuralları birlikte değerlendirildiğinde; davalının oğlunun ekimini yaptığı ve mülkiyeti davalıya ait tarlasını korumak amacıyla eylemi davalının gerçekleştirdiği hususu belirgin hale gelmiştir.
Hal böyle olunca; davalının oğlunun ekip biçtiği tarlasına kusurlu bir davranışla, gerekli önlemleri almadan ve uyarıları yapmadan zehir atarak, davacıların hayvanlarının zehirlenmesine ve bu şekilde zarara uğramalarına yol açtığı, haksız eylemin unsurlarının olayda gerçekleştiği, diğer sorumluluk hallerinin ise somut olayda uygulama yeri olmadığı anlaşıldığından, yerel mahkemenin direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, hükmedilen tazminat miktarı yönünden davalı vekilinin temyiz itirazları konusunda özel dairece bir inceleme yapılmadığından, dosyanın dairesine gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnmesi yerinde ise de, işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 7.5.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy