(818 S. K. m. 49) (4721 S. K. m. 24)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.10.2000 gün ve 214-395 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.4.2001 gün ve 244-4400 sayılı ilamı ile, ( ...Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş ve karar davalılarca temyiz edilmiştir.
Dava konusu yayında, davacılar hakkında yapılmakta olan bir soruşturma nedeniyle, olayın müştekilerinin doğru olmayan beyanlarına dayanılarak suçlayıcı ve aşağılayıcı ifadeler kullanılarak kişilik haklarına zarar verildiği iddiasıyla manevi tazminat istenmektedir. Davalılar yayının hukuka uygun olduğunu savunmuşlar, mahkemece ya yın hukuka aykırı bulunarak davacılar yararına manevi tazminat takdir edilmiştir.
Basının yansız ve özgür haber verme, bir düşünce ve görüşü tartışma, eleştirme, kamuoyunu aydınlatma gibi görev ve fonksiyonları vardır. Basının bu fonksiyonunu yerine getirebilmesi için ona bazı ayrıcalıklar tanınması gerekir. Kuşkusuz bu ayrıcalık ve özgürlük o meslek mensuplarına bir imtiyaz sağlamak için değil, toplum ve kamu yararı içindir. O halde bu özgürlüğün alanı kamu yararı ve insan haklarının oluşturduğu alanla doğru orantılı olarak artmalı, gereksiz sınırlama ve baskılardarı kaçınılmalıdır. Ancak tüm özgürlüklerde olduğu gibi basın özgürlüğü de kişi ve toplum yararı açısından sınırlıdır. Basın, haber verme fonksiyonunu yerine getirirken kullanacağı hakkın özel hukuk alanındaki sınırı, gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile belirlenmiştir. Haber verme hakkı bu sınırlar içinde kaldığı sürece, davacının kişilik hakları zarar görse bile hukuka uygundur.
Yukarıda sözü edilen sınırlayıcı ilkeler içerisinde dava konusu yayın değerlendirildiğinde; yayının yapıldığı tarihlerde tüm davacılar hakkında zorla ırza geçme ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından soruşturma yapıldığı ve bunun sonucunda tutuklandıkları görülmektedir. Olay henüz soruşturma aşamasında iken şikâyetçi olan şahıslarla yapılan konuşmalar yayınlanmış ve onların yaptığı açıklamalara göre bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Bu durumda yayın yapıldığı tarihte görünürdeki gerçekliğe uygundur. Davacıların sonradan beraat etmiş olmaları görünürdeki gerçeklik unsurunun bulunmadığı anlamına gelmez. Diğer taraftan yayın sırasında kullanılan sözler de somut olayın gösterdiği özelliklere de uygundur. Bu nedenle yayının hukuka uygun olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekler, yenden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, müvekkillerinin yazılı ve görsel basında "O. Tecavüz Davası" olarak sözü edilen davada, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak beraat ettiklerini, olayırı basına yansıdığı 6.5.1998 ve devam eden günlerde davalı şirkete ait ... TV adlı özel televizyon kanalında müvekkilleri aleyhine küçük düşürücü ve haksız yayınlar yapıldığını, davalılardan R.'nin hazırlayıp sunduğu ana haber programında davacıların "eli silahlı şehir eşkıyası, tecavüzcü ve gaspçı" olarak tanıtıldıklarını, on gün süren röportaj ve yorumların toplumda infıal yarattığını, müvekkillerinin tutuklu bulunduğu, cezaevindeki diğer tutuklu ve mahkumların manevi baskısına maruz kaldıklarını ileri sürerek, olayın gerçek boyutları araştırılmadan yapılan ve kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayınlar nedeniyle toplam 40.000.000.000 TL. manevi tazminatın 9.5.1998 yayın tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, tazminat istemine konu olan yayınların yazılı basında çıkan haberlere dayandığını, verilen haberin gerçek olup, yorum yapılmadan olay mahalli ve emniyette tespit edilen görüntülerin yayınlandığını ve davacılara yönelik hakaret kastının bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin; "Davalı TV kanalında on gün süren yayında senaryo hazırlanarak mizansen yapıldığı, davacılara silahlı eşkıya, tecavüzcü ve gaspçı olarak nitelendirilmek suretiyle sövüldüğü ve yayının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği" gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 24.000.000.000.TL. manevi tazminatın 9.5.1998 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tah siline dair verdiği karar, özel dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yerel mahkeme ile yüksek özel daire arasındaki uyuşmazlık; dava konusu yayının görünürdeki gerçekliğe, yayın sırasında kullanılan sözlerin somut olayın gösterdiği özelliklere uygun bulunup bulunmadığı, dolayısıyla davacılar yararına manevi tazminat takdirinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Kamuyu ilgilendiren konularda, objektif ve gerçekleri yansıtarak, uyarma, kınama, gereğinde toplumun denetlemesine aracı olma, özgür basının ödevidir. Basının yansız ve özgür olarak haber verme, eleştirme ve kamuoyunu aydınlatmaya ilişkin fonksiyonunu yerine getirebilmesi bazı ayrıcalıkları gerektirir. Ancak, ne basın özgürlüğü ne de bu özgürlüğün sonucu tanınan ayrıcalıklar sınırsız değildir. Tüm özgürlüklerde olduğu gibi, basın özgürlüğünün de kişi ve toplum yararı açısından sınırlanacağı tartışmasızdır. Kişinin onur ve saygınlığının korunmasına ilişkin Medeni Kanunun 24. maddesi ile Borçlar Kanunıınun 49. maddesi, Anayasa'nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün, özel hukuk alanında sınırlamasıdır.
Gerek öğretide ve gerekse uygulamada, basının haber verme fonksiyonunu yerine getirirken kullanacağı bu hakların sınırı; gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile belirlenmiştir. Bu kurallardan birisine aykırı davranılmış ise haber verme hakkının kullanıldığından ve hukuka uygunluktan söz edilemez.
Bu bağlamda; az yukarıda sözü edilen "konu ile ifade arasında düşünsel bağ bulunması" gereğine ilişkin kural, haber gerçeği yansıtsa bile, kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak niteleme ve yorumun, haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde yapılmasını öngörür. Şayet haberin verilişinde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan beyan, tavsif ve değerlendirmelere gidilerek, haberin içeriği ile uygun düşmeyen tahrik edici, yalın bir okuyucu ya da toplumda husumet ve kuşku yaratıcı dil ve ifade kullanılacak olursa Borçlar Kanununun 49/1. maddesinin "kişisel varlığa ağır saldırı", "ağır kusur" ve "hukuka aykınlık" unsurları teşekkül eder.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut durum değerlendirildiğinde; davacıların da aralarında bulunduğu 7 sanık, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1998/136 Esas, 274 karar sayılı dosyasında; konut dokunulmazlığını bozmak, zorla iki kez ırza geçmek ve iki kez gasp suçlarından tutuklu olarak yargılanmış ve beraat etmişlerdir. Ceza mahkemesi kararının gerekçesinde, olayın meydana geldiği dairede gece geç saatte herhangi bir gürültü duyulmadığı ve daire kapısının sanıklar tarafından değil, daha önce başka bir nedenle kırılıp tamir edildiği vurgulanmıştır. Ancak; olaya ilişkin 7 gün süren yayın gerek bütünüyle, gerekse senaryo ve resim üzerine yapılan seslendirmelerde "7 şehir eşkiyası İstanbul'un göbeğinde üç genç kızın yaşadığı evin kapısını kırarak silah tehdidiyle defalarca tecavüz etti", "7 zorba sabaha karşı sona eren işkence dakikalarından sonra evdeki kaniş cinsi köpeğe dahi tecavüze yeltenmekten çekinmemişlerdir", "7 zorba düşündüklerini gerçekleştirirken yalvarmalara hiç aldırış etmediler" sözcüklerinin ve özellikle davalılardan R.'nin "...Biri silahlı 7 şehir eşkiyası... üç genç sanatçı kızın yaşadığı evin kapısını kırarak içeri girdi ve genç kızlara tecavüz etti,... yönetmen arkadaşımdan kızların tiril tiril titremesini özellikle göstermesini rica ediyorum.... bu vahşet görüntüleri daha doğrusu bu vahşet ile ilgili olay şu anda arkadaşımızın yaşadığı, yönetmen arkadaşımdan özellikle bu görüntüyü vermesini rica ediyorum.... Gece yarısı uykuya dalan üç genç kız kendilerini bıçakla tehdit ederek defalarca tecavüz eden 7 şehir eşkiyasının insan olamayacağını, olsa olsa canavar olabileceğini söylüyorlar" tarzındaki tavsif ve değerlendirmelerin, davacıları incitici, küçük düşürücü olduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Bu bakımdan yayında özle biçim arasındaki denge aşılmıştır. Amacı aşan, konu ile anlatım arasında düşünsel bağ bulunmayan davaya konu yayının hukuka uygun sayılmasına olanak bulunmadığından; mahkemece davacılar yararına manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, hükmedilen tazminat miktarı özel dairece incelenmediğinden, bu yönün incelenmesi için dosya özel daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnmesi yerinde görüldüğünden, davalılar vekilinin manevi tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 25.6.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy