(1475 S. K. m. 13, 14, 35)
Taraflar arasındaki "tazminat ve alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 18.7.2002 gün ve 2001/2304 E.- 2002/344 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 31.3.2003 gün ve 2002/20420-2003/5397 sayılı ilamı ile; (...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davalının temyizine gelince;
Davalı davacının çalışması sonucu tüm alacaklarının ödendiğini ve bu konuda davacının ibraname verdiğini savunmuştur. Mahkemenin kabul ettiği şekilde miktar yazılı ibranameler makbuz niteliğinde sayılır. İşçilik alacakları kalem kalem sayılan fakat miktar belirtilmeyen ibranameler de dairemizin yerleşik uygulamasıyla kabul edilmektedir.
Dosyadaki ibraname davacıya gösterilerek diyecekleri sorulup imzasını inkar ettiği takdirde gerekli inceleme de yaptırılarak sonucuna göre davacı isteklerinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Taraf vekilleri
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, ekonomik kriz bahane edilerek iş akdine son verildiğini, işçilik alacaklarının bir kısmının eksik, bir kısmının ise hiç ödenmediğini, ihbar, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil gündeliklerinin ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının tüm hak ve alacaklarının ödendiğini, bu nedenle ibraname verdiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuş; yerel mahkemece ibraname geçersiz olduğundan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm özel dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuş; yerel mahkemece, ibranamede miktar belirtilmediği için geçersiz olduğu gerekçesiyle ilk kararda direnilmiştir.
Uyuşmazlık, ibranamenin geçerli olup olmadığı noktasındadır.
Kanunlarımızda düzenlenmemiş olduğundan öncelikle "ibra" kavramını açıklamakta fayda bulunmaktadır. "Alacaklının alacak hakkından vazgeçmesine ve bu suretle borçlunun borçtan kurtarılmasına ilişkin bulunan akde ibra denir." Alacak hakkı alacaklının tek taraflı bir vazgeçme beyanı ile sona ermez. (Tekinay/ Akman/Burcuoğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, sh: 985) İbra sözleşmesinin kurulması içinde icap, kabul ve bu iki irade beyanı arasında uygunluk bulunması zorunludur. Ancak borçlunun ibrayı kabul iradesi daima zımnen açıklanmaktadır. Alacaklının irade beyanı kendisine vardığı ve bundan bilgi edindiği halde uygun bir süre içinde sesini çıkarmayan borçlunun Borçlar Kanunu 6. madde kıyasen uygulanmak suretiyle ibraya razı olduğu kabul edilmelidir. İbra sözleşmesinin geçerli olması için ise sadece tarafların bir sözleşme yapmaları ve tarafların bu sözleşme ile alacağı sona erdirmeyi istemeleri yeterlidir. (K. Tunçomağ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul 1969, sh: 681 vd.).
"İbra" İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde "Borç münasebetinin kurulması için bir şekil gerekli bulunmuş veya akdin taraflarınca kararlaştırılmış olsa bile, bir alacak ibra yolu ile veya kısmen şekilsiz olarak ortadan kaldırılabilir." şeklinde düzenlenmiş ise de bizim kanunumuza alınmamıştır. Ancak bu hukukumuzda uygulanmadığı anlamına gelmez, uygulamada sıkça karşılaşılmakta ve Yargıtay kararlarında da yerini bulmaktadır.
İbra ile makbuzu birbirine karıştırmamak gerekir. İşçiye yapılan ödemeleri miktarı ile gösteren ve ibraname adı altında düzenlenen belgeler makbuz niteliğinde kabul edilir ve eksik kalan miktar var ise bu kısım göz önünde bulundurulur. Hukuk Genel Kurulunun 17/3/1978 gün 1977/10-26 E., 1978/250 K. sayılı kararında bu durum hüküm altına alınmıştır.
İşçi iş akdi sona erdikten sonra hür iradesi ile tüm işçilik alacaklarını açık ve ayrıntılı olarak yani kalem kalem göstererek aldığını belirtmiş ise miktar yazılı olmasa bile işvereni ibra etmiş sayılır. Burada işverenin baskısından söz edilemeyeceğinden iş hukukunun genel prensibi olan işçi lehine uygulamaya ters düşen bir durum bulunmamaktadır.
Ancak ibra belgesine ilişkin savunma, onun kapsadığı alacağın zaten olmadığı, yani söz konusu işçilik alacağına hak kazanmadığı şeklindeki savunmayla bağdaşamaz. Doğmadığı savunulan bir hakkın ibrasından söz edilemez. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 10.1.1962 tarih, 4/35 E., 3 K. sayılı ilamında " Davaya esas olan alacağın ödenmesi gerekmediğinin ileri sürülmesi halinde davalının, kural olarak ibra savunmasında bulunamayacağı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile özel dairelerin kökleşmiş içtihatlarındandır..." hükmüne yer verilmiştir.
Oysa somut olayda davalı işveren şirket savunmasında dayandığı ibranamede "fazla mesai ücretinin davacıya ödendiği" yazılı ise de; mahkemeye ibraz ettiği tarihsiz yazıda "iş yerlerinde fazla mesai uygulaması bulunmadığı" ibaresine yer vermiştir. Buradaki her iki savunma birbiriyle bağdaşmaz ve işverenin ibranameye dayanmasına hukuki bir değer verilemez.
Bu nedenle yerel mahkemenin direnme kararı sonucu itibarıyla usul ve yasaya uygun bulunmaktadır.
Ne var ki, özel dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları bozma nedenine göre incelenmemiş olup, dosyanın davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için özel daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için 9. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE 17.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy