(818 S. K. m. 41, 51, 61)
Dava: Taraflar arasındaki "akdin ifası-tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ulus Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.3.2001 gün ve 1999/102-2001/43 sayılı kararın incelenmesi davalılardan Ekrem tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 4.7.2002 gün ve 2002/7797 -8511 sayılı ilamı ile,
(... Dava, davacının elindeki kamyonetin haksız yere alınmış olması nedeniyle aynen iadesi veya bedelinin ödetilmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece davalı Ekrem hakkındaki davanın kabulü ile diğer davalı yönünden reddine karar verilmiş ve karar davalı Ekrem tarafından temyiz edilmiştir.
Trafikte bir başkası adına kayıtlı olan aracı önce davalı Ekrem'in kayıt malikinden resmi olmayan harici satış yolu ile satın alarak diğer davalı Muzaffer'e ve onun da yine harici satışlarla davacıya sattığı, ancak davalı Muzaffer'in davalı Ekrem'e olan borcunu ödememesi üzerine davacının elindeki aracın Ekrem tarafından alınıp götürüldüğü konusunda uyuşmazlık yoktur. Davalı Ekrem aracı bu şekilde ele geçirdikten sonra kayıt malikinden resmi yolla satın alarak üçüncü bir kişiye devretmiş olması nedeniyle mahkeme onu tazminatla sorumlu tutmuştur.
Taraflar arasındaki araç satış sözleşmeleri resmi yolla yapılmadığı için Karayolları Trafik Yasası hükümlerine göre mülkiyetin geçişini sağlamaz. Bu nedenle alıcı ancak zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanabilir. Davada böyle bir istek bulunmadığı gibi araç bir başkası adına kayıtlı olduğundan bu imkanın kullanılması da mümkün değildir. Bu durumda taraflar ancak geçersiz olan harici araç satış sözleşmelerine göre ancak verdiklerini geri isteyebilir. Davacı ile davalı Ekrem arasında böyle bir sözleşme bulunmadığından ondan bir şey isteyemez. Ancak kendi akidi olan Muzaffer'e verdiğini geri isteyebilir. Mahkemece bu yön üzerinde durulmadan davacının akidi olmayan Ekrem aleyhine hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, harici sözleşmeyle satılıp teslim edildikten sonra, satıcı tarafından hileyle geri alındığı ileri sürülen aracın mülkiyetinin davacı alıcıya ait olduğunun tespitiyle kendisine teslimi; bu mümkün olmadığı takdirde ödenen satış bedeli ve yapılan masraflar tutarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde ve yargılama aşamalarında, davalı Muzaffer'in 34 ... ... plakalı aracı diğer davalı Ekrem'den 400.000.000 TL. nakit ve 2.000.000.000 TL. bono karşılığında harici sözleşmeyle satın aldığını; 13 gün sonra da yine harici bir sözleşmeyle davacıya sattığını; davalı Muzaffer'in davalı Ekrem'e borcunu süresinde ödememesi üzerine, davalı Ekrem'in aracı davacıdan hileyle teslim alıp, trafik kaydını kendisi üzerine geçirdikten sonra üçüncü kişiye satarak devir ve teslim ettiğini ileri sürmüş ve aracın mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitiyle kendisine teslimine; bu mümkün olmadığı takdirde, ödenen satış bedeli 2.200.000.000 TL. ve yapılan masraflar tutarı 200.000.000 TL.'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Ekrem, davacı ile kendisi arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığını, aracını diğer davalı Muzaffer'in haricen sattığını, satış bedelini tahsil edemeyince, Muzaffer'in davacıya haricen sattığı arabayı davacıdan geri aldığım, davacının asıl muhatabının Muzaffer olduğunu, aralarındaki akde hiçbir biçimde katılmadığı halde davalı olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel mahkemece verilen; davalı Ekrem'in aracı davacıdan alıp, kendisi adına tescil ettirdikten sonra üçüncü kişiye satmak şeklindeki eyleminin, davacıya karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğinde olduğu, davalı Muzaffer'in bu haksız fiille bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesine dayalı; davalı Ekrem hakkındaki davanın kısmen kabulü ile 2.200.000.000 TL. satış bedelinin bu davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin ve davalı Muzaffer hakkındaki davanın reddine dair karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkeme önceki kararında direnmiştir.
Toplanan delillerden, dava dışı bir şirket adına trafiğe kayıtlı 34 ... ... plaka sayılı kamyonetin, davalı Ekrem tarafından harici sözleşmeyle satın ve teslim alındıktan sonra, yine harici sözleşmeyle davalı Muzaffer'e satıldığı, bilahare davacının da harici sözleşmeyle davalı Muzaffer'den satın ve teslim aldığı; araç bu şekilde davacı elindeyken, davalı Ekrem'in, satış bedelini Muzaffer'den tahsil edememesi üzerine, geçici olarak kullanıp iade edeceğini bildirmek suretiyle davacıdan aldığı, ancak iade etmeyerek, İstanbul'daki kayıt malikinden resmi satış yoluyla trafik kaydını devraldığı, daha sonra da üçüncü kişiye yine resmi sözleşmeyle satıp kaydı devrettiği anlaşılmaktadır.
Maddi olgunun bu içeriği ve evreleri bakımından taraflar, yerel mahkeme ve özel daire arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda, davacı ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunmayan davalı Ekrem'in, satıcı davalı Muzaffer ile birlikte satış bedelinden davacıya karşı müteselsilen sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu noktada, konuya ilişkin şu genel açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür:
Trafik siciline kayıtlı araçların mülkiyetinin devrini öngören her türlü sözleşmelerin geçerliliği, resmi şekilde yapılmalarına bağlıdır (2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu md. 20/d). Burada sözü edilen resmi şekilden maksat, sözleşmenin noterce resen düzenleme şeklinde yapılmasıdır.
Geçerlilik şartı olan şekle uyulmamasına hukukun bağladığı sonuç, sözleşmenin geçersizliğidir. Geçersiz sözleşmeler tarafları için hak ve borç doğurmazlar. Buna bağlı olarak, geçersiz sözleşmede yazılı edimin ifası istenilemeyeceği gibi, ifa borçlusu da, geçersizliğe dayanarak edimi ifadan kaçınma hakkına sahiptir. Kural olarak böyle bir kaçınma, hakkın kötüye kullanılması olarak da kabul edilemez.
Geçersiz sözleşmelerde taraflar sadece ve ancak, birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olarak geri isteyebilirler.
Önemle vurgulanmalıdır ki, verdiğini sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak geri isteyen taraf, kendi elindekini de aynı anda ve karşılıklı olarak diğer tarafa vermek zorundadır. Başka bir ifadeyle, kural, iadelerin aynı anda ve karşılıklı olmasıdır. Geçersiz sözleşme nedeniyle karşı tarafa verdiğini geri isteyen taraf, aynı sözleşme nedeniyle aldığı şeyi kendi kusuru yüzünden iade edemeyecek duruma düşmüş ise, verdiğini geri isteme hakkına sahip değildir. Bu kuralın istisnası, iade imkansızlığının kendi kusuru dışındaki başka nedenlerden kaynaklanmış olmasıdır.
Nihayet, şekle aykırılık nedeniyle geçersiz de olsa, bir sözleşmeye dayanarak o sözleşmenin konusu olan şeyi elinde bulunduran kişi, iyi niyetli zilyet olarak kabul edilir ve örneğin, bu sıfatla elinde bulundurduğu süre içerisindeki kullanımı nedeniyle kendisinden tazminat istenilemez.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde:
Davacı ile davalılardan Muzaffer arasındaki araç satım sözleşmesi, resmi şekilde düzenlenmediği için geçersizdir. O halde, davacı, sadece ödediği bedeli, satıcısı durumundaki davalı Muzaffer'den geri isteme hakkına sahiptir. Nitekim, yerel mahkemece davacının anılan davalı hakkındaki davası kabul edilmiş ve temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Kuşkusuz, eğer araç davalı Ekrem tarafından davacının elinden alınıp başkasına satılmış olmasa; davacı salt davalı Muzaffer ile kendisi arasındaki satım sözleşmesinin geçersizliğine dayanarak, ödediği satış bedelinin tahsili istemiyle dava açmış olsa idi, davalı Ekrem'in herhangi bir şekilde sorumluluğu ileri sürülemeyecek; davacının kendi elindeki aracı iade etmesi koşuluyla, satış bedelinin tahsiline hükmedilecek ve geçersiz sözleşme nedeniyle oluşan ve her iki taraf yönünden sebepsiz zenginleşme oluşturan hukuka aykırı bu durum, alınanların karşılıklı iadesi suretiyle tasfiye edilip, uyuşmazlık kesin olarak çözülmüş olacaktı.
Ne var ki, somut olayda, davacı, kendisiyle davalı Muzaffer arasındaki satış sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle geçersizliğine dayanarak değil; tersine, sözleşmeye konu aracın, sözleşmenin tarafı olmayan diğer davalı Ekrem tarafından hileyle elinden alınıp, başkasına resmi sözleşmeyle satılması olgusuna ve böylece iyi niyetli zilyet sıfatına dayanarak eldeki davayı açmış; akidi olmayan davalı Ekrem'in bedelden müteselsilen sorumlu tutulması yönündeki istemini de, haksız mı niteliği taşıdığını ileri sürdüğü bu olguya (iyi niyetle zilyetliği altında bulundurduğu malın, hileyle elinden alınmasına) dayandırmıştır.
Gerçekten de, davalı Ekrem'in, anılan aracı, akrabası olduğu dosya kapsamından anlaşılan davacıdan geçici bir süreyle kullanıp iade edeceğini bildirerek ve davacıyı buna inandırarak almasına rağmen, iade etmeyip kendi adına tescil ettirdikten sonra başkasına satması, davacıya karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir.
Belirtildiği üzere, eldeki davanın açılma nedeni, aracın davacı elinden bu şekilde alınmış olmasıdır.
O halde, davalı Ekrem, satıcı durumunda olan ve hakkındaki kabul hükmü kesinleşmiş bulunan davalı Muzaffer ile birlikte, haksız fiil faili olarak satış bedelinden davacıya karşı müteselsilen sorumlu tutulmalıdır. Buradaki müteselsil sorumluluğun hukuksal dayanağı, Borçlar Kanunu'nun 51. maddesidir. Anılan yasa hükmüne göre, birden çok kişinin, aynı kişiye karşı haksız fiil, sözleşme gibi çeşitli nedenlerle sorumlu bulunduğu (birden çok sebebin bir arada bulunduğu) durumlarda, bunlar hakkında, bir zararın doğmasına birlikte neden olanlar hakkındaki hükümler uygulanır.
Hal böyle olunca, yerel mahkemenin aynı yöndeki direnme kararı yerindedir. Ancak, davalı Ekrem'in esasa yönelik temyiz itirazları özel dairece incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme hükmü yerinde görüldüğünden, davalı Ekrem'in esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 5.11.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy