(1086 S.K. m.237) (2004 S.K. m.68, 72)
Dava: Taraflar arasındaki "takibin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Üsküdar 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 10.07.2003 gün ve 780-903 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 21.1 1.2003 gün ve 19576-23129 sayılı ilamıyla;
"...Mercice aynı konuda her ne kadar takibin devamına karar verilmiş ise de yasanın emredici kuralları çerçevesinde borçlunun devam eden takip hakkında yeniden merciiye başvurmasında usulsüzlük bulunmamaktadır.
Borçlu finans kuruluşunun faaliyet izni 10.02.2001 tarihinde kaldırılmış olduğundan bu tarihten sonra kar ve zarar hesabına ilişkin alacaklar yönünden alacaklıların TTK hükümleri uyarınca tasfiye kurullarına başvurması gerekir.
Somut olayda icra takibi, faaliyet izninin kaldırılmasından sonra 13.02.2001 tarihinden sonra başlatıldığından takibin iptaline karar vermek gerekirken yazılı şekilde sonuca varılması isabetsizdir..." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Şikayetçi borçlu vekili, alacaklı tarafından müvekkili aleyhine Üsküdar İcra Müdürlüğü'nce başlatılan icra takibinin halen derdest bulunduğunu; oysa ki borçlu finans kuruluşunun faaliyet izninin kaldırıldığını, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 20/6-d maddesine göre, faaliyet izni kaldırılan özel finans kurumunun faaliyet izninin kaldırılmasına ilişkin kararın Resmi Gazete'de yayınlandığı tarihten itibaren özel finans kurumu hakkındaki ihtiyati tedbir dahil her türlü İcra ve iflas takibatının duracağı ve özel finans kurumunun tasfiye işlemlerinde İİK'nun hükümlerinin uygulanmayacağını, bu hususun Yargıtay 12. ve 19. Hukuk Daireleri'nin benzer kararlarında vurgulandığını ileri sürerek, alacaklı tarafından borçlu kurum aleyhine başlatılan takibin iptaline, kurum aleyhine gerçekleştirilen her türlü haciz işlemlerinin ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Alacaklı vekili, yapılan İcra takibine daha önce borçlunun itiraz ettiğini, itirazın kaldırılması istemiyle İcra mahkemesine başvurduklarını, takibin devamına karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, kesin hüküm nedeniyle istemin reddine karar verilmesini savunmuştur.
İcra Mahkemesince, daha önce verilen itirazın kaldırılmasına, takibin devamına ilişkin kararın bu dava için kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle isteğin reddine karar verilmiştir.
Karar, şikayet eden borçlu vekilinin temyizi üzerine özel dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkemece önceki karardaki nedenlerle borçlunun şikayetinin reddi yönünde direnme kararı verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, somut olayda daha önce alacaklı tarafından yapılan icra takibine borçlu itiraz etmiş, alacaklının şikayet yoluyla ileri sürdüğü itirazın kaldırılması isteği İcra mahkemesince kabul edilmiş, takibin devamına karar verilmiştir. Bu kez aynı alacak için borçlu, takibin iptali gerektiğinden söz ederek şikayet yoluna başvurmuştur.
Bilindiği üzere icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararları, sadece takip hukuku bakımından kesin hüküm teşkil eder. Yani bu kararlar, yalnız verilmiş oldukları İcra takibinde veya ( aynı alacak için ) daha sonra yapılacak bir icra takibinde kesin hüküm teşkil ederler. Bu nedenle somut olay bakımından aynı alacak için icra mahkemesinde daha önce verilen itirazın kaldırılmasına, takibin devamına ilişkin karar kesin hüküm niteliği taşır.
O halde, mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir. Onanması gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 22.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy