(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 388, 389) (YCGK 26.12.2001 T. 2001/4-1148 E. 2001/1184 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tazminatdavasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.03.2002 gün ve 2001/652-2002/162 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.11.2002 gün ve 7509-12329 sayılı ilamı ile;
(... Dava, basın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğramasından doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiştir.
Davacı, Hürriyet Gazetesinin 1.3.2001 günlü sayısında, davalılardan Emin Çölaşan tarafından Gocunma mı Yoksa Para mı? başlıklı yazıda; isminin başına (İ) yazılarak küfür anlamı verildiğini, isminden gocunduğunun belirtildiğini, ahlak dışı paralar kazanan, gayrimenkullerinden elde ettiği gelirinin vergisini vermeyen veya eksik veren, hesabı verilmeyecek bir servetin sahibi olan ve fakat bunları gözden saklayan kişi olarak gösterildiğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Mahkemece, dava konusu yazının davacıyı yermek,kamuoyu ve okuyucu nezdinde küçük düşürme amacıyla yazıldığı bu durumuyla kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçe olarak yazılmıştır. Davacı, iddiasında birkaç nedene dayanarak istemde bulunmuştur.Yerel mahkemece bu nedenlerin ayrı ayrı ele alınıp, hangi ifadelerin hangi nedenle saldırı oluşturduğu incelenip, gerekçesinin ayrıntılı olarak karar yerine yazılması gerekirken, iddialarla ilgili gerekçesi yetersizdir. Anayasanın 141/3 maddesi; mahkeme kararlarının gerekçeli olacağını hükme bağlamıştır. Bu yön gözetilmeden yetersiz gerekçe ile karar verilmesi yanlış olup, bozmayı gerektirmiştir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Mahkemece davacının dava dayanağı olarak ileri sürdüğü tüm nedenlerin irdelenip irdelenmediği, karar gerekçesinin yeterli ve yasal unsurları taşır nitelikte olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır. Bozma nedenine göre diğer hususlar incelenmemiştir.
Davacı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, davalılar Hürriyet gazetesi yazarı Emin Çölaşan ve Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.yi temsilen Doğan Yayın Holding A.Ş.dir.
Davacı vekili; dava dilekçesinde Hürriyet Gazetesinin 01.03.2001 tarihli nüshasının 5. sahifesinde yayımlanan ve davalılardan Emin Çölaşan tarafından kaleme alınan İsminden Gocunma mı yoksa para mı? başlıklı köşe yazısında yer verilen ifadeler nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek 20.000.000.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 01.03.2001 tarihinden itibaren yasa faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Dilekçe kapsamında yazının tümüne yer verilmiş ve açıklamalarda da yazınının tamamındaki ifade ve iddialar tazminat istemine dayanak alınmıştır.
Dava konusu, Hürriyet Gazetesinin 01.03.2001 tarihli nüshasının 5. sahifesinde yayımlanan İsminden Gocunma Mı Yoksa Para Mı? başlıklı haber yazı aynen:Sevgili okuyucularım, karşımda çok ilginç bir olay var. Bunu çoğu kimse elbette bilmiyor ama Ankara'da yaşayan büyük bir kesim işin farkında.Perde arkasında iki olasılık var.
1-Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olan şahıs, isminden gocunuyor.
2-Bu şahıs ismini fırsat biliyor ve durumu kişisel kazanca,para kazanmaya tahvil etmek istiyor.
Arkadaş ismi nedeniyle sürekli tazminat davaları açıyor.Ankara'nın bütün asliye hukuk mahkemelerinde bulunan dava dilekçelerinde,avukatı şöyle diyor;
Emin Çölaşan müvekkilimin ismini yazarken sürekli İ.Melih yazmaktadır.Bu şekilde yazmakla muradının ne olduğunu bütün Türkiye Bilmektedir.Müvekkilin ismi İbrahim Melih Gökçek'tir. Melih'in önüne getirdiği İ harfini IBNE anlamına gelecek şekilde kullandığı kamuoyunda bilinmekte ve konuşulmaktadır.
Adamın adı İbrahim Melih Gökçek imiş, ben İ. Melih diyerek onun ibne olduğunu ifade etmeye çalışıyormuşum.
Çok ayıp,insan böyle bir şey düşünür mü?
Adı İbrahim Melih Gökçek olduğu halde ismini kendisi de kısaltıyor. Pek çok belgeye İ.Melih Gökçekdiye imza atıyor, Ankara'ya astırdığı levhalarda İ.Melih Gökçekyazıyor. İşte, sadece bir tek örnek:
Belediye Yazı İşleri ve Kararlar Daire Başkanlığının 3 Kasım 2000 ve 5759 sayılı yazısının altında imzası var:
İ.Melih Gökçek.
Özür dilerim ama bu mantıktan gidersek,bu imzanın anlamıİbne Melih Gökçekolur mu? Elbette olmaz.
Şimdi bir düşününüz,örneğin ismi Mehmet Ali olan birini M. Ali, Ali İhsan'ı A. İhsan, ozanımız Nazım Hikmet Ran'ıN, Hikmet, hatta Mustafa Kemal Atatürk'ü pek çok yerde olduğu gibi M. Kemal diye yazdığınızda, bu isimler hakarete uğramış olur mu?
Eğer bizimkinin mantığı ile gidersiniz,olabilir.
Adam, gerçek ismi olan İbrahim Melih'i kısaltarakİ. Melihdiye yazanları mahkemeye verip yüz milyarlarca lira tazminat istiyor.
Oysa aynı ifadeyi imzalarında,levhalarda kendisi kullanıyor.
İ. Melih Gökçek.
O halde nedir bu hadise? yukarıda da değindiğim gibi,iki olasılık var. Ya isminden gocunuyor, ya da fırsattan yararlanıp bu durumu kişisel kazanca dönüştürmek istiyor.
Bence ikinci olasılık çok daha güçlü... Çünkü bugüne kadar mahkemelerde binlerce kişi aleyhine tazminat davaları açtığı ve istediği para miktarı, trilyonlara ulaşıyor. Bu dökümü de kendisine soruyorum. Hiçbir yanıt veremiyor. Çünkü bilanço korkunç.
Bu durumda ben de düşündüm ve kararımı verdim. Madem gocunuyor. Bundan sonra kendisinden ismini kısaltarak İ.Melih diye söz etmeyeceğim.
Böylece, o saplantısından onu kurtarmaya çalışacağım.
Bu şahsa bağlı olan bir belediye şirketi Ankara'da bir varakpare, bir gazetecik çıkarıyor. Bu nesne sokaklarda bedava dağıtılıyor. Ankara halkının cebinden çıkan paralar burada kişisel amaçlarla çarçur ediliyor.
Bu gazetecik, İbrahim'in hoşlanmadığı kişi ve kuruluşlara saldırıyor. Bir de her gün İbrahim'in alıp verdiği plaketleri yansıtıyor.
Ankara'da yaşayan okurlarımız bildiği için burada ayrıntılara girmeyeceğim.Bu gazetecikte geçenlerde bana sorular sordular...
Maaşım,evlerim,villalarım,kira gelirim vesaire neydi?..
Derhal ve noter kanalıyla yanıt gönderdim.Çiğ süt emmemiştim ki karnım ağrısın....
Ve hemen ardından,aynı soruları Hürriyet'in Ankara Eki'nde -geçtiğimiz Pazar günü-bu kez ben ona sordum.
Mal varlığı, kira geliri neydi vesaire...Aynen benim yaptığım gibi, yüreği yetiyorsa tıklayıp yazılı yanıt vermesini istedim.
Öyle ya, başkentin Belediye Başkanı bu soruları yanıtlamaktan kaçınır mı? Ama birkaç gündür bekliyorum. İ.Melih Gökçek'ten tık yok. Herhalde listesi çok uzundur da,o yüzden zaman alıyordur diye düşünüyorum.
Zannetmesin ki bu işin peşini bırakacağım. Bizim gazetenin Ankara eki kapandı, bu kez burada ve bütün Türkiye'nin önünde o sorularımın yanıtını isteyeceğim. Ayrıca başka sorularım da olacak. Biraz zorlaşacak ama olsun.
Ülkemiz ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. O kadar ki, trilyonlarla oynayan dev medya kuruluşları bile krizde. Gazeteciler işten atılıyor, tasarruf önlemleri alınıyor, ekrandaki bazı programlar yayından kaldırılıyor. Gazetelerin ekleri kapatılıyor. Devlet sürekli olarak tasarruf genelgeleri yayınlıyor.
Öbür yanda ise Ankara Büyükşehir Belediyesi İşte Başkan'ın Gazetesi sloganıyla, Belya isimli bir şirketine varakpare çıkartıyor. İbrahim Melih'in hoşlanmadığı kişi, kuruluş ve belediyelere saldırı aracı olarak kullanıyor, üstelik de 300 bin bastığını iddia ettiği, reklam geliri olmayan, ya da Belediyenin diğer şirketlerinden pompalanan bu varakpareyi Ankara'da bedava ve korkunç bir zarar karşılığında dağıtıyor.
Yakında trilyonlara ulaşması beklenen bu masrafa, bu harcamalara, bu savurganlığa devlet bütçesi bile dayanmaz. Bu para kamunun parası.
Ama bu işin hesabını soracak, Dur diyecek hiçbir yetkili kişi ve kuruluş ortada yok.
Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı ve Ankara Valisi bu durumu, oluk gibi akıp giden bu paraları görmüyorlar. Bu hadise gözlerinin önünde oluyor ama hiçbirinin aklına Ne oluyor, sen kimin parasını hangi amaçla sokağa döküyorsun? diye sormak gelmiyor. Türkiye işte böyle yönetiliyor. Şeklindedir.
Görüldüğü üzere davaya konu yazıda davacı hakkında bir çok ifade bulunmakta olup, sadece ismin İ.Melih şeklinde kullanılması ve buna ilişkin diğer ifadelerle sınırlı kalmamıştır. Özü itibariyle davacının maddi durumuyla ilgili tereddüt ve görevi nedeniyle yaptığı bir kısım uygulamalarla ilgili değerlendirmelere de yer verilmiştir.
Davacı vekili de yazının tümündeki ifadelere dayanarak, tazminat istemlerini ismin yazılış biçim ve amacı yanında,davalının müvekkilini ahlak dışı paralar kazanan, taşınmazlarından elde ettiği gelirlerin vergisini ödemeyen veya eksik veren, hesabı verilemeyecek bir servetin sahibi olan ve fakat bunları gözden saklayan kişi olarak göstermek istediği iddialarına da dayandırmıştır.
Mahkeme kararının gerekçe bölümünde ise aynen; Dava; Hürriyet Gazetesinin 1.3.2001 günlü sayısının 5 nci sayfasında İsminden Gocunmamı? yoksa para mı?başlıklı yazı içeriği ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu savına dayalı 20.000.000.000.lira manevi tazminatın 1.3.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan dayanışmalı surette tahsili isteğine ilişkindir.
Davacı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Davalı M.Emin Çölaşan davaya konu yazıyı kaleme alan kişidir. Diğer davalı A.Ş. ise yazının yayınlandığı gazetenin sahibidir. Davaya konu yazı aynen; (yukarıdaki haber-yazı metni aynen yazılarak) şeklinde kaleme alınmıştır.
Bu yazının içeriği davacı ile davalı yazar arasındaki kamuoyuna ve yargıya yansıyan ilişki ile birbirine bakış açısı ve dosyadaki emsal kararlar birlikte değerlendirildiğinde davaya konu yazının davacıyı yermek, kamu oyu ve okuyucu nezdinde küçük düşürmek amacıyla yayınlandığı ve onun kişilik haklarına saldırı oluşturan içerik ve nitelikte olduğu açıktır.
Bu tür ödencenin mamelek hukukuna ilişkin olmadığı ve zenginleşme araç ve amacı bulunmadığı gözetilerek mahkemece aşağıdaki şekilde karar verilmesi hukuka ve hakkaniyete uygun bulunmuştur. ifadelerine yer verilerek davanın kısmen kabulü ile 4.000.000.000 TL manevi tazminatın 01.03.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan dayanışmalı surette alınıp, davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin isteğin reddine, karar verilmiştir.
Davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Daire; Davacı, iddiasında birkaç nedene dayanarak istemde bulunmuştur. Yerel mahkemece bu nedenlerin ayrı ayrı ele alınıp, hangi ifadelerin hangi nedenle saldırı oluşturduğu incelenip, gerekçesinin ayrıntılı olarak karar yerine yazılması gerekirken, iddialarla ilgili gerekçesi yetersizdir. Anayasanın 141/3 maddesi; mahkeme kararlarının gerekçeli olacağını hükme bağlamıştır. Bu yön gözetilmeden yetersiz gerekçe ile karar verilmesi yanlış olup, bozmayı gerektirmiştir. Gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davalılar vekili temyize getirmiştir.
Öncelikle; Mahkeme kararlarının niteliği ve taşıması gereken unsurlar üzerinde durmakta yarar vardır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 ve Anayasanın 141. maddelerine göre mahkeme kararlarının gerekçe içermesi zorunludur.
Anayasamızın 141/3 maddesinde Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır hükmü yer almaktadır.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı ise 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde; Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,
2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,
3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,
4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolları,
5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Şeklinde ifade edilmiştir.
Aynı kural HUMK.nun 389. maddesinde de Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır. ifadelerine yer verilerek tekrarlanmıştır.
Açıklanan bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve emredici hükümlerden olup Kamu düzeni amacı ile vaz'edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak amacını taşımaktadır. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve barışını sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Hükmün açık ve net olması gereği hüküm sonucu ile sınırlı olmayıp, iddiaların tek tek ele alındığı, cevaplandırıldığı, hukuka ve yasaya aykırı bulunma ya da bulunmama nedenlerinin açıklandığı, yasal dayanakların gösterildiği, anlamaya ve denetime elverişli gerekçenin varlığını da gerektirir. Zira taraflar ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması halinde ancak, HUMK.nun 388. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek Anayasamız, gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da budur.
Bu genel açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında görülmektedir ki, mahkemenin kararı bu unsurları taşır nitelikte değildir. Eldeki davada davacının tazminat isteği, davalı yanca kaleme alınıp yayımlanan köşe yazısının tümüyle ilgili olmakla birlikte yazı içeriği birden fazla iddia ve buna ilişkin değerlendirmelerden oluşmaktadır. Bunların hangilerinin varit olduğu, hangilerinin olmadığı dayanakları ve delilleri ile birlikte; yine kısmen hükmedilen tazminatın da yazıda hukuka aykırı bulunan hangi iddialarla ilgili ve hangi yasal temele dayandığı konusunda kararın gerekçe bölümünde yeterli açıklık bulunmamaktadır. Kararın gerekçe bölümünde mahkemece kullanılan Bu yazının içeriği davacı ile davalı yazar arasındaki kamuoyuna ve yargıya yansıyan ilişki ile birbirine bakış açısı ve dosyadaki emsal kararlar birlikte değerlendirildiğinde davaya konu yazının davacıyı yermek, kamuoyu ve okuyucu nezdinde küçük düşürmek amacıyla yayınlandığı ve onun kişilik haklarına saldırı oluşturan içerik ve nitelikte olduğu açıktır. Şeklindeki ifade, iddiaların tek tek ele alınıp değerlendirilmesi gereğinden ve iki tarafın, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, şeklinde yasada ifade olunan şekilden uzak genel bir açıklama niteliğindedir. Zira, karardaki tarafların ilişkileriyle ilgili açıklama ve dayanılan emsal kararlar sadece yazıda yer alan İ.Melih yazım şekliyle ilgili olup, yazının tazminat istemine dayanak gösterilen diğer bölümleriyle ilgili açık bir değerlendirme ve bu değerlendirmenin dayandırıldığı delillere ilişkin bir açıklama gerekçede yer almamaktadır. Sonuçta; kişilik haklarına saldırının olup olmadığının varsa hangi nedenlere dayandığının, bu nedenlerin hukuka uygunluğunun ve nihayet hükmedilen tazminat miktarının yerindeliğinin buna göre denetlenmesi kararın şu şekliyle olanaklı değildir ve yasanın aradığı anlamda bir gerekçenin varlığından söz edilemez.
Diğer taraftan, direnme kararında yazının bütünüyle tazminat davasına konu edildiği, hangi bölümü için ne kadar tazminat istendiğinin açıklanmadığı, mahkemece yapılan değerlendirmenin de bu nedenle yazının bütünü üzerinden olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de bu gerekçe de yasal değildir. Zira, eldeki dava, yazının bütününe dayanmakla içerdiği birden fazla olguya da dayandığından bu olgulara eşit oranda dayanıldığının, her biri için eşit oranda tazminat istendiğinin kabulü ve buna göre her birinin varit olup olmadığı ve varlığının kabulü halinde tazminatın bu orana göre takdiri gerekir (emsal nitelikteki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.12.2001 gün ve 2001/4-1148-1184 sayılı kararında bu husus açıkça vurgulanmıştır.)
Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, gerekçe içermeyen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 03.12.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy