(743 S. K. m. 655, 25) (4721 S. K. m. 729) (2942 S. K. m. 11, 12, 19/12)
Dava: Taraflar arasındaki "zilyetliğin tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Halfeti Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 29.11.2001 gün ve 400 - 1144 sayılı kararın incelenmesi davalı Maliye Hazinesi tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.5.2002 gün ve 2422-3804 sayılı ilamı;
( ... Kadastro sırasında 86 ada 12 parsel sayılı 203595 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kumluk niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş; tespitin kesinleşmesi üzerine tapuya tescil edilmiştir. Davacı Müslüm Güneri taşınmaz üzerinde 300 Adet erik ağacını kendisi tarafından dikildiğini, zilyet olduğunu öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne taşınmaz üzerinde bulunan ağaçların davacı Müslüm Güneri tarafından dikilip yetiştirildiği ve davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece Halfeti İlçesi Çeken Mahallesinde kain 82 ada 12 parsel sayısı ile Hazine adına kayıtlı bulunan Birecik Barajı göl alanı içinde kalan taşınmaz üzerindeki 300 adet erik ağacının davacı Müslüm Güneri tarafından dikilip yetiştirildiği ve adı geçene ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. Bir davanın görülebilmesi için öncelikle dava şartlarından olan hukuki yararının aranması gerekir. Somut olayla ilgili olarak haksız zenginleşme sebebine dayalı tazminat istemli eda davası açılacak yerde tespit davası açılmasında davacının bu aşamada yararı yoktur. Bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken açıklandığı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Bu nedenle Hazinenin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava muhtesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Kadastro tespiti sırasında 86 ada, 12 parsel sayılı taşınmaz, kumluk niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş ve tespitin kesinleşmesiyle tapuya tescil edilmiştir. Davacı, taşınmaz üzerindeki 300 adet Erik ağacını kendisinin diktiğini, zilyet olduğunu ileri sürerek ağaçların kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçesiyle bozulmuştur.
Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin ( münasebetin ) var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır.
Tespit davası, HUMK'da açıkça düzenlenmiş değildir. Fakat, bazı tespit davalarını düzenleyen Özel Kanun hükümleri vardır ( MK.m.25; İİK.m.69, II, m. 72, m.89, III; HUMK.m.519; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri K.m.15, III.m.67, II; TK.m.58/a; 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt K.m.46; ).
Türk doktrininde, hukukumuzda tespit davalarının caiz olduğu hakkında tam bir görüş birliği vardır.
Tespit davasının işlevi, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti olup, bundan ileri gitmez. Bu tespit işlemi ( bölümü ) eda davalarında da vardır. Bundan başka, eda davalarının ikinci bir ( eda ) bölümü vardır ki, bu bölüm tespit davalarında yoktur. Bu nedenle, eda davası, aynı konudaki tespit davasını ( talebini ) da içeren geniş kapsamlı bir davadır. İşte bundan dolayı, tespit davası, eda davasının öncüsüdür.
Tespit davasının şartları
a ) Hukuki ilişki ( münasebet ) şartı: Hukuki ilişkiden maksat, bir kişi ile diğer bir kişi veya bir mal ( eşya ) arasında somut bir olaydan doğan hukuki ilişkidir.
b ) Hukuki yarar ( menfaat ) şartı,
Davacının hukuki ilişkinin hemen tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Her davada bulunması gereken hukuki yararın önemi kendisini özellikle tespit davasında gösterir.
Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır. 1 ) Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel ( halihazır ) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2 ) Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3 ) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen ( icraya konulamayan ) tespit hükmü, bu tehlikeyi kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Buna karşılık, görülmekte olan veya açılacak bir davada iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek konular için ayrı ( müstakil ) bir tespit davası açmakta hukuki yarar yoktur.
Eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Çünkü, eda davası sonunda verilen hüküm ile, aynı zamanda dava konusu hukuki ilişkinin var olup olmadığı da tespit edilir. Yargıtay'ın kararlı uygulamasına göre de, eda davası açmak mümkün ise, tespit davası açılamaz.
Eda davası açmak mümkün ise tespit davası açılamaz kuralının geçerli olabilmesi için, eda davası sonunda verilecek hükmün tespite ilişkin bölümü ile tespit davası sonunda alınacak tespit hükmü arasında, meydana getirdikleri kesin hüküm ( m.237 ) etkisi bakımından hiçbiri fark bulunmaması gerekir. Yani tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman, davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt: II. 2001 baskı s.1409-1448 ).
2942 sayılı Kanun 19/12 maddesinde "... Başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırılmasında, bina ve ağaçların 11 ve 12. maddeler uyarınca takdir olunan bedeli zilyedine ödenir..." hükmü yer almaktadır.
Somut olayda davaya konu taşınmaz hakkında kamulaştırma sahası içinde kalmasına karşın, Hazine adına tapuda kayıtlı olduğundan, kamulaştırma evrakı düzenlenmemiştir. Davacı, Hazine adına tapulu taşınmaz üzerindeki ağaçların kendisine ait olduğunu yani hukuki ilişkiyi tespit ettirmek istemiştir. Davacının ağaçların kendisine aidiyetinin tespitini istemekte hukuki yararı vardır. Çünkü davacının hukuki durumu tereddüt içindedir. Ağaçların bulunduğu zeminin davalı Hazine adına kayıtlı olması nedeniyle, bu dava sonunda alacağı tespit hükmü, daha sonra ağaçların bedeline ilişkin olarak açacağı eda ( bedel ) davasının öncüsü olacaktır.
Açıklanan olgular karşısında tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki bilgi ve belgelere göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davalı Maliye Hazinesinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, 2.4.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy