(743 S. K. m. 581, 629, 630)
Taraflar arasındaki "tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ürgüp Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 30.3.2001 gün ve 1999/315-2001/77 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 14.2.2002 gün ve 1187-1301 sayılı ilamı ile; (...Davacı, uyuşmazlık konusu taşınmazın MK.nun 639/1. maddesi uyarınca adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesi savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalılardan Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma noksandır. Dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığının Tapu Sicil Müdürlüğünden, kadastro çalışmalarının yapılıp yapılmadığının Kadastro Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi gerekmektedir. Yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre taşınmazın çevresinde mera arazileri yer almaktadır. Ayrıca davacının meraya tecavüz suçundan dolayı Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve sonuçta mahkum olmuştur. Bu durumda, dava konusu taşınmazın mera yönünden de, incelenmesi gerekir. Bu maksatla taşınmazın bulunduğu yerde kadim ve tahsisli mera olup olmadığının araştırılması, varsa mera tahsis kararı ile buna dair haritanın getirtilerek taşınmaz başında yapılacak keşifte yerine uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların meralardan istifade etmeyen komşu köyler halkı arasından seçilip, HUMK.nun 259. maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilerek, dava konusu taşınmazın öncesinin mera niteliğinde ve meralardan elde edilen yerlerden olup olmadığının sorulup belirlenmesi, kamu davasına ait Sulh Ceza Mahkemesi dosyasının getirtilip, uyuşmazlığın çözümünde göz önünde tutulması, ondan sonra sonucuna göre hüküm tesisi gerekir. Davalılardan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerindedir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı Hazine vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili, Ürgüp, Şahinefendi Köyü, Alapusay Mevkiinde bulunan taşınmazı imar ve ihya ederek 1972 yılından beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla zilyet ve tasarruf ettiğini, zilyetlikle iktisap koşulları oluştuğundan adına tescile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, taşınmazın zilyetlikle iktisaba elverişli olmadığını, davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak kurulan karar, Özel Dairesince yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Hemen belirtilmelidir ki, iştirak halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
Medeni Kanunun 629-631 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural Medeni Kanunun 629. maddesinde (...ortaklardan her birinin hakkının o eşya bütününe yaygın olacağı...) biçiminde açıklanmıştır. İştirak halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya iştirak halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etme zorunluluğu vardır.
Medeni Kanunun 630/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği Ne var ki davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir.(11.10.1982 tarih, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda, davacı tanığı Kuddusi T. taşınmazın 1965 yılından itibaren davacı tarafından kullanıldığını, daha öncesinden de babasına ait olduğunu söylemiştir. Yine davacı tanığı Mehmet Atak, davaya konu yerin babası ve daha sonra davacı tarafından kullanıldığını ifade etmiştir.
Bu durumda taşınmaz üzerinde iştirak halinde mülkiyetin söz konusu olması ve dava dışı başka ortaklar bulunması ihtimali mevcuttur. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması yada miras şirketine Medeni Kanunun 581. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekir. Davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir.
Yukarıda açıklanan gerekçeyle Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 19.02.2003 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy