(3201 S. K. m. 3, 6) (1086 S. K. m. 76, 429) (2709 S. K. m. 153)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın Asliye 1. Hukuk ( İş ) Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.02.2003 gün ve 860-180 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 08.07.2003 gün ve 4115-5630 sayılı ilamı ile; ( ...3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşü şart kılan 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.2002 gün ve 36/198 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.02.2003 gün ve 21-790/61 sayılı kararı ile, borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşün zorunlu olmadığına ve yurda kesin dönüş koşulu yerine getirilmeksizin yapılan borçlanmaların geçerli olduğuna, ancak yurda kesin dönüş yapılıncaya kadar borçlanma hukuken askıya alınarak 3201 Sayılı Yasanın 6. maddesine göre yurda kesin dönüş yapılmadıkça yaşlılık aylığı bağlanamayacağı ve giderek aylığın başlatılmamasına, şayet bağlanmışsa aylığın kesilerek fuzulen ödenen yaşlılık aylıklarının kurumca geri istenmesinin mümkün bulunduğu, hukuken askıya alınan yaşlılık aylığının yurda kesin dönüşün gerçekleştiği tarihi takip eden aybaşından itibaren yeniden ödenmeye devam olunması gerektiğinin kararlaştırıldığı ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının, elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu bulunduğu; Anayasa'nın 153. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanmasının mümkün bulunmamasına ve Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesine, somut olayda, iptal kararının; inceleme konusu hüküm tarihinden sonra 25.04.2003 gün ve 25089 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış bulunması nedeniyle sigortalının böyle bir iptal kararından haberdar olmamasının doğal bulunmasına ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının; maddi anlamda kesinleşmiş hükümler dışında kalan davalar yönünden usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde bulunmasına ( Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt: 5 Sh: 6346 ), Anayasa'nın 60. maddesinde "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar" hükmünün öngörülmüş bulunmasına, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile sigortalı aleyhine hükümler içeren yasa maddesi ortadan kalktığından, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 25.04.2003 gününden sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 76. maddesi uyarınca yürürlükteki yasaları tatbik etmekle yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay'ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunmasına ve aleyhe bozma yasağının; anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde değerlendirilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı bulunmasına göre Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ve yukarıda özetlenen Hukuk Genel Kurulu Karan çerçevesinde yeniden inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Direnme konusu karar; 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin dönüşü şart kılan 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.2002 gün ve 36/198 sayılı iptal kararı ve özel daire bozma kararında özetlenen 05.02.2003 gün ve 21-790/61 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararı ve özellikle iptal kararının Resmi Gazete'de yayınlandığı 25.04.2003 tarihinden önce ve dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre verilmiştir.
Anayasanın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 76. maddesinde "Hakimin re'sen Türk Kanunları mucibince hüküm vereceği" yönündeki yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Anayasanın, Sosyal Güvenlik hakkını düzenleyen ve herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alıp teşkilatını kuracağı yönündeki 60. maddesi ve 506 Sayılı Yasanın 6. maddesinde yer alan "Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği" hükmü dikkate alındığında Anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkının, mahkemece aleyhe bozma yasağından söz edilerek, ortadan kaldıracak şekilde hüküm kurulamaz.
Hukuk Genel Kurulu'nun 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar ve 2004/10-214 Esas, 2004/198 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, usuli kazanılmış hakkın istisnasını teşkil ederler. Bu nedenle de Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, "kanun yoluna başvurma, kanun yoluna başvuranların durumunu ağırlaştıramaz" (Reformatio in peius) şeklinde özetlenen kuralın ve aleyhe bozma yasağının istisnasını teşkil ederler. Bu ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni durum dikkate alınarak davanın incelenip karara bağlanması gerekir.
O halde mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 29.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy