(1475 S. K. m. 13, 17)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 2. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.12.2001 gün ve 213-1063 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.10.2002 gün ve 3555-19196 sayılı ilamı ile;
(...Hizmet akdinin feshedildiği tarihte işyerinde yürürlükte bulunan, 01.03.1999-29.02.2001 yürürlük süreli Toplu İş Sözleşmesinin işten çıkarmanın sonuçları, iş güvencesi başlıklı 31. maddesinin ikinci fıkrasında Toplu İş Sözleşmesinin kapsamı, içindeki işyerlerinde çalışan üyelerimiz haksız nedenlerle bireysel yada toplu şekilde işten çıkarılamazlar. 1475 sayılı yasanın 17/2. maddesine istinaden işten çıkarılmalarda Disiplin Kurulu kararı alınması zorunludur kuralına yer verildikten sonra üçüncü fıkrada ancak disiplin kurulu kararı alınmaksızın haksız nedenlerle işten çıkarılan her işçiye işveren toplu sözleşme ve yasalardan kaynaklanan haklardan başka ve ayrıca (12) aylık maaş tutarında iş güvencesi ödeneği ödemeyi kabul eder. Bu ödeneğin hesabında, işçinin 1 aylık giydirilmiş maaşı esas alınacaktır. denilmektedir.
Davacı işçi, sözleşmenin bu hükmüne dayanarak hizmet akdinin haksız feshedilmiş olması nedeniyle alacak isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece makul ve meşru sebeplerin bulunması halinde işverenin fesih hakkının tamamen ortadan kaldırılamayacağı buna aykırı düzenleme içeren Toplu İş Sözleşmesi hükmünün geçerli olamayacağı gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, makul ve meşru sebeplerin bulunması halinde işverenin İş Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca fesih hakkının ortadan kaldırılamayacağına ilişkin mahkemenin değerlendirmesi isabetlidir. Ne var ki, Toplu İş Sözleşmesinin anılan düzenlemesinde işverenin fesih hakkı tamamen ortadan kaldırılmamış, sadece sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan davalı işveren cevap dilekçesinde davacının işyerinde çalışma düzenini bozucu amirlerine karşı olumsuz davranışları nedeniyle hizmet aktine son verildiğini açıkça belirttiğine göre, ortada işçinin verimsiz çalışması, sağılık durumunun elverişsiz olması ya da işyerinin ekonomik durumu gibi makul ve meşru bir sebebin varlığından da söz edilemez.
Bu durumda davacının iddiasında haklı olduğu kabul edilmelidir.
Bu konuda ayrıca belirtmek gerekir ki, söz konusu düzenleme cezai şart niteliğinde olduğundan Borçlar Kanunu'nun 161/son maddesi uyarınca bir değerlendirmeye tabi tutmak suretiyle istek hüküm altına alınmalıdır. Mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, iş güvencesi tazminatının ödetilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, hizmet aktinin haksız feshedildiğini ileri sürerek işyerinde uygulanmakta olan Toplu İş Sözleşmesinin 31/3. maddesinde öngörülen iş güvencesi tazminatının ödetilmesini istemiştir.
Mahkemenin, makul ve meşru nedenlerin bulunması halinde işverenin fesih hakkının tamamen ortadan kaldırılamayacağı, buna aykırı düzenleme içeren Toplu İş Sözleşmesi hükmünün geçerli olamayacağı, davacının hizmet aktinin verimsiz çalışması, vasıfsız elemana ihtiyaç kalmaması nedeniyle makul ve meşru sebeple fesh edildiği gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar yukarıda açıklanan nedenle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Meşru ve makul nedenlerin bulunması halinde işverenin 1475 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca fesih yetkisi kısıtlanamaz. İşçinin verimsiz çalışması, sağlık durumunun elverişsiz olması ya da işyerinin ekonomik durumu makul ve meşru nedenler olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenlerden birinin varlığı halinde işveren ihbar ve kıdem tazminatını ödemek suretiyle işçinin hizmet aktini feshedebilir. Ne var ki, makul ve meşru nedenlerin varlığını davalı işveren kanıtlamalıdır. Aksi halde işçi, iş güvencesi tazminatına hak kazanır.
Somut olayda, davacının hizmet akti kıdem ve ihbar tazminatları verilerek feshedilmiştir. Davalı işveren cevap dilekçesinde, davacının işyerinde çalışma düzenini bozucu, amirlerine karşı olumsuz davranışları nedeniyle hizmet aktine son verildiğini belirtmiştir. Bu durumda ortada meşru ve makul bir nedenin varlığından söz edilemez.
Öte yandan, işverenin makul ve meşru nedenin varlığı hususunu delil ibraz etmek suretiyle kanıtlayamadığının göz önünde tutulmaması da isabetsizdir.
O halde mahkemece, davacının iddiasında haklı olduğu kabul edilip, cezai şart niteliğinde olan iş güvencesi tazminatının Borçlar Kanununun 161/son maddesi uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak isteğin hüküm altına alınması gerektiğine değinen ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 12.03.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy