(2709 S. K. m. 35) (4721 S. K. m. 683)
Dava: Taraflar arasındaki "Meni Müdahale" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Serik Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.12.2002 gün ve 2001/169-2002/748 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 9.4.2003 gün ve 3468-4230 sayılı ilamıyla;
( ... Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, niza konusu 231 parsel nolu taşınmazın maliki olduğunu, 3091 sayılı Yasa uyarınca 17.04.2000 gün 8 nolu kararla bu taşınmazın 415 m2'lik kısmından, 07.02.2001 tarihli kararla da 80 m2'lik kısmından men edildiğini belirterek, davalı Hazine'nin elatmasının önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ise, davacı parseline kendilerinin elatmalarının olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Dosya arasında bulunan belgelerden de anlaşıldığı gibi; davacının 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanuna göre dava dışı S.T.'nin tecavüzünün önlenmesi için Serik Kaymakamlığına yaptığı başvuru üzerine S.T.'nin nizalı yerden men'ine ve ( davacı bu yeri Hazine'ye ecrimisil ödeyerek kullandığından ) taşınmazın 17.4.2000 gün ve 8 sayılı kararla Mal Müdürlüğüne teslimine denilmiş, keza tecavüzün devam etmesi üzerine, bu defa 7.2.2001 gün ve 9 sayılı men kararı ile aynı kişinin nizalı taşınmazdan men'ine, taşınmazın Hazine arazisi olması nedeniyle Hazine adına Serik Mal Müdürlüğüne teslimine karar verilmiş, bu kararlara karşı idare mahkemesinde açılan dava temyiz aşamasından geçerek kesinleşmiştir.
Yapılan bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, davalı Hazine tarafından davacının 3091 sayılı Yasaya göre taşınmazdan el çektirilmesine dair bir başvurusu yoktur, ayrıca eylemli olarak davacı taşınmazına elatması da bulunmayıp böyle bir iddia da ileri sürülmemiştir. Sonuç olarak, davalı Hazine ise eylemli olarak nizalı taşınmaza elatmamış, ayrıca hak iddia ederek de muaraza çıkarmamıştır. Sadece 3091 sayılı Yasa uygulaması sırasında zeminde ölçüm sırasında yanlışlık yapılmış, davacının 3091 sayılı Yasaya göre men'ini isteyen ve Hazine taşınmazını ecrimisil karşılığı kullanan dava dışı O.T.'nin bu yeri belirlenirken ölçüm hatası sonucu sınırda bulunan davacıya ait 231 nolu parselin bir kısmı da idari men kararı kapsamına alınmıştır. Burada davalı Hazine'nin bir katkısı bulunmamaktadır. Davacının yapacağı, aleyhine idari men kararı alan kişi hakkında elatmanın önlenmesi davası açıp varsa çaplı yere ait müdahalesini önlemektir.
Yapılan tüm bu açıklamalara göre, davalı Hazine hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olmadığı gibi, kabule göre de davalı Hazine olup Harçlar Yasasının 13/J bendine göre harçtan muaf olduğu halde kararda harca hükmedilmesi doğru olmadığından yerel mahkeme kararının HUMK'nın 428. maddesi gereğince bozulmasına... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacı, yanlış ölçüm ve hatalı değerlendirme sonucu kaymakamlıkça verilen men kararı ile mülkiyeti kendisine ait 231 nolu parselin bir kısmını kullanmasının engellenerek, bu yerin Maliye Hazinesine teslimine karar verildiğini ileri sürerek, haksız olarak yapılan elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı, taşınmaza eylemli olarak elatmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin davalı Maliye Hazinesinin elatmasının önlenmesine ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle, Maliye Hazinesinin dava konusu yere eylemli olarak bir elatmasının bulunmadığı gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece davalı Maliye Hazinesinin davacının mülkiyet hakkına elatmasının mevcut olduğu gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.
Uyuşmazlık; dava konusu taşınmaza eylemli olarak bir elatması bulunmayan Maliye Hazinesinin 3091 sayılı Kanuna göre infazı yapılan taşınmazı teslim almakla, hukuki bir elatmada bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosya kapsamına göre, davacı S.'nin maliki olduğu çaplı taşınmazını kullanırken, Hazine'ye ecrimisil ödeyerek köy boşluğu niteliğindeki komşu arazide zilyet olan O.'nun şikayeti üzerine, kaymakamlıkça 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'a göre açılan soruşturma sonucunda, davacının köy boşluğu niteliğindeki yerden men edilirken yapılan hatalı ölçüm sonucu, mülkiyeti kendisine ait çaplı taşınmazının bir kısmından men edildiği ve bu taşınmazın Hazine'ye teslimine karar verilerek, kararın infaz edildiği, bu nedenle de davacının mülkiyeti kendisine ait taşınmazın bir bölümünü kullanamaz hale geldiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, çap iptale kadar geçerlidir. Kişi çap kapsamındaki yerini her türlü elatmadan uzak olarak, kanunların izin verdiği ölçüde, dilediği gibi tasarrufta bulunmaya yetkilidir. Bu yetki, mülkiyet hakkının zorunlu bir sonucudur.
1982 Anayasası, mülkiyet hakkını 1961 Anayasası'na göre daha da güçlendirerek, temel hak ve ödevler kısmına almıştır. 1982 Anayasasının 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz", 46. maddesinde ise; "Kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıkları peşin ödenmek koşuluyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları kamulaştırabileceği" öngörülmüştür. Görüldüğü üzere, mülkiyet hakkı ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabilecektir.
Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde ( önceki Türk Kanunu Medenisi'nin 618. maddesinde ); "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir", denmektedir.
Taşınmaza yapılan elatmanın mutlaka kusura dayanması gerekmez. Ancak, sözkonusu elatma haksız olmalıdır. Diğer bir söyleyişle, ayni hak, komşuluk hukuku ya da kamu hukukundan kaynaklanan bir hakka dayanmamalıdır. ( Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof Dr. Özel Seliçi Eşya Hukuku, 3. Bası İstanbul 1988. s: 261 )
Bu anayasal ve yasal düzenlemeler karşısında, yönetsel makam tarafından alınan; kişinin mülkiyet hakkını sınırlayıcı, tasarrufunu önleyici nitelikteki önleme kararının infazı ve Hazine temsilcisine teslimi suretiyle Hazine'nin muaraza ( sataşma ) ortaya çıkardığı belirgin hale gelmektedir. Bu durumda, yapılan müdahalenin ve çıkarılan muarazanın ( sataşmanın ) haklı olduğunu söyleyebilme olanağının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtelim ki, somut olayda davalı Hazine'nin davacının mülkiyet alanına doğrudan ve eylemli bir tecavüzü bulunmamaktadır. Ne var ki, köy boşluklarının Hazine'ye ait olması nedeniyle, yönetsel kararla davacının çaplı taşınmazının bir bölümünün de karar kapsamına alınarak, malik olan davacının burayı kullanmasının önlenmesi, kararın infazından kaynaklanan hukuksal bir elatmadır. Çünkü, yönetsel önleme kararının infazı ile davacıdan arazisinin bir kısmını kullanmaması istenilmekte ve davacının bu karara uymaması durumunda her an 3091 sayılı Kanunun öngördüğü yaptırımın tehdidi altında bulunmaktadır. Bu nedenlerle, davacının mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı yetkilere kavuşabilmesi için kararın infazı sonucu taşınmazı teslim alan Hazine'ye karşı dava açması yerindedir.
Öte yandan, dava dışı üçüncü kişinin eylemli olarak davacının taşınmazına bir elatması bulunmamaktadır. Böyle bir iddia da ileri sürülmemiştir. Bu nedenle, davanın şikayetçi üçüncü kişiye karşı açılması olanaklı değildir. Kaldı ki, üçüncü kişinin yargılama aşamasında davaya müdahil olmak için verdiği dilekçe, mahkemece hukuksal yarar yokluğu gerekçesiyle reddedilmiş, bu yönden mahkeme hükmü temyiz edilmediği gibi, bozma ilamında da bu yöne değinilmemiştir.
Hal böyle olunca, davacının dava konusu yerden men edilmesi ve taşınmazı kullanması durumunda, 3091 sayılı Kanunun öngördüğü yaptırımlarla karşı karşıya kalması nedeniyle bir muarazanın ortaya çıktığı ve davacının mülkiyet hakkını kullanabilmesi için bu muarazanın ( sataşmasının ) önlenmesi gerektiği sonucuna varıldığından, bu yönleri amaçlayan mahkemenin direnme kararı yerinde olup onanması gerekir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararının ONANMASINA, 20.10.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy