(1086 S. K. m. 381, 388, 389) (818 S. K. m. 41)
Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 13. Asliye Hukuk (kapatılan Bornova Asliye 2. Hukuk) Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.07.2002 gün ve 2001/983 - 2002/766 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29.04.2003 gün ve 2002/11768 -2003/4284 sayılı ilamı ile; (... Davacı vekili, davalının yeraltı çalışmaları sırasında müvekkiline ait şebeke hattına zarar verdiğini iddia ederek, 1.144.366.002.-TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hasara konu yerde daha önceden çalışmanın T. A. İş Ortaklığınca yapıldığını, hasar tarihinde, öncesinde ve sonrasında çalışmalarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüyle 836.707.270.-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.
1 - Dava, haksız eylemden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece tesis edilen kısa kararda, davanın kabulü ile 836.707.270.-TL'nin davalıdan tahsiline yönelik hüküm kurulmasına rağmen, gerekçeli kararda, 836.707.270.-TL'nin 12.2.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilerek, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Bu nedenle, yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Nitekim, HUMK'nun 182'nci maddesi de bu ilkeye paralel olarak sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı Genel Kurulu'nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da, kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasını bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş, mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. O halde, kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun yazılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, şimdilik taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı İZSU vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili, davalının yeraltı çalışmaları sırasında müvekkiline ait şebeke hattına zarar verdiğini iddia ederek, 1.144.366.002.- TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hasara konu yerde daha önceden çalışmanın T.- A. İş Ortaklığınca yapıldığını, hasar tarihinde, öncesinde ve sonrasında çalışmalarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüyle 836.707.270.-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiş; hüküm yukarıda açıklanan nedenlerle usulden bozulmuş ve mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını sadece davacı İZSU vekili temyiz etmiştir.
Dava, haksız eylemden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Yerel Mahkeme (Bornova Asliye 2. Hukuk Mahkemesi); 16.07.2002 günlü kısa kararını aynen; "Kısmen sabit olan davanın kabulü ile 836.707.270.-TL'nin davalıdan tahsiline, fazlaya dair talebin reddine dair ekli karar tefhim kılındı" biçiminde oluşturmuşken; gerekçeli kararında aynen "Kısmen sabit olan davanın kabulü ile 836.707.270.-TL tazminatın olay tarihi olan 12.02.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı temyizi kabil olmak üzere verilip, anlatıldı" şeklindeki hüküm fıkrası oluşturarak, kısa kararda olmayan faiz hükmüne gerekçeli kararda yer vermiştir.
Bozma üzerine direnmeye ilişkin kısa kararında aynen; "Mahkememizin 16.07.2002 tarihli karan yerinde görülmekle direnilmesine, kısmen sabit olan davanın kabulü ile 836.707.270.-TL'nin davalıdan alınmasına, fazlaya dair talebin reddine dair ekli karar tefhim kılındı" şeklinde hüküm oluşturmuştur. Gerekçeli kararında ise; "Kısa hüküm ile gerekçeli hüküm arasında hiçbir şekilde tezat bulunmamaktadır. Yargıtay bozma ilamında gerekçe gösterilen Anayasa, HUMK ve 10.04.1992 tarihli Tevhidi İçtihat Kararlarının hükümleri tüm mahkemelerce bilinen ve uygulanan kurallardır. Mahkememizce de bu kurallar gözetilmektedir. Ancak Yargıtay ile mahkememiz arasında bu konuda yorum farkı bulunmaktadır. Mahkememiz kısa kararında faizin, ücreti vekalet ve harç vs.'nin yazılmamasını çelişki olarak görmemekte, Yargıtay ise bunu yargılamanın açıklık ilkesine, Anayasa ve yasaya aykırı bulmaktadır. Oysaki mahkememizin verdiği kısa karar net, hiçbir çelişkiye meydan vermeyen ve hiçbir şekilde aksi yorumlanması mümkün olmayan kısa ve hakkın özünü sonuçlandıran bir hükümdür. Diğer faiz, ücreti vekalet, harç vs. esas hükmün teferruatıdır. Bunların yazılmaması çelişki değildir. Nitekim Türkiye'deki tüm mahkemelerin uygulamaları ve mahkememizin binlerce dava dosyasında vermiş olduğu benzer kararların hiçbiri bozma ilamını tesis eden daire dışında diğer dairelerce bozulmamaktadır Bozma ilamında gerekçe gösterilen Anayasa ve yasa hükümleri doğrudur. Herkesçe uygulanması gereken kurallardır. Ancak, mahkememiz karan da kesinlikle bu kuralları ihlal etmemiştir. Yine yasa, Yargıtay ve Yargıtay bozma ilamının bahsetmiş olduğu kamu vicdanı ve uygulama davaların en kısa, en seri ve en ucuz şekilde bitirilmesini öngörmektedir.
Taraf vekilleri de temyizlerinde böyle bir itiraz ileri sürmemişlerdir
." gerekçesine yer vermiş; hüküm fıkrasında da aynen: "Mahkememizin 16.07.2002 tarihli karan yerinde olmakla direnilmesine (eski hükümde ısrara), kısmen sabit olan davanın kabulü ile 836.707.270.-TL tazminatın olay tarihi olan 12.02.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya dair talebin reddine" şeklinde hüküm fıkrası oluşturmuştur.
Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Somut olayda kısa karar, faiz ve başlangıcını içermemekte olmasına karşın gerekçeli kararda başlangıcı da belirtilerek faize hükmedilmiştir. Burada kararlar arasındaki çelişki açık seçik ortadadır. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek olanaklı değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir.
Belirtmelidir ki, kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Bilindiği gibi, tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise halkın mahkemelere olan güvenin sarsılacağı tartışmasızdır. Hatta, İçtihadı Birleştirme Kararı'nda bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine karar verilmiştir.
Diğer taraftan, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 381, 388 ve 389. maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış, HUMK 388. maddesinin son fıkrası ile "Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt.uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir hükmü getirilmiştir.
Bütün bu açıklamalar ışığında kararın asli unsurlarından olan faiz unsuruna kısa kararda yer verilmemişken, gerekçeli kararda yer verilmiş olması açık bir çelişkidir. Bozmayı gerektirir.
Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme karan bozulmalıdır.
Sonuç: Direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 10.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy