(3402 S. K. m. 9) (1086 S. K. m. 237, 440)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Antalya Kadastro Mahkemesinden verilen 11.4.2002 gün ve 2002/6-27 sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 20.12.2002 gün, 2002/7-1010 Esas, 1084 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi bir kısım davacılar vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Davacılar ve müdahil davacılar, davaya konu 229 parsel sayılı taşınmazın, 1975 yılında Orman Kadastro Komisyonunca Hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı gerekçesiyle Hazine adına tespit edildiğini, Tapulama Komisyonunca Hazineye bırakıldığını; taşınmazın esasen kendileri adlarına tapulu olduğunu, tapu kayıtlarının kapsadığı alanların Hazineyle ilgisi olmadığını, 1744 sayılı Yasanın 2. maddesinin orman rejimi dışına çıkarılan tapulu taşınmazların mülkiyetlerinin tapu maliklerine iadesini öngördüğünü; komisyon kararının iptaliyle tapuları kapsamında kalan taşınmazların adlarına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın 1942 yılında orman tahdidi içinde kaldığını, daha sonra 1744 sayılı Yasa uygulamasında Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığını, çıkarma işleminin kesinleştiğini; ormanların intifaının orman idaresine, mülkiyetinin Hazineye ait olduğunu; bu nitelikteki yerlerin tahdit dışına çıkartılmasıyla orman idaresinin intifaının kalktığını, intifasız Hazine mülkü olduğunu, bu nedenle tespitin yerinde olduğunu, davacıların dava konusu yerle hiçbir hak ve ilişkilerinin olmadığını, dayandıkları tapu kayıtlarının dava konusu yere ait olmadığını; Çamköy tapulaması sırasında başka parsellere revizyon gördüklerini ve hukuki kıymetlerini kaybettiklerini, çekişmeli yerin niteliği itibariyla zilyetliklerinin geçerli olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece verilen görevsizlik kararı 16. Hukuk Dairesince bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin olarak kurulan hüküm bu kez anılan Dairece, orman dışına çıkarılan ve tapu kaydı kapsamı dışında kalan bölümler için ve başka parsellere revizyon gören tapuların kapsamlarında kalan yerler için onanmış; Hazinenin temyizine konu olan kısımlar bakımından, araştırma, inceleme ve uygulamanın hükme yeterli olmadığı vurgulanarak bozulmuştur.
28.6.1995 tarihli bozma ilamındaki saptamalara göre somut olayda davacılar Mayıs 1325 tarih, 71 ila 80 ve 136 ila 141 numaralı tapu kayıtlarına dayanmışlardır. Tapu kayıtlarının paylı olması nedeniyle önceki malikler tarafından izaleyi şuyu davası açılmış, Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.1.1940 tarih, 15/1 sayılı kararı ile ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ve anılan kararda tapu kayıtlarının kapsadığı alanın 22.201.202 m2 olduğu belirtilmiş, dayanak tapu kayıtlarının miktarlarının çok düşük olduğu izaleyi şuyu kararı sonrasında oluşturulan 13.4.1944 tarih ve 118 nolu tapu kaydında miktarın, izaleyi şuyu kararında belirtilen miktara çıkartılarak tescil yapıldığı anlaşılmıştır. Öncelikle tapu kayıtlarının gerçek miktarlarının belirlenmesi ve tapu kaydındaki miktar artırılmasının yasal olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. Kayıt malikleri tarafından Hazine ile birlikte diğer paydaşlar aleyhine açılan dava ortaklığın giderilmesine ilişkindir. Ortaklığın giderilmesine ilişkin davalarda davacı ve davalı sıfatından söz edilemez. Davalı ortak olarak gösterilen kişiler aynı zamanda davacı sıfatı taşırlar. Bu husus davanın niteliğinden kaynaklanan bir özelliktir. Öte yandan davacılar tarafından miktar artırılmasına ilişkin olarak açılmış bir dava olmadığı gibi, mahkemece de miktarın düzeltilerek tapuya tesciline ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır. Mahkeme kararında arazi miktarının tapu kaydından fazla olarak belirtilmiş olması, tapu kaydında düzeltme yapmak için yeterli değildir. Bu nedenle tapu idaresince tapu kayıtlarındaki miktarın düzeltilerek tescil olunması yasal dayanaktan yoksundur. Hazine aleyhine usulen açılmış bulunan miktar düzeltilmesi davası bulunmadığına göre, bu karar Hazine yönünden HUMK. nun 237. maddesi gereğince kesin hüküm oluşturmaz. Kesin hükümden söz edilebilmesi için davanın tarafları konusu ve sebebinin aynı olması gerekir. Her iki davanın sebeplerinin ayrı olduğu açıktır. Bu nedenlerle kayıtların kapsamı belirlenirken kök tapu kayıtlarındaki miktarların esas alınması, kayıt kapsamlarının yukarda belirtilen tapu kayıtlarının ihdas tarihindeki miktarlarının gözönünde tutulması zorunlu bulunmaktadır.
Dava konusu taşınmazın 1744 sayılı Kanun uyarınca 1976 yılında orman dışına çıkarıldığı tartışmasızdır. Her olaya yürürlükte bulunduğu dönemdeki Kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi Orman sınırları dışına çıkarılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyet tekrar tapu sahiplerine intikal eder hükmünü taşımaktadır. Bu itibarla orman tahdidinin itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin öncelikle araştırılması gerekir. Zira orman sınırlamasına itiraz olduğu takdirde eski tapuya değer verilmesi söz konusu olamaz. Ayrıca, mahkemece davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının revizyon görüp görmediği Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulmamış, revizyon görmüş ise ilgili kayıtlar getirtilmemiş ve kayıtların kapsamları belirlenirken bu husus gözönünde tutulmamıştır. Tapu kayıtlarının uyması halinde ancak, sınırlarının niteliğine bakılmaksızın miktarları kadar arazi kayıt maliklerine verilebilir.
Yerel mahkeme ile Özel daire arasındaki uyuşmazlık, dava konusu 229 parsel sayılı taşınmazın 4.203.903 m2'lik bölümünün davacıların dayandıkları tapu kayıtları kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yerel mahkemece yukarıda aynen belirtilen 28.6.1995 günlü bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, mahallinde yeniden keşif yapılmış, sonradan düzenlenen maki tefrik haritası uygulanmıştır.
Yapılan keşifte, izaleyi şuyu sonucu oluşan 13.4.1944 tarih, 118 sırada kayıtlı tapu kaydının ifrazıyla oluşan davaya konu olan bölümü kapsayan 30.7.1968 tarih ve 7 nolu kayıt ve onun da ifrazı sonucu oluşan 30.7.1968 tarih, 8-120 sayılı tapu kayıtları uygulanmış, bu kayıtların kapsamlarında kalan yerlerin davacılar adlarına tesciline karar verilmiştir. Böylelikle bozma ilamına uyulmasına karar verildiği halde gereği yerine getirilmemiş, kök tapu kayıtları olan Mayıs 1325 tarih, 71 ila 80 ve Nisan 1330 tarih, 136 ila 141 numaralı tapu kayıtlarının ihdas tarihlerindeki sınırlarına ve miktarlarına göre kapsamlarının tayini yoluna gidilmesi gerektiği halde tedavüller ve ifrazları sonucu oluşan tapular uygulanmak suretiyle uyuşmazlık konusu bölümün davacılar adlarına tesciline karar verilmiş olmaktadır. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildiği halde, bozma ilamında öngörülen hususlar aynen yerine getirilmemiştir.
Mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılış hak doğar. Yani bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen, bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir.
Mahkemece, açıklanan yön gözetilmeksizin, yapılan uygulama ve bilirkişi incelemesinin bozmaya uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan ve düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurulu ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK'nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiçbirisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 3506 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin b-1 fıkrası hükmüne göre takdiren (86.000.000) lira para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına, 12.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy