(2709 S. K. m. 28) (818 S. K. m. 41, 49) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 9.Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 4.6.2002 gün ve 2001/668-2002/295 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 24.12.2002 gün ve 10893-14547 sayılı ilamı ile, (...Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yayında, Egebank operasyonu sırasında Murat Demirele haber veren polis müdürünün açığa alındığı ve aynı olaya karıştığı iddia edilen Sarıyer Emniyet Müdürü Necdet Kutlutürkün ise ulaştırma şube müdürlüğüne atandığı belirtilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre, davacı hakkında olayla ilgili olarak bir soruşturma açılmadığı, ancak görev yerinin değiştirildiği, görev değişikliğine ilişkin kararnamede ayrıca hakkında soruşturma açılan dava dışı polis müdürü Dursun Yiğitin isminin de olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan davalılarca sunulan Anadolu Ajansının 11.10.2000 tarihli bülteninde aynı haberin yer aldığı görülmektedir. Davalılar, haberi Anadolu Ajansından aldıklarını belirtmişlerdir. Haberin, resmi bir kurum olan Anadolu Ajansı kaynaklı olması ve diğer kanıtlar gözetildiğinde yayın görünür gerçekliğe uygundur. Davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 09.07.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davalı Görsel Yayın Organının 11.10.2000 tarihli haber ve yayınında, Yahya Murat Demirelin bankasına yönelik operasyonu, davacı emniyet amirinin ve korumalar şube müdürünün önceden haber verdikleri nedeni ile, davacının görevinden alındığı ve başlatılan soruşturmanın sürdüğü yayınlanmıştır.
Dosyadaki delillerden davacı hakkında herhangi bir idari soruşturma açılmadığı, hazırlık soruşturması yapılmadığı, kamu davasının açılmadığı anlaşılmıştır.
Yayında belirtilen olay nedeni ile davacı Sarıyer Emniyet Amiri Nejdet Kutlutürkün değil, Korumalar Şube Müdürü Dursun Yiğit açığa alınmıştır.
Objektif ve sorumluluk anlayışına sahip olması gereken yayıncı görünürdeki gerçeği, özle biçim arasındaki dengeyi koruyarak topluma sunmakla yükümlü ve yetkilidir.
Habere konu olayın televizyon yayını ile dile getirilmesinde, yukarıda belirtilen deliller karşısında yayının gerçeğe uygunluk, kamusal ilgi ve toplumsal yarar, güncellik ve şekle uygunluk unsurları gerçekleşmemiştir.
Davacı için yapılan yayında yukarıda belirtilen unsurların olmaması ve özle biçim arasında dengenin kurulmaması nedeni ile yapılan yayın Hukuka aykırıdır.
Gerçek dışı yayınlar daima hukuka aykırı olduğundan ne düşünce nede basın özgürlüğü ile bağdaştırmak mümkün olmadığı gibi kamu yararından da söz edilemez.
Yapılan hukuka aykırı yayınla, emniyet teşkilatında önemli nitelikte görevi yürüten davacının kişilik hakları ihlal edilmiş olduğundan manevi tazminata hak kazanması gerekir.
Yerel mahkemece takdir hakkı kullanılarak davacı yararına verilen manevi tazminatla ilgili karar ve bu yöndeki direnme kararı isabetli olduğundan yukarıda belirtilen gerekçe ve nedenlerle onanması gerekir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy