(818 S. K. m. 19, 20, 21) (1086 S. K. m. 76)
Dava: Taraflar arasındaki "Alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.10.2002 gün ve 2001/456-2002/962 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2003 gün ve 1743-7818 sayılı ilamı ile,
"...Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın İzmir şubesinde mevduat hesabı olduğunu, bu mevduatın banka nezdinde değerlendirildiğini, 23.02.2001 tarihinde müvekkilinin hesabındaki mevduatın tamamının 26.02.2001 tarihinde E. Bank İzmir şubesine EFT yapılmasını talep ettiği halde bu işlemin eksik yerine getirildiğini, 8.874.592.232.-TL'nın kesildiğini ileri sürerek, bu meblağın 26.02.2001 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının bankada gecelik ( O/N ) işlemleri yaptığını ve normalin çok üzerindeki oranda faiz aldığını, müvekkili İ. Bankası'nın Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun 15.03.2001 gün ve 198 sayılı kararı ile Bankalar Kanunu'nun 14/3-4'üncü maddesi uyarınca denetim ve yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devir edildiğini, kamusal görev yapan fon'un normalin üzerindeki faiz oranlarının verilmemesi yönünde uygulama yaptığını, ödemelerde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ortalama faizlerinin esas alındığını, bunun üzerinde gerçekleşen faizin gabin nedeniyle istenemeyeceğini, ayrıca ahlaka aykırı olduğunu, bir yılda alınabilecek faizin bir gecede alındığını savunarak, mahkemenin taraflar arasındaki sözleşmeye müdahalesi ile aşırı faize ilişkin talebin geçersiz olduğunu tespiti ile davanın reddini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka tarafından ödenmeyen mevduat faizi alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davalı banka vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde, açıkça ekonomik kriz nedeniyle bankanın müzayaka halinde bulunduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin gabin, ahlaka ve hukuka aykırı olması nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürülmüştür. Ancak, mahkemenin hükme esas aldığı benzer dosyalardaki alınmış bilirkişi raporunda, müzayaka halinin bulunup bulunmadığı bakımından banka kayıtları üzerinde yeterli bir inceleme yapılmadığı gibi, mahkemece de bu konuda gerekçeli kararda yeterli bir değerlendirme yapılmamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi, karşı dava dilekçesinde davalı bankanın müzayaka halinde bulunduğu açıkça ileri sürüldüğü gibi, davacı tarafa sözleşmede öngörülen faiz miktarının aşırı görülen kısmının ödenmemesi, davalı bankanın dönme iradesini gösterir.
Bu nedenle BK'nun 21'inci maddesi hükmü uyarınca mahkemece, tahakkuk ettirilen ( Over Night ) faiz oranlarının öncelikle uyuşmazlık konusu dönemlerde daha sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankalar dışındaki banka ve aracı kurumların bildirdiği repo, ters repo ve OIN faizlerinin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda araştırılarak aşırı olup olmadığı, diğer bir deyişle, sözleşmede edimler arasında açık bir dengesizlik ( objektif unsur ) olup olmadığı, şayet bir nispetsizlik var ise, bunun bankanın o tarihlerde içerisinde bulunduğu koşullara göre, müzayakadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda ( sübjektif unsur ), banka kayıtları üzerinde ekonomist, bankacı ve Borçlar Hukuku sahalarında uzman öğretim üyelerinden oluşacak yeni bir bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi yerinde bulunmadığından, davalı banka vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulmasına, karar vermek gerekmiştir..."
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, ödenmeyen mevduat faizi alacağının ödetilmesi istemine ilişkindir.
A- DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ
Davacı vekili, davalı bankanın İzmir şubesindeki davacıya ait hesaba tahakkuk ettirilen faizin bir bölümünün davacıya ödenmediğini ileri sürerek, bu miktarın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
B- DAVALI CEVABININ ÖZETİ
Davalı vekili, 19.02.2001 tarihinde başlayan ekonomik kriz dolayısıyla, davalı bankanın ödeme güçlüğüne girerek müzayakaya düştüğünü ve sonunda 28.02.2001 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devrolunduğunu, dava konusu paranın bu dönemde mudilerin yüksek faiz baskısı sonucu mecburen tahakkuk ettirilen fahiş faiz miktarına ilişkin kısım olduğunu; bankanın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devrinden sonra, yeni yönetim kurulunun bu nedenle anaparayı ve buna İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın ortalama faiz oranı üzerinden hesaplanan faizi ödeyip, dava konusu tutarı ödememe yoluna gittiğini; davacının, bankanın içinde bulunduğu müzayaka halinden yararlanarak normalin dışında ve başlangıçtaki hesap sözleşmesinin taraflara sağladığı ivazlar arasında aşırı nispetsizlik yaratan, gabin derecesine varan yüksek faiz oranını baskı ve zorla almaya kalkıştığını; öğretide bu tür durumların Borçlar Kanunu'nun 20. maddesi anlamında gayri muhik, ahlaka ve adaba aykırı bir hal olarak kabul edildiğini; her ne kadar, davacı ile banka arasında sözleşme serbestliği kuralı içinde düzenlenen zımni faiz anlaşması geçerli ise de, açıklanan durum karşısında, davalı tarafından tenkisata tabi tutulan dava konusu faiz tutarlarının Borçlar Kanunu'nun 20 ve 21. maddeleri uyarınca batıl olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ
Yerel mahkeme, basiretli tacir gibi davranmakla yükümlü olduğu halde, yasalar çerçevesinde başvurması gereken yöntemlere başvurmaksızın, kanuna karşı hile yaparak, yüksek faiz oranı ile mevduat toplayan davalı bankanın müzayaka iddiasına itibar edilemeyeceği, olayda gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının bulunmadığı, davalının sözleşme uyarınca davacıya faiz ödemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
D- TEMYİZ EVRESİ VE DİRENME
Davalı vekilince, davaya cevap dilekçesinde bildirilen savunma tekrarlanmak suretiyle ve savunma doğrultusunda gerekli araştırma yapılmadığı öne sürülerek temyiz edilen karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkeme gerekçesini tekrarlayarak önceki kararında direnmiştir.
E- MADDİ OLAY
Dosya içeriğine göre, davacı, U. Bank İzmir şubesinde, davaya konu dönemden daha önce sabit faizli yatırım hesabı açtırmış; banka, sözleşme çerçevesinde tahakkuk ettirdiği faiz tutarını bu hesaba geçirmiş, ancak bankanın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devrinden sonra, davacıya sadece ana para ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın oranlan esas alınmak suretiyle hesaplanan faiz miktarı ödenmiş, anılan oranlan aşan faiz tutan ise, davacının talimatına ve ihtarnamesine rağmen ödenmemiştir.
F- GEREKÇE
Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde, sözleşme konusunun kanuni sınırlar içerisinde serbestçe belirlenebileceği açıklanmış; kanunun kesin olarak emrettiği hukuk kurallarına, kanuna, ahlaka veya kamu düzenine yahut şahsi haklara aykırı olmayan sözleşmelerin geçerli bulunduğu belirtilmiş; 20. maddede konusu olanaksız, haksız veya ahlaka aykırı sözleşmelerin batıl olduğu hükme bağlanmış; 21. maddede ise gabin düzenlenmiştir.
Medeni Kanun'un 2. maddesine göre de, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüst davranmak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzenince korunmaz.
Bir davada, maddi olguları bildirmek tarafların; bunları hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise, hakimin görevidir ( Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, md. 76 ). Taraflarca bildirilip, iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam olarak saptanmalıdır. Dayanılan maddi olguların salt ilgili tarafça bildirilen içeriğine ve o tarafın bunlara yönelik hukuki nitelendirmesine bağlı kalınarak bir sonuca ulaşılması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 76. maddesindeki düzenlemeye aykırıdır.
Görülmekte olan davada davacı vekili, taraflar arasında faiz konusunda geçerli bir sözleşmenin bulunduğunu, davalının sözleşme çerçevesinde faiz ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürmüş; davalı banka vekili ise, davaya konu faiz tutarının, davalı bankanın darboğaz, mali sıkıntı ve ülkedeki ekonomik kriz sebebiyle müşterilere normalin çok üstünde faiz vermek zorunda kaldığı, dolayısıyla da müzayaka halinde bulunduğu bir dönemdeki oranlar üzerinden tahakkuk ettirilmiş olduğunu savunmuş; bu savunmasını gabin ve ahlaka aykırılık hukuksal kavramlarına bağlamıştır.
Ne var ki, ileri sürülüş biçimine ve tam olarak saptanmaları halinde olguların ve eksiksiz şekilde toplanmaları durumunda delillerin ortaya koyacağı duruma göre, sabit görüldüğü takdirde bu savunmanın, Medeni Kanun'un 2. maddesinde düzenlenmiş olan objektif iyiniyet kuralı çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulması dahi mümkün ve muhtemeldir.
Yerel mahkemece, davalının bildirdiği maddi olgular ile bunların dayandırıldığı deliller yönünden tam ve eksiksiz bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
Şöyle ki, ileri sürülen müzayaka iddiası yönünden, öncelikle davalı bankanın kayıtları üzerinde bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasının ve davaya konu faiz alacağının ilişkin bulunduğu dönem itibariyle, bankanın ileri sürülen şekilde bir müzayaka halinde olup olmadığının; bu bağlamda, ülkedeki ekonomik krizden dolayı bankanın nakit para sıkıntısı içerisine düşüp düşmediğinin, yüksek faizle topladığında çekişme bulunmayan paraları bu sıkıntının giderilmesi amacıyla mı, yoksa -örneğin, daha yüksek faizle başkalarına satılması gibi- kar getirecek şekilde mi değerlendirdiğinin; aynı dönemde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmeyen bankalar ve aracı kurumlarca benzer nitelikteki işlemler için uygulanan faiz oranlarının hangi düzeyde bulunduğunun belirlenmesi ve bir karşılaştırma yapılması gerektiği açıktır.
Yerel mahkemece bu yönlerden eksiksiz bir inceleme ve araştırma yapılmadığı gibi, açıklanan nitelikte bir bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna da gidilmediği anlaşılmaktadır. Alınan bilirkişi raporu ise, bu yönlerden yeterli ve denetime uygun bir değerlendirmeyi içermemektedir.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun 15.03.2001 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 198 sayılı kararıyla, davalı bankanın temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmiş olduğu gözden kaçırılmayarak, eldeki davaya konu faiz alacağının ilişkin bulunduğu dönem itibariyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankalar dışındaki diğer bankaların ve aracı kurumların uyguladıkları repo, ters repo, O/N ( Over Night ) faiz oranlarının ve aynı dönemdeki İstanbul Menkul Kıymetler Borsası verilerinin araştırılıp saptanması; bu şekilde, davacının mevduat hesabına uygulanmış olan faiz oranlarının aşırı olup olmadığının, eş söyleyişle edimler arasında açık bir dengesizlik bulunup bulunmadığının belirlenmesi; böyle bir dengesizliğin varlığı saptandığı takdirde, bunun, davalı bankanın o dönemde içerisinde bulunduğu koşullar itibariyle müzayaka halinden kaynaklanmış olup olmadığının saptanması için, bankanın kayıtları üzerinde, bir ekonomist, bir bankacı ve Borçlar Hukuku alanında uzman üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak denetime elverişli, dayanakları gösterilmiş rapor alınması, bütün bu incelemelerin ortaya koyacağı sonuca göre, olayda gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin veya uygulanan faiz oranlarının ahlaka aykırılık oluşturacak derecede fahiş olup olmadığının veyahut da olayda davacının sözleşme çerçevesinde faiz istemesinin Medeni Kanun'un 2. maddesi anlamında objektif iyiniyet kuralına aykırılık teşkil edip etmediğinin belirlenmesi ve ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir.
Yerel mahkemece bu gerekliliklere uyulmaksızın, eksik incelemeye ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı önceki kararda direnilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy