(1086 S. K. m. 185/2, 429) (743 S. K. m. 639)
Taraflar arasındaki "tapu iptali, tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Altınözü Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.3.2002 gün ve 233-62 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.5.2002 gün ve 3685-4158 sayılı ilamı ile; (... Davacı Mehmet E., uyuşmazlık konusu 596 parsele ait davalı tapusunun iptal edilerek adına tapuya tescil edilmesini istemiştir.
Davalı Semih E., davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı Mehmet E. tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının, Altınözü Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonucunda yerel mahkemece ittihaz olunan davanın reddine ilişkin 25.04.2001 gün. 2000/245 Esas. 2001/100 Karar sayılı hüküm davacının temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 20.09.2001 gün, 2001/5509 ile 6285 Esas-Karar sayılı ilamı ile "...davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi isabetsizdir..." gerekçesiyle kesin olarak bozulmuştur. Bozma ilamına uyulduktan sonra yeniden delil toplanılması cihetine gidilmiş, gösterilen davalı tanıkları dinlenilmiş, deliller değerlendirildikten sonra davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulduktan sonra davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yeniden delil toplanılması yoluna gidilmesi, usul ve yasaya aykırıdır. Zira Yargıtay bozma ilamına uyulduktan sonra davacı taraf yararına usulü müktesep hak doğar. Uyulan kesin bozma doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, zilyetlik ile mülk edinme savına dayalı tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir.
Davacı, dava konusu taşınmazı babası Abdülhadi'den satın aldığını, 40 yıldır zilyet olduğunu, yanlışlıkla eski gayriresmi eşi olan davalı adına kaydedildiğini savlayarak taşınmazın tapusunun iptali ile kendi adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, ilk bozmaya kadar duruşmaya gelmemiş, cevap vermemiş, ilk bozmadan sonra duruşmalara katılıp, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, dava konusu taşınmazın davalıya gelin hakkı olarak verildiği ve davacının da uzun süre tespite itiraz etmediği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kurduğu hüküm, Özel Dairece; "dava, tanık sözleri ile kanıtlanmış bulunduğundan, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle kesin olarak bozulmuştur.
Yerel mahkeme bozmadan sonra, Özel Dairenin bozma kararına uyulmasına karar vermiştir.
Bu aşamada davalı vekili tanık dinletmek istemiş, davacı asıl ise buna muvafakat etmiş, dinlenen tanıklar dava konusu taşınmazın davacının annesine ait olduğunu, davacının annesi adına kullandığını ifade etmişler, davacı asıl da tanık beyanlarının doğru olduğunu ifade etmiş, bunun üzerine mahkeme bozma kararına uyulduktan sonra ortaya yeni bir hukuki durumun çıktığını, bu hususun dikkate alınması gerektiğini bildirerek, davanın reddine ilişkin hüküm kurmuş, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle karar ikinci kez bozulmuştur.
Bilindiği üzere, bir davada, mahkemenin veya yanların yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine ve diğeri aleyhine doğmuş ve buna uyulması zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilir.
Örneğin, bir yanın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, bilirkişi raporuna itiraz eden yan lehine usuli kazanılmış hak doğar. Hakimin bir tarafa resen yemin teklif etmesiyle o taraf lehine usuli kazanılmış hak doğar. Aynı biçimde mahkemenin Yargıtay bozma ilamına uyması ile bozma kararı lehine olan yan bakımından kazanılmış hak doğar.
09.05.1960 gün ve 1960/1-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi; "Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nda, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir hüküm yok ise de, Yargıtay'ın bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma amacıyla kabul edilmiş olması yanında, hukuksal anlamda istikrar amacına ulaşmak isteğinin kabul edilmiş bulunması bakımından, usule ait kazanılmış hak kurumu, Usul Yasasının dayandığı ana esaslardandır ve Kamu düzeni ile de ilgilidir. Esasen, hukukun kaynağı sadece yasa olmayıp, yargısal içtihatlar dahi hukukun kaynağı olduğundan, söz konusu usuli kazanılmış hak için kanunda açık hüküm bulunmaması, onun kabul edilmemesini gerektirmez.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir.
Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur.
Buna göre, Yargıtay'ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek, direnme kararı veremez, bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak, yada gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.09.1982 gün ve 1982/7-1798-785 sayılı ilamı, Hukuk Genel Kurulunun 04.01.1969 gün ve 1969/8-455-6 sayılı ilamı). Aynı biçimde mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra, bu durum lehine olan yan yararına usuli kazanılmış hak doğmuştur. Bu kazanılmış hak yeni bir hükümle ortadan kaldırılamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.09.1971 gün ve 1975/8-433-510 sayılı ilamı, Hukuk Genel Kurulu'nun 04.05.1979 gün ve 1979/7-91-430 sayılı ilamı).
Yargıtay'ın yaygınlık kazanmış uygulamasına göre; bozma kararına uyan mahkemenin, yanlar yararına doğmuş olan usuli kazanılmış hakkı ortadan kaldıracak biçimde yeni delil toplayıp yine bozmadan önceki hükümle aynı yönde karar vermesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olacağı, diğer bir söyleyişle, bozma ilamında eksik inceleme yapıldığı yönünde bir belirleme yapılmayıp, dosyadaki mevcut delil durumuna göre, bozma yapılması ve mahkemenin bu bozma ilamına uymasından sonra, artık yapılması gerekenin bu bozma ilamında işaret edilen yönde hüküm kurulması olduğu ifade edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 25.02.1983 gün ve 1980/2-1232 - 1983/179 sayılı ilamı).
Usuli kazanılmış hak kurumu, usul hukukunun vazgeçilmez, düzen ve istikrarı koruyan temel kurallarından olup kamu düzeni ile ilgilidir.
Somut olayda; mahkemenin tapu iptali ve tescil davasının reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece "dinlenen tanıkların sözleri ile kanıtlanmış bulunan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuş, mahkeme ise, bozmadan sonraki ilk oturumda "bozma ilamına uyulmasına" karar vermiştir. Ne var ki, davalı vekili bu aşamada tanık listesi ibraz ederek tanıklarını dinletmek istemiş, hakim davacıdan sorduğunda davacı; davalının tanık bildirmesine ve dinletmesine muvafakat ettiğini imzalı olarak beyan etmiştir.
Dinlenen davalı tanıkları dava konusu taşınmazın davacının annesi Fatma E.'e ait olduğunu, davacının annesi adına kullandığını bildirmişler, davacı ise önceki beyanlarının açıkça tersine olarak biçimde, bu tanık beyanlarının doğru olduğunu ve kendisinin davayı annesi adına açtığını imzalı beyanı ile duruşmada ifade etmiş, mahkemede, davacının annesinin hayatta olması nedeniyle davacının annesi adına dava açamayacağından bu kez husumet nedeniyle reddine karar vermiştir.
Burada önemle belirtelim ki, davacının dava dilekçesinde ve yargılama aşamalarında ileri sürdüğü iddiasından dönmesi için makul bir gerekçenin olması gerekir.
Davalının bozmadan sonra tanık dinletme isteği konusundaki beyanı davacıya sorulduğunda, bu hususun davanın sonucuna etkili olabilecek esaslı bir işlem olduğu özellikle kendisine açıklanmalıdır.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, bozma kararına uyulmasına açıkça karar verilmesi ile taraflardan birisi yararına usule ilişkin kazanılmış hak doğar. Bundan sonra mahkemenin yapacağı iş, bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak ve gerekli kararı vermekten ibarettir. Kural olarak hakim ara kararından dönebilirse de, bozmaya uyulmasına ilişkin karar, bunun istisnalarındandır. Diğer bir anlatımla, bozma kararına uyan mahkeme, bununla bağlıdır. İster aynı oturumda, ister daha sonraki oturumlarda olsun, bundan dönerek eski hükümde direnemez. Verilen karar direnme kararı değil yeni bir karar niteliğindedir. Yargıtay inançları ile kabul edilmiş olan usuli kazanılmış hak kurumunun kamu düzeni düşüncesi ile getirilmiş bazı istisnaları da vardır. Bunlar; aynı konuda yasa değişikliği, yeni bir İnançları Birleştirme Kararının çıkması, dayanılan yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi, görev ve kesin hüküm gibi hususlar olup, mahkemenin gerekçesi, bu ayrık hallerden değildir.
O halde, mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda işlem yapmak gerekirken doğan usulü kazınılmış hakka aykırı biçimde verilen karar usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma ilamında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 5.2.2003 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy