(2330 S. K. m. 1) (743 S. K. m. 15, 16) (818 S. K. m. 43, 54)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kargı Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 17.7.2001 gün ve 1998/94, 2001/42 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.2.2002 gün ve 2001/11290 E., 2002/2145 K. sayılı ilamiyla, ( ...Dava 2330 Sayılı Yasa gereği ödenen tazminatın rücuan alınması istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş, karar davalı yanca temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre davalıların babası olan Ali trafik kontrolü yapan emniyet görevlilerini ateşli silahla yaralamıştır. Ancak adı geçen kişi akıl hastası olup temyiz kudreti yoktur. Ve bu kişi de emniyet kuvvetlerinin açtığı karşı ateş sonucu ölmüştür.
Temyiz kudreti bulunmayanların sebebiyet sorumluluğu ( objektif sorumluluk ) Borçlar Kanununun 54. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu fıkra hükmüne göre hakkaniyet gerekli kılıyorsa hâkim temyiz kudreti bulunmayan bir kimseyi kısmen veya tam olarak tazminata mahkûm edebilir. Anılan hükmün amacı sorumluluğun, hakkaniyet düşüncesi ile kusur sorumluluğu hali dışında genişletilmesi olup mümeyyiz olmayanın eyleminden hukuki bir sonuç doğmayacağı hakkındaki genel kurala bir istisna koymaktır. Gerçekten Türk Medeni Kanununun 15. maddesinin birinci fıkrası hükmü kural olarak mümeyyiz olmayanların haksız eylemleri nedeniyle sorumlu olmamalarını gerektirir. Fakat bu maddenin ikinci fıkrası bazı istisnalara işaret etmektedir. İşte BK.'nun 54. maddesinin birinci fıkrası hükmü, bu istisnalardan biri belki de en önemlisidir. Hâkim adaletin gerektirdiği yerde temyiz kudretinin bulunmamasından dolayı zarara sebebiyet verene isnadın kabul olmamasını bir kenara bırakabilecektir. Burada ona geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Her olayda zarara uğrayan kimsenin haksız eylemi işleyen gayri mümeyyizden tazminat isteyip isteyemeyeceği, olayı saran hal ve şartlara bakılarak tayin edilecektir. Bu hal ve şartlar arasında mümeyyiz olmayanın hürriyetinin doğurduğu özel tehlike, temyiz kudreti olmamasına rağmen belli bir kusurun varlığı, zarara uğrayanın olay sırasında zarar failine karşı davranışı ve öncelikle mümeyyiz olmayanın iktisadi gücünün büyüklüğü ile zarara uğrayanınki ile karşılaştırılması gösterilebilir. Eğer olayın mali bakımdan doğurduğu zarar mağdur yönünden hissedilir derecede, buna karşılık fail için de nispeten kolaylıkla yüklenebilir mahiyette ise mümeyyiz olmayan failin zararı tamamen veya kısmen tazmin etmesi adalete uygun olur. Zengin bir delinin, fakir bir adama verdiği zararı tazmin etmesi hakkaniyete birçok hallerde uygun düşer; ne var ki failin zengin, zarar görenin fakir olması her zaman 54. maddenin birinci fıkrası hükmünün uygulanmasını gerektirmez. Hâkim az önce değinilen diğer özel hal ve şartları, mümeyyiz olmayanın zarara uğrayan tarafından tahrik edilip edilmediğini, edilmişse derecesini, mümeyyiz olmayanın eyleminden dolayı başkasının, örneğin nezaretle yükümlü olan ev reisinin sorumlu tutulup tutulmayacağını, fiilin işleniş biçimini, mümeyyiz olmayanın eylemi işlerken içinde bulunduğu ruh haletini incelemeli ve sorumlu tutulabildiği takdirde bunun kapsamını tayin etmelidir.
Yerel mahkemece davaya konu eylemi yapan Ali'nin mali ve ekonomik durumu araştırılmadan Borçlar Kanununun 54. maddesi hükmünün tartışılması ve böylece eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü vekili, 4.11.1997 günlü polislerle girdiği çatışma sonucu ölen Ali'nin yaraladığı polislere 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun gereğince Emniyet Genel Müdürlüğü İntihap Encümeni Nakdi Tazminat Komisyonunun 18.6.1998 tarihli kararı ile nakdi tazminat ödendiğini, Hazine zararına sebep olan Ali'nin mirasçıları olan davalılardan 4.423.200.000 TL. Hazine zararının rücuan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalıların yaşları küçük olduğundan vasileri davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece dava reddedilmiş, hüküm özel dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, maktül Ali'nin olay sırasında temyiz kudretini haiz olmadığı anlaşılmaktadır.
MK. md. 15'e göre, temyiz kudretine sahip olmayan kimsenin fiilleri, kanundaki istisnalar saklı olmak üzere hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. MK. md. 14'e göre de, temyiz kudreti bulunmayan kimse fiil ehliyetine sahip değildir. MK. 16/III md. ise mümeyyiz küçük ve mahcurların haksız fıilden doğan zarardan sorumlu olduklarını hükme bağlamaktadır. Bu hükmün karşıt anlamından, temyiz kudretine sahip olmayan küçük ve mahcurların haksız fiil ( kusur ) ehliyetinin bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu söylenenlere uygun olarak haksız fiil sorumluluğunun genel şart ve unsurlarını düzenleyen BK. md. 41/1, failin hukuka aykırı bir fiille başkasına verdiği zarardan sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olmasını öngörmektedir. Bunun sebebi, haksız fül ( kusur ) sorumluluğunda kusurun, sorumluluğun kurucu şart ve unsuru olmasıdır. Ancak, MK. md. 15'in açık hükmünden anlaşıldığı üzere "kanuni istisnalar saklıdır." İşte bu istisnanın en önemlisi BK. md. 54'te düzenlenmiştir. Gerçekten, BK. 54/1. md. göre hakkaniyet gerektirdiği takdirde, hâkim temyiz kudretine sahip olmayan kimseyi başkasına verdiği zararın tamamını veya bir kısmını tazmine mahkkum edebilir. Şu halde, bu maddede kusur, sorumluluk için şart olmadığından, temyiz kudretinden mahrum olan kimselerin sorumluluğu, özel nitelikte bir sebep sorumluluğudur. Burada sorumluluk ilkesi, hakkaniyet düşüncesine dayanmaktadır. Fail ekonomik yönden zengin, zarar gören fakir ise, zarar göreni uğradığı zararla başbaşa bırakmak adalet duygularını sarsıp zedeleyeceği için, kanun koyucu burada genel ilkeden ayrılarak sebep sorumluluğunu öngörmüştür.
Hakkaniyetin sorumlu tutulmayı gerektirip gerektirmediğinde hiç kuşkusuz tarafların ekonomik durumu büyük önem taşır. Sadece "zenginlik" yeterli ölçü değildir. Somut olaydaki hal ve şartlara göre karar verilmelidir. Bu hal ve şartlar arasında mümeyyiz olmayanın hürriyetinin doğurduğu özel tehlike, temyiz kudreti olmamasına rağmen belli bir kusurun varlığı, zarara uğrayanın olay sırasındaki tutum ve davranışları göz önünde tutulmalıdır.
Somut olayda ( miras bırakan ) maktül Ali'nin temyiz kudretinin bulunmadığı Adli Tıp Kurumu raporu ile saptanmıştır. Öldüğünde cebinden beş milyon para çıktığı, rasçıları olan davalıların Bağ-Kur emeklisi dedeleri tarafından, onun da ölümüyle geliri olmayan anneleri tarafından bakıldıkları dosyadaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Maktûlün maddi yönden oldukça yoksul bir durumda olduğu belirlenmiştir. Bu durumda özel şart ve durumlar, temyiz kudretinden yoksun Ali'nin mirasçılarının davacı idareye hüküm tarihinde tazminat ödemesini haklı gösterecek nitelikte değildir. O halde direnme kararı yukarıda açıklanan gerekçeyle usul ve yasaya uygundur. Onanmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 5.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy