(1086 S. K. m. 429/2, 434)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 06.05.2003 gün ve 2002/29-20031191 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 10.11.2003 gün ve 2003/7889-8015 sayılı ilamı ile; ( bozma yazılacak ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Mahkemece davanın kabulüne ilişkin ilk kararın özel dairece bozulmasından sonra yapılan yargılamanın 23.03.2004 günlü celsesinde verilen ara kararı ile bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, ancak 20.04.2004 günlü son celsede bu karardan dönülerek eski kararda direnilmesi yönünde hüküm kurulmuştur.
Burada "usul hukuku" ile ilgili ortaya çıkan sorun; tarafların beyanları alındıktan sonra mahkemece "bozmanın usul ve yasaya uygun bulunduğu belirtilerek bozmaya uyulmasına" ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, son celse bu karardan dönülecek açıklanan bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığının belirlenmesinde toplanmaktadır.
Öncelikle belirtelim ki, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429/2. maddesinde bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemler açıklanmıştır. Buna göre mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip, dinledikten sonra Yargıtay'ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verecektir.
Mahkemece taraftarın beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına da karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır. Zira, mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur. Olayda usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre artık uyma yönünde verilen karardan dönülerek önceki kararda direnilmesi usulen olanaklı değildir.
Somut olayda da, davalı yanın temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı ve yerel mahkemenin bu karara uyması ile "bozma kararı dışında kalan hususlar kesinleşmiş olup" davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur ( 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı R.G. 28.04.1959 gün sayı: 10193 ). Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup Yargıtay'ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece bozmaya uyulmakla gerçekleşen usulü kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, uyma kararından dönülüp direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 08.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy