(818 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Kartal Asliye 3.Hukuk Mahkemesinden verilen 30.05.2002 gün ve 2002/86 E. 339 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 06.11.2002 gün, 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davalılar vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Somut olayda, davacının bedensel zararına yol açan olay, 06.10.1994 tarihinde meydana gelmiş, davacı 26.10.1995 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemli ilk davayı, 06.10.2000 gününde ise, maddi tazminat isteğini içeren ikinci davayı açmıştır.
Hukuk Genel Kurulu'nun 24.11.1999 gün ve 1999/4-983 E, 1999/995 K. ile 05.06.2002 gün 2002/4-470 E, ve 2002/477 ve 06.11.2002 gün E:2002/4-882 K:874 sayılı kararlarında açıkça benimsenip vurgulandığı gibi somut olayda gelişen durumun gerçekleşmesi yanında Borçlar Kanunu'nun zamanaşımını düzenleyen 60. maddesinde "zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilen vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz... Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunların mucibince müddeti, daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur..." hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre davacının bedensel zararına yol açan eylemin suç teşkil etmesi karşısında kural olarak uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ne varki, somut olayda da olduğu gibi haksız fiil tarihine göre ceza zamanaşımı geçmiş olsa bile davacının zararını tam anlamıyla öğrenememesi söz konusu olabilir. Bu durumda davacının zarara ıttıla, diğer deyimle zararı öğrenmesinin anlamı üzerinde durulmalıdır. Burada önemli olan husus zarar gören davacının yasanın anladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen durumunu değerlendirecek bilgiye sahip olmasıdır. Zarar tamamlanmadan zarar gören açısından zararın belirli olduğu kabul edilemez. Zararın tamamlanması ise tüm sonuçları ile bilinmesiyle mümkündür. Eşyaya verilen zarar ile insana verilen zarar arasındaki temel fark da budur. Buna göre, davacının "zararı ıttıla" diğer bir deyimle "zararı öğrenme" tarihinin Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Dairesinin maluliyet oranına ilişkin raporunun düzenlendiği 26.04.2000 tarihi olduğunu kabul etmek ve buna göre zamanaşımı süresini hesaplamak gerekir. Zira dosyadaki diğer raporlar davacının kesin zararını belirlemeye yeterli değildir. O halde; 06.10.2000 gününde açılan ikinci dava, Adli Tıp Kurumunun 26.04.2000 tarihli raporu ile yaralanmanın nihai sonucunun öğrenilmiş bulunulmasına göre yasal süre içerisinde açılmıştır. Bu nedenle,
Sonuç: Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında ve yukarıda gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren, (86.000.000) lira para cezasının düzeltme isteyenden alınmasına, 09.07.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy