(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (1086 S. K. m. 440)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Ankara Asliye 15. Hukuk Mahkemesinden verilen 25.06.2002 gün ve 2002/435 E. 431 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 06.11.2002 gün, 2002/4-848 Esas, 2002/887 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacılar vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar gazete haberine konu edilerek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüşlerdir.
Demokrasinin gelişmesinde ve kökleşmesinde ulusal birliğin kararlılık kazanmasında, kamuoyunun oluş ve belirişinde, sosyal ve siyasal ilerleme ve kamuoyunun bilinçlenmesinde basına düşen görev hem önemli, hem de kapsamlıdır.
Basının görevi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde, halkı aydınlatmak, çeşitli konularda kamuoyunu düşünceye sevk etmek için tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, kişileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları yönünden bilinçlendirmektir. Anayasa'nın 28 ve 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir. Basın özgürlüğü kişinin, dünyada ve özellikle yaşadığı toplumda oluşan ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar.
Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Doğaldır ki, basının bu ayrıcalıklı konumu ve hukuk düzeninin kendisine tanıdığı özgürlük, tüm özgürlükler gibi yine hukuk düzenince çizilen sınırlamalara tabidir. Basın, yaptığı yayınlarda gerek Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K.'nun 24 ve 25.maddelerinde ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Bu nedenle bazı durumlarda basın özgürlüğü ile kişilik hakları çatışabilir. Bu çatışma halinde haberin verilmesinde hukuka uygunluk sınırı içinde kalındığı takdirde basının sorumluluğundan söz edilemez.
Basının, kamu görevi yaparken göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, objektiflikten ayrılıp, haber sınırını aşarak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunarak, gerçek dışı haber verilir, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanılır, dürüstlük kuralına aykırı davranılır ve kişisel nedenlerle salt sansasyon yaratmak için yayın yapılırsa bu hukuka aykırı olur.
Yayınladığı olayın doğruluğunu ve gerçekliğini araştırmak gazetecinin görevidir. Bununla birlikte, gazetecinin bir olayı doğru kabul edebilmesi için arayacağı desteklerin, objektif yönden güven verici ve inandırıcı olmasının ölçüsü belirlenirken yayıncılığın özel durumu gözetilmelidir. Ancak yayınlanacak haber üçüncü kişilere ağır bir zarar verebilecekse, doğruluğun denetlenmesi görevi, daha katı ölçülere bağlanmalıdır. Hemen belirtelim ki, haber verme hakkının sınırlarının belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan gerçeklik somut gerçeklik olmayıp, yayının yapıldığı andaki beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşılmalıdır. Çünkü, basına somut gerçeği araştırma görevi yüklenmemiştir.
Bu ilkelerin ışığında somut olaya baktığımızda, ceza dosyasında beyanda bulunan ölenin annesi, gazetede yayınlanan fotoğrafı kendisinin gönderdiğini; kızının kayınpederi M. tarafından cinsel yönden taciz edildiğini kocası M.'a anlattığını, hatta bir keresinde kayınpeder M.'in gelini N.'a senin kocan şöför, seninle ilgilenmiyor, sana bir erkek çocuk vereyim dediğini kendisine söylediğini; N.'ı almaya geldiklerinde kayınpederi M.'e benim yuvamı yıkan sensin pezevenk dediğini, hazırlık soruşturması sırasında da kızı N.'ın kayınpederi M. yüzünden intihar ettiğini ifade etmiştir.
Ölenin annesinin, olaydan sonra bulduğu fotoğrafı gazeteye gönderdiği ve daha sonra haber yapıldığı anlaşılmaktadır.
Yargılama aşamalarında dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, N.'ı Ankara'dan alıp Ürgüp'e götüren C.'un dayısının oğlu olduğu, N.'ın evdeki huzursuzluktan dolayı memleketine gitmek üzere C.'dan yardım talep ettiği, bunun üzerine C.'un çocuğu ile birlikte N.'ı Ürgüp'e götürdüğü ve burada aileyi tanıyan Sun Set Turizm'de çalışan M. isimli kişinin evine bırakarak Derinkuyu'ya gittiği; Akşamüzeri kocası ve kayınpederinin Ankara'dan geldikleri, C.'un verdiği bilgi ile N.'ı buldukları, N.'ın annesinin Şahin Efendi Köyündeki evine gittikleri, sabaha kadar evde kaldıkları, tartıştıkları, M. ve M.N.'in çocuğu da alarak evden ayrıldıkları belirlenmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre, dürüst bir ev kadını olan N.'ın C. veya başkaları ile gönül ilişkisine girdiğine dair bir kanıt bulunmamaktadır. Haberde olayın beliriş biçimine uygunluk bulunduğu gibi, gazeteciye somut gerçeği araştırma görevi yüklenmediğinden, görünürde gerçekliğin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.
Kayınpeder M. N. hakkında Ankara ve Ürgüp'de herhangi bir şikayet, soruşturma yapılmadığı dosyada bulunan belgelerden anlaşılmış ise de N.'ın aile içi sorun olan bu olayları toplum baskısından çekinerek eşinden ve annesinden başkasına intikal ettiremiyeceği bir gerçektir.
Sonuç: Yukarda belirtilen ve düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurulu ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.'nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiçbirisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren, (86.000.000) lira para cezasının ve (16.090.000) lira harcın düzeltme isteyenden alınmasına, peşin harcın mahsubuna, 05.02.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy