(1086 S. K. m. 179)
Dava: Taraflar arasındaki işlem iptali ( muarazanın önlenmesi ) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 17.02.2003 gün ve 20021136 - 2003/94 sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 26.01.2004 gün ve 2003/15554-2004/567 sayılı ilamı ile, ( "...Davacı eczacı, 02.11.2001 tarihinde Konya Eczacılar Odası yetkilileri tarafından düzenlenen tutanağa göre, denetim esnasında Bağ-Kur sigortalılarına ait sağlık karnelerinin bulunduğu, bu durumun taraflar arasındaki protokolün VI. hükümlerine aykırılık teşkil ettiğinden bahisle 60 gün süreyle sözleşmenin askıya alınmasına ve ilaç bedellerinin ödenmemesine dair davalı tarafından işlem tesis edildiğini, bu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek, davalının sözleşmenin 60 gün süreyle askıya alınmasına ve ilaç verilmemesine dair 10.01.2002 tarihli 5895 sayılı işleminin haksız olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, yapılan denetimle davacıya ait eczanede kurum sigortalılarına ait 34 adet sağlık karnesinin bulunduğunu, yapılan işlemin sözleşmeye uygun olduğunu öne sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece özel hukuk alanına giren sözleşmenin, tek taraflı feshedilmesini engelleyen yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle feshin iptalinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacının temyizi üzerine karar Dairemizce onanmış, davacı bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Taraflar arasında Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile Türk Eczacılar Birliği'nin imzaladığı protokol hükümlerine uygun olarak sözleşme ilişkisi kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davalı kurum fesih işlemi ile kendisi ve diğer kamu kuruluşlarını da etkiler şekilde davacı ile muaraza yaratmıştır. Bu nedenle davacının dava açmakta hukuki yararı vardır. Davacı tarafından açılan dava niteliği itibariyle muarazanın men'i niteliğindedir. Dairemizin istikrarlı uygulaması da bu yöndedir. Mahkemece işin esasına girilerek ortaya çıkacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken dairemizce sehven onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olup, davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 18.09.2003 tarihli 2003/5699 Esas 2003/10324 Karar sayılı "Onama" ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, taraflar arasındaki, davalı kurum mensuplarının reçetelerindeki ilaçların davacıya ait eczanece karşılanmasını öngören sözleşmenin, davalı tarafından 60 gün süreyle askıya alınmasına dair işlemin haksızlığının tespiti ve iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının sahibi ve mesul müdürü olduğu eczanede 02.11.2001 tarihinde Konya Eczacılar Odası yetkililerince yapılan denetim sonucunda, Bağ-Kur sigortalılarına ait sağlık karneleri bulunduğuna dair tutanak düzenlendiğini; davalı kurumun, bu durumun protokolün VI. maddesi hükmüne aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle 60 gün süreyle sözleşmenin askıya alınmasına ve bu süre içinde ilaç bedellerinin ödenmemesine dair işlem tesis ettiğini, bu işlem ve uygulamanın hukuka tamamen aykırı bulunduğunu; zira, tutanakta belirtilen sağlık karnelerinin 1-2 saat kadar önce eczaneye getirildiklerini, yazılı ilaçların önemli ölçüde ithal ilaçlar olması nedeniyle o anda eczanede mevcut bulunmadıklarını, ecza depolarından getirtilmeleri gerektiği için karnelerin alıkonulduğunu; öte yandan, denetimin davacının yokluğunda yapıldığını, yapılan denetim ve tutanakla ilgili olarak, davacının vaki başvurularına bir karşılık verilmediğini, savunmasının dahi alınmadığını, işlemin taahhütlü bir mektupla tebliğ edildiğini, bu yazıda, tesis olunan işlemin hangi nedenlere dayandığının da belirtilmediği, davacının yokluğunda tutulan tutanak örneğinin de gönderilmediğini, işlemin hangi sebep ve gerekçelere dayandığının açık ve somut olarak belirtilmediğini, anılan tarihte ilçede pazar kurulu olduğu ve 10 adet eczane bulunduğu halde, sadece davacının eczanesinde denetim yapılmasının işlemdeki keyfilik ve önyargıyı gösterdiğini, yapılan bu işlemin sözleşmenin haksız ve keyfi şekilde feshi anlamına geldiğini, işlemin uygulanmasının davacıyı her bakımdan mağdur edeceğini, uğradığı ve uğrayacağı zararlar yönünden yeni davalar açmasının gerekeceğini ileri sürerek, sözleşmenin 60 gün süreyle askıya alınması yolundaki 10.01.2002 tarihli davalı işleminin haksız olduğunun tespitiyle, iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü vekili, Konya Eczacılar Odası tarafından yapılan denetimde davalı kurum sigortalılarına ait 34 adet sağlık karnesi bulunduğunun tespit edildiğini, karnelerin listesiyle birlikte davalının İl Müdürlüğü'ne gönderildiğini; sözleşmenin V. bölümünün -İ- bendinde, eczanede ne şekil veya her ne amaçla olursa olsun üçüncü kişilere ait karne bulundurulması halinde ( ilk defa tespitinde 60 gün süreyle ) ilaç verilmesinin durdurulacağının belirtildiğini, dava konusu işlemin bu hükme göre tesis edildiğini, karnelerin 1-2 saat önce eczaneye intikal etmiş olmasının ve davacının denetim sırasında orada bulunmamasının hiçbir önemi olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece verilen; taraflar arasındaki özel hukuk alanına giren sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesini engelleyen bir yasal düzenleme bulunmadığı, feshin iptali ile sözleşme ilişkisinin fesihten önceki gibi devamının istenilemeyeceği, davalının akit yapmaya zorlanamayacağı gerekçesine dayalı, davanın reddine dair karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkeme, özel hukuk alanındaki sözleşmenin bir tarafça feshedilmesi ile doğan muarazanın men' ine karar verilmesinin, fesheden tarafı sözleşmeyi devama zorlayacağı, sözleşme yapma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı; sözleşme bir tarafça haksız olarak feshedilmiş ise, diğer tarafın uğradığı zararların tazmini için eda davası açabileceği, eda davası açma şartları varken tespit davası açılamayacağı, dolayısıyla eldeki tespit veya muarazanın men'i davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.
Taraflar arasında, davalı kurum mensuplarının reçetelerindeki ilaçların davacıya ait eczanece karşılanmasını öngören 30.01.2001 tarihli sözleşmenin düzenlendiği, hukuken geçerli bu sözleşme ilişkisi devam ederken, davacıya ait eczanede dava dışı Konya Eczacılar Odası tarafından 02.11.2001 tarihinde yapılan denetimde davalı kurum sigortalılarına ait 34 adet sağlık karnesi bulunduğuna dair tutanak düzenlendiği, davalının da kendisine iletilen bu tutanağa dayan1ttak, sözleşmenin v-İ maddesi uyarınca 60 gün süreyle ilaç verilmesinin durdurulması yönünde karar alıp, 10.01.2002 günlü yazıyla davacıya tebliğ ettiği toplanan delillerden anlaşılmaktadır.
Görülmekte olan davada, bu işlemin haksızlığının tespiti ve iptali istenilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davalı tarafından davacıya gönderilen 10.01.2002 günlü yazıda da açıklandığı üzere; davalı, sözleşmenin konuya ilişkin hükmü uyarınca, eylemin ilk kez gerçekleşmiş olmasını gözetmek suretiyle, taraflar arasındaki sözleşmenin belirli bir süreyle feshi değil, ilaç verilmesinin 60 gün süreyle durdurulması yönünde karar almıştır. Eş söyleyişle, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından feshi söz konusu değildir. Dolayısıyla, uyuşmazlığın çözümünde, sözleşmenin feshedilmemiş ( ayakta ) bulunduğunun; davaya konu işlemin, sadece sözleşmedeki edim ve karşı edimin belirli bir süreyle yerine getirilmemesi sonucunu öngördüğünün gözden kaçırılmaması gerekir.
Davalının açıklanan işleminin hukuksal nitelikçe mevcut bir sözleşme ilişkisi sırasında yaratılmış bir muaraza ( sataşma ) olduğu; davadaki istemin de bu muarazanın önlenmesine yönelik bulunduğu açıktır. Nitekim, yerel mahkeme de, direnme kararında, bozma gerekçesine uygun olarak, görülmekte olan davayı bir muarazanın men'i davası olarak nitelendirmiştir.
Muarazanın meni ( sataşmanın giderilmesi ) davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Zira, bu tür davalarda, hem bir muarazanın varlığının tespiti ve hem de onun meni talep edilir.
Bu durumda, direnme kararındaki; davalının davaya konu işlemle sözleşmeyi feshetmiş olduğu, davacının bu fesihten dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini istemiyle dava ( eda davası ) açma olanağı varken, tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı yönündeki gerekçe yerinde değildir. Aynı nedenle, özel daire bozma kararında, davalının davaya konu işlemle sözleşmeyi feshettiğinin benimsenmesi ve bozma gerekçesinin bu benimsemeye dayandırılması da, maddi olguya uygun bulunmamıştır.
Taraflar arasındaki sözleşme feshedilmediğine ve görülmekte olan davada, davacı, davalının davaya konu işlemle sözleşme ilişkisine yönelik bir muaraza yarattığını ileri sürdüğüne göre, mahkemece yapılması gereken iş; esasa girişilmek suretiyle, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve taraflarca bildirilip toplanan diğer deliller çerçevesinde uyuşmazlığın değerlendirilmesi; bu bağlamda; davacıya ait eczanede dava dışı Konya Eczacılar Odası tarafından yapılan denetim sonucunda düzenlenen tutanak içeriği ile davalının bu tutanağa dayanarak tesis ettiği dava konusu işlemin sözleşme hükümlerine ve hukuka uygun olup olmadığının; dolayısıyla, ortada davalı tarafından haksız şekilde yaratılmış ve bu yüzden de önlenmesi gereken bir muaraza bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve ortaya çıkacak uygun hukuki sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir.
Yerel mahkemece, sonucu itibariyle aynı yöne işaret eden özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, uyuşmazlığın hukuki niteliğinde yanılgıya düşülerek, önceki kararda direnilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 29.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy