(2709 S. K. m. 36, 90) (6762 S. K. m. 11, 18) (4721 S. K. m. 1) (3533 S. K. m. 6) (233 S. KHK. m. 1, 3 )
Dava: Taraflar arasındaki "kira uyarlaması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.07.2002 gün ve 2002/175 E - 254 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 27.02.2003 gün ve 2002/14729-2003/1951 sayılı ilamı ile;
(...Davacı, mülkiyeti davalı Hazineye ait taşınmazları 18.08.1993 tarihli ve 49 yıl süreli irtifak hakkı sözleşmesi ile kiraladığını, davalı idarenin 6.yıl irtifak hakkı bedelini 10.448.833.113 TL. olarak belirlediğini, bu belirlemenin sözleşme hükümlerine, hak ve nesafete uygun olmadığını ileri sürerek davalı idarenin 6.yıl irtifak hakkı bedeli olarak belirlediği 10.448.833.113 TL. 'nin 800.000.000 TL. 'na uyarlanmasını istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, irtifak hakkı tesisi ile ilgili, 6.yıl 1998 yılı kira bedelinin 3.819.094.272 TL. olarak belirlenmesine karar verilmiş; hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Mahkemece verilen 19.07.2000 tarihli karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 28.11.2001 gün, 2001/6855-11090 sayılı kararı ile "Tararların 3533 sayılı Yasa hükmüne tabii kamu kurumları oldukları, bu durumda davaya yüksek dereceli Hukuk Mahkemesi Başkanı veya Hakimi tarafından hakem sıfatıyla bakılması" gerektiğinden bahisle yerel mahkeme kararı bozulmuş, bozmadan sonra yapılan yargılamada 3.7.2001 tarihli son oturumda "Tarafların sıfatları bakımından uyuşmazlığın 3533 sayılı yasaya tabi olmayacağı gerekçesi ile ilk kararda direnilmesine karar verilmiş, aynı oturumda verilen karar gerekçesinde ise; Yargıtay bozma ilamına uyularak ve bozma ilamı doğrultusunda hüküm kurulması gerekti açıklanmıştır. Yerel mahkemece ilk hükümde direnilmesine ilişkin ara kararı, nihai karar mahiyetinde olup, bundan rücu etme imkanı bulunmamaktadır.
Daire bozma kararına karşı direnildiğine göre, bu direnmeye uygun karar verilmek üzere, hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma nedenine göre, tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir...)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Kira uyarlaması istemine ilişkindir.
A- Davacının isteminin özeti: Davacı B. Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. vekili; davalı idareye ait taşınmazlarda davacı lehine tesis edilen irtifak hakkı nedeniyle Hazine tarafından 6. yıl irtifak hakkı bedeli olarak belirlenen 10.448.833.113 TL. nin 800.000.000 TL. 'sına tenzil edilerek, uyarlanmasına karar verilmesini istemiştir.
B- Davalının cevabının özeti:
Davalı Hazine vekili; yapılan işlemin sözleşmeye uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C- Yerel Mahkemenin kararının özeti:
Mahkemenin, "Davanın kısmen kabulüne" dair, esasa ilişkin olarak verdiği ilk karar, Özel Dairece "Tarafların 3533 sayılı Kanun hükmüne tabi kamu kurumları oldukları gözetilerek, davaya yüksek dereceli hukuk mahkemesi baş kanı veya hakimi tarafından hakem sıfatıyla bakılması" gereğine işaretle bozulmuş; Mahkemece verilen ikinci karar, özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle, "Direnmeye uygun karar verilmek üzere" ikinci kez bozulmuştur.
D- Temyiz evresi ve direnme:
Yerel mahkeme; "Tarafların sıfatı bakımımdan uyuşmazlığın 3533 sayılı Kanuna tabi olamayacağı" gerekçesiyle, ilk kararında direnmiştir.
E- Gerekçe
a- Tarihsel süreç:
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; "B. Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş." ile Hazine arasında çıkan hukuki uyuşmazlığın tarafların sıfatına göre Genel Mahkeme sıfatıyla mı, yoksa 3533 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Zorunlu Tahkim prosedürü çerçevesinde mahalli yüksek dereceli hakem sıfatıyla mı bakılıp sonuçlandırılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
233 sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin" irdelenmesinden önce burada yer alan Kamu İktisadi Teşebbüslerinin tarihi geçmişine bakmak gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti ilk kuruluş yıllarında faaliyetlerini ekonomi alanına yaydıkça bu sahalarda yalnız düzenleyici ve denetleyici faaliyetleriyle kalmayıp aktif bir vaziyete geçerek Türkiye' de sermaye birikiminin sağlanması amacıyla bir müteşebbis gibi hareket etmeye başlamıştır. Evvelce eşine rastlanmayan bir takım teşekkül ve müesseseler oluşturmuştur. Osmanlı imparatorluğunda bu nevi müesseslerden Emniyet Sandığı ile Ziraat Bankası mevcut iken Cumhuriyet ile birlikte Sümerbank, Etibank, Denizbank, Devlet Ziraat İşletmeleri kurulmuştur. Türkiye' de iktisadi Devlet Teşekkülleri tabiri ilk kez 17 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan "Sermayesinin Tamamı Devlet Tarafından Verilmek Sureti ile Kurulan İktisadi Teşekküllerin Teşkilatı ile İdare ve Murakebeleri Hakkında" 3460 sayılı Kanunun 1. maddesi ile ortaya atılmıştır. Bu Kanunun 26. maddesinde; kanun hükümlerine tabi teşekküllerin, ellerinde bulunan teşebbüsleri hususi hukuk hükümlerine göre idare edilmek ve kendilerine bağlı olmak ve hükmi şahsiyeti haiz bulunmak üzere kurulacak sınırlı sorumlu müesseselere devretmeye mecbur oldukları belirtilmiştir. Yine aynı konuları düzenleyen ve 3460 sayılı Yasadan sonra 21 Mart 1964 tarihinde yürürlüğe giren 440 sayılı "İktisadi Devlet Teşekkülleriyle Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanun "un 1. maddesinde "İktisadi Devlet Teşekküllerinin, sermayelerinin yarısından fazlasının tek başına veya birlikte Devlete (Genel ve Katma Bütçeli idarelere) ve İktisadi Devlet Teşekküllerine ait olup, İktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan ve kuruluş kanunlarında bu kanuna tabi olacakları belirtilen teşebbüsler" olarak tarif edilmiştir. Kanunun 2/A bendinde bu teşekküllerle müessese ve iştiraklerinin karma ekonominin kurallarına ve ekonomik gereklere uygun olarak yönetilmelerine karlılık ve verimlilik anlayışı içinde çalışmak ve sermaye birikimine yardım etmek suretiyle daha fazla yatırım kaynağı yaratmalarının amaçlandığı belirtilmiştir.
Kanunun 11. maddesinde; teşekküllerin işletmelerini kendilerine bağlı, tüzel kişiliği haiz müesseseler olarak teşkilatlandırmaya mecbur oldukları ve kurulacak müesseselerin ticaret unvanı alıp ticaret siciline tescil edilecekleri ve Limitet veya Anonim şirket halinde teşkilatlanabilecekleri düzenlenmiştir.
Halen yürürlükte bulunan ve Resmi Gazetenin 14.12.1984 gün ve 18435 sayılı mükerrer sayısında yayınlanan ve ceza hükümleri hariç yayınlandığı tarihte yürürlüğe giren "Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında" 233 sayılı KHK, KİT adı verilen Kamu iktisadi Teşebbüslerini iki gruba ayırmıştır.
1- İktisadi Devlet Teşekkülleri; Sermayesinin tamamı Devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek ve hususi hukuk hükümlerine tabi olmak üzere bu teşekküllerin oluşturulduğu,
2- Kamu iktisadi Kuruluşları; Sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mallar ve hizmetler üretmek, pazarlamak üzere kuruldukları açıklanmıştır.
İktisadi Devlet teşekküllerinin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık ilkeleri doğrultusunda çalışacakları vurgulanmıştır (233 sayılı KHK 112. md. B bendi).
Yine 233 sayılı KHK'de Teşebbüslerin Kuruluş ve müesseseler biçimde teşkilatlanacakları açıklandıktan sonra, 16. maddesinde kurulacak müesseselerin statülerini ve unvanlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirecekleri, bunların özel hukuk hükümlerine tabi olacakları, sorumluluklarının sermayeleri ile sınırlı oldukları, Genel Muhasebe Kanunu ile ihale Kanunu hükümlerinin bunlara uygulanmayacakları, Sayıştay denetimine tabi bulunmadıkları kanunda yer almıştır.
Kanun koyucu, bunları özel hukuk hükümlerine tabi tutarken her şeyi ile bunların birer ticaret şirketi veya tacir olduklarını benimsediği anlaşılmaktadır. 233 sayılı KHK ile yayınlandığı tarihte bu kararnamenin 57/2. maddesinde teşebbüslerin taşınır ve taşınmaz her türlü mallarının haciz edilemeyeceği hükmü yer almışken 14.9.1994 gün 4011/1 sayılı Kanun ile 57/2. fıkra kararnameden çıkarılarak, bu teşebbüslerin mallarının haciz edilebileceği hükmü getirilmiştir. Diğer taraftan Vergi Usul Kanununa göre müesseselerin tacirler gibi defter tutacakları ve gelirlerinin kurumlar vergisine tabi bulunduğu kabul edilmiştir (Bkz. 5422 sayılı K. Md. 1/C ve md. 4).
233 sayılı KHK'nin bu kısa incelenmesinden sonra somut olay itibariyle durumun "B. Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş." bakımından incelenmesi gerekmektedir.
B. Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş., 27.08.1973 tarihinde imzalanan Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın amacı olan petrolün, İskenderun Körfezine taşınmasını gerçekleştirmek üzere 7/7871 sayılı Kararnameye istinaden 15.08.1974 tarihinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na Bağlı Ortaklık olarak kurulmuştur. 09.02.1990 tarih ve 397 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile doğal gazın ithali, dağıtımı, satışı ve fiyatlandırılması hususunda B., tekel konumuna getirilmiştir.
Ancak, 08.02.1995 tarih ve 95/6526 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile; 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3.üncü maddesine göre B., Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 'nın Bağlı Ortaklık statüsünden çıkarılarak, Teşekkül (KİT) şeklinde yapılandırılmıştır. Dolayısıyla B., faaliyetlerinde özerk, sorumluluğu sermayesi ile sınırlı, bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür.
02.05.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu ile B. 'nin doğalgazdaki tekel konumu sora ermiş; yeni düzenleme ile B.'nin 2009 yılına kadar piyasa payını %20'ye düşürmesi, ithalat haklarını devretmesi, ancak mevcut ve planlanan iletim hatları ile işletmeciliğe devam etmesi öngörülmüştür.
b- Bu Teşekküllerin TTK 18'inci maddesine göre incelenmesi:
TTK 18/1. maddesine göre "Ticaret şirketleriyle gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler, kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere" kurulan teşebbüslerin tacir sıfatını taşıdıkları belirtilmiştir. Ticaret yasasında sözü edilen teşebbüslerin yukarıda anılan ve 233 sayılı KHK' de belirtilen Kamu İktisadi Teşekküllerini kapsadığı benimsenmektedir. TTK.nun 18/1. Maddesinde "kuruluş kanunlarından" söz edilmekte ise de, bugün için Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kendi kuruluş kanunları bulunmadığı ve onların yerine Yüksek Planlama Kurulu tarafından ana statüler hazırlanıp bunlar Resmi Gazete'de ilan edildikleri için TTK 18/1 deki düzenlemeyi "ana statüleri gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek üzere kurulmak" şeklinde anlamak gerektiği benimsenmektedir. Bir Kamu İktisadi Teşebbüsünün tacir sayılabilmesi için Ticari şekilde işletilmek üzere kurulması yeterlidir. Burada sermayenin kime ait olacağı bir kıstas olarak alınmamıştır. TTK'nun 18/1. maddesi uyarınca teşebbüslerin tacir sayılması için kanunda öngörülen iki şart birlikte aranmamakta kendi kuruluş kanunları (ana statüleri) gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek cümlesinden sonra VEYA eki getirilerek "Ticari şekilde işletilmek üzere kurulan" teşebbüslerin de tacir sayılacakları belirtilmektedir. Öğretide baskın görüş de Kamu İktisadi Teşebbüslerinin tacir oldukları yönündedir (Bkz.Ali Bozer "Sosyal Sigortalar Kurumunun Tacir Sıfatı" Batıder 1962 C.1 s.4 s.576, Karayalçın Ticari İşletme s.209,Öcal Akar, TTK 18/1. maddesinin uygulanması hakkında bazı düşünceler Esader, 1975 sa:1 s.238, Prof.Dr.Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku 4.Baskı s.118 vd., Yrd.Doç.Dr.Ercüment Erdem, KİT'lerin Tacir Sıfatı 1992 s.49 vd).
Yine uygulamada Kamu İktisadi Teşebbüsü olmamakla birlikte Belediye, Vilayet gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan ve kuruluş kanunları uyarınca hususi hukuk hükümleri dairesinde yönetilecekleri açıklanan aslında Kamu İktisadi Kuruluşu gibi tekel niteliğinde mal ve hizmet üreten ve kendilerini meydana getiren Belediye, Vilayet ve Kamu tüzel kişileri tacir sayılmadığı halde kurdukları teşebbüs ve müesseselerin TTK 18/1 kapsamına giren birer tacir sayıldıkları ve bu müesseselerin kendi aralarında ve 3. şahıslarla olan ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların zorunlu tahkime tabi olmayıp adli yargıda görüleceği benimsenmektedir. (Bu kurumlara örnek olarak; 205 sayılı Kanun ile kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumu, 2560 sayılı Kuruluş Kanunu ile oluşturulan İSKİ, ASKİ, İzsu müesseseleri, YHGK.nun 21.9.1983 gün E;1983/112721 K: 1983/823, 21.11.1995 gün E: 1995/11-647 K: 1995/1043, 26.6.2002 gün E:2002/19-559 K:2002/551)
c- Uyuşmazlığın 3533 sayılı Kanun Yönünden incelenmesi:
Kanunun çıkarıldığı 1938 yılında yürürlükte olan 1924 tarihli Anayasa'da idarenin kuruluşu faslında Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkında açık bir hüküm bulunmamaktadır. İktisadi Devlet Teşekkülü terimi ilk kez 3460 sayılı Kanun ile dile getirilmiştir. Tasarının Hükümet gerekçesinde "Her biri Devlet Müessesesi olan Umumi, Mülhak veya hususi bütçeler1e idare edilen daireler arasında veya bunlardan biri ile Belediyeler arasında çıkan hususi hukuk hükümlerine göre oluşacak ve Adliye Mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların yüksek dereceli hukuk mahkemesi başkanı veya hakimi tarafından hakem sıfatıyla çözümleneceği" belirtilmiş; Dahiliye, Adliye, Maliye Komisyonunca bu metin aynen benimsenmişken, Bütçe Komisyonunca, tasarının önceki komisyonlardan geldiği şekliyle benimsendiği yazıldığı halde hiçbir açıklayıcı gerekçe ilave edilmeden "Sermayesinin tamamı Devlete veya Belediyelere veya hususi idarelere ait" ibaresi eklenmiştir.
Öncelikle MK. 'nun 1 'inci maddesi uyarınca Kanunun sözü ve özünü incelemek ve yorumlamak gerekmiştir.
Ceza hukukunda, yasallık ilkesinin doğal sonucu olarak, metindeki sözler, sözcükler, odak öğelerdir ve yorumda çıkış ve varış noktalarını oluştururlar. Bu nedenle cezada, yasallık ilkesi geçerlidir. Bu kuralın zorunlu sonucu olarak "Yazılı ve metinsel (dar) yoruma tabi tutulur. Yasa kuralı olmadan suç olmaz. O yüzden cezada "dar yorum" metin içinde kalan yorum esas alınır.
Oysa Medeni Hukukta yorum Ceza Hukukundan farklıdır. TMK. 'nun 1.maddesine göre Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunun yorumunda, kanun metninin anlam ve ruhu-özü önemlidir. Bu ruh, kanun kuralının izlediği gayeden çıkarılır.Buna gai (amaçsal) yorum ve kanun kuralının amacına göre yorum denir. Bir kanun hükmünün kanuna konuluş amacına aykırı bir sonuç doğuracak şekilde yorumlanması hukuk ilkelerine ve kanunun hem sözü ile hem de özü ile uygulanmasını öngören TMK.nun 1. maddesine uygun düşmez. Alman Federal Anayasa Mahkemesinin bir kararına göre "Bireylerin Devletle olan ilişkileri bakımından bir yasa hükmünün yorumunda duraksama halinde, yurttaşa hak veren yorum tarzı öncelik alır. Kanunun amaçsal yorumun da, kanun metni sözel anlatımı aşmışsa, amaçsal daraltıcı yoruma gidilir. Bilindiği gibi günümüzde ticaret tek bir ülkenin sınırları içinde cereyan eden bir faaliyet olmaktan çıkmış ve uluslararası nitelik kazanmıştır. Yabancı unsur taşıyan ticari ilişkilerin yoğun olduğu, bunların birbirinden farklı hükümler içeren hukuk sistemlerinden hangisine tabi olacağı sorununu ön plana çıkarmıştır. Ticaret Hukukunu ilgilendiren bir çok Kanununun 21 'inci yüzyılda Uluslararası Anlaşmalar yoluyla yeknesak kurallara bağlandığı görülmektedir.Örneğin Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü asıl haberleşme hizmetinin yanında bankacılık işleri de yapmaya başlamıştır. TTK. 'nun 11/1. maddesinde ticarethane, fabrika ve ticari şekilde işletilen müesseselerin ticari işletme sayılacağı hükme bağlanmıştır. TTK'nun 12/H maddesinde Bankacılık işlerini görmek üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağı belirtilmiştir. Örneğin Belediye, çalışanlarına ait ücretlerini PTT bankası aracılığı ile göndermesi halinde bu iki kurum arasında çıkacak hukuki uyuşmazlıkların 3533 sayılı Kanun ile oluşturulan Tahkim'de (Hakem'de) görülmesini ileri sürmenin yasanın amaçsal yorumuna açıkça aykırı olacağı belirgindir. Ticaret Hukukunun kendine özgü kuralları ve Uluslararası sözleşmelerin bolca uygulandığı, Ticaret Hukuku disiplini içinde Ticaret Kanunu anlamında tacir sayılan ticari işletmeyi kurup işleten, ticari esaslara göre hareket eden KİT'leri bu kanunun kapsamı içine almanın kanun koyucunun 3533 sayılı Kanunla kurmak istediği sisteme ve kanunun amaçsal yorumuna aykırı olduğu açıktır.
28 Mart 1945 tarih ve 1/6 sayılı YİBK gerekçesinde;
"Devlet İktisadi Teşekkülleri özel hukuk prensiplerine tabi olmak üzere kurulmuş müesseselerdir. Bu müesseselerin hukuk hayatında görülen sair teşekküllerden farkının Sermayelerinin devlete ait olması ve bazı yönetim organlarının tayin usullerinde mevcut hususiyetten ibarettir. Gerçi bu teşekküllerin görecekleri vazifelerden bir kısmı devletin ekonomik politikasıyla ilgilidir. Ancak bu keyfiyet, İktisadi Devlet Teşekküllerine kamu hukuku müessesi vasfı vermeyip sadece kurucusunun devlet oluşundan ve kuruluşunun bir kanuna dayanmakta bulunmasından ileri gelmektedir".
Denilerek bu kuruluşların özel hukuk tüzel kişisi oldukları belirtilmiştir (RG. 9 Şubat 1946 s.6228). Yine 15 Mart 1950 tarih ve 29/5 sayılı YİBK gerekçesinde de;
"Toprak Mahsulleri Ofisinin kendi çalışanları ile aralarında hizmet bağıtı bulunduğuna göre, mevcut münasebetin hususi hukuk icaplarına ve aradaki bağıt hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği" vurgulanarak bu kuruluşların sermayesi devlet tarafından konulsa bile özel hukuk tüzel kişisi oldukları ve doğan uyuşmazlık hakeme gitmeden özel hukuk hükümlerine göre genel adli yargı içinde çözümlenebileceği açıklanmıştır.
Nitekim Yargıtay'ın kararlılık gösteren uygulamasına göre de Belediye ile Kit'ler arasında çıkan uyuşmazlıkların 3533 sayılı Kanun ile Kurulan Zorunlu Tahkimde değil, Genel Adli Yargıda görüleceği benimsenmiştir(Bkz. Y.1.H.D. 7.10.1996 gün E:10147 K:11001, Y.11.H.D. 24.2.1994 gün E: 1993/4416 K:1994/1461, aynı dairenin 9.2.1998 gün E:1997/9529 K: 1998/659, Y.13.H.D. 2.7.2002 gün E:6307 K:8407 aynı dairenin 12.6.2000 gün E:4828 K:5756, Y.14.H.D. 13.11.2000 gün E:7473 K:7302, Y.19.H.D. ve 20.H.D kararları aynı yöndedir).
d- Durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Bakımından incelenmesi: 3533 sayılı Kanunun 6. maddesinde;
"Hakem tarafından verilecek kararlar kat 'idir ve tescile tabi değildir.
Aleyhine hiçbir makam ve mahkemeye müracaat edilemez. Ancak hakem tarafından verilmiş olan karara karşı yenide n tetkiki icap ettirecek haklı sebep/erin mevcudiyeti halinde kararın tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde kararı veren hakeme itiraz olunabilir. İtiraz üzerine verilecek kararlar kat'idir".
Hükmü öngörülmüştür.
Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere, bu kararlar aleyhine başka bir mahkemeye itiraz edilemeyeceği, Yargıtay'a başvurma hakkının bulunmadığı belirtilmiştir.1982 tarihli Anayasa'nın 4709 sayılı Kanun ile değişik 36 ncı maddesine göre;
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkı,!a sahiptir". Anayasanın 90. maddesine göre uygulanması zorunlu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ve 13. maddelerinde Adil yargılanma ve etkili başvurma hakkının demokratik toplumun vazgeçilmez haklarından olduğu açıklanmıştır. Bu iki hak öylesine öncelikli bir etkiye sahiptir ki sözleşmenin 6/1. maddesinin dar yorumlanması bu maddenin amacına uygun düşmez. Avrupa insan Hakları Mahkemesi birçok kararında; Sözleşme düzenlediği haklar alanında bireyi gerçeksel pratik olarak korumayı amaçlamıştır. 6/1. maddeye göre kişisel hak, yükümlülüklerin karara bağlanmasında tarafların etkili biçimde mahkemelere ulaşma imkanından yoksun bırakılmamasını istemektedir. Mahkeme, davanın hakkaniyete uygun dinlenmesinden amacın, hakka ulaşmak için maddi engellerin yanında hukuki engellerin de kaldırılmasını bunun aksinin sözleşmenin 6/1 ve 13. maddesine aykırılık teşkil edeceğini kabul etmektedir(AİHM 21.02.1975 tarihli Golder Kararı, paragraf. 26, 17.11.1970 tarihli Delcourt Kararı paragraf 25 Osman Doğru İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, İçtihatları Adalet Bakanlığı yayını 2.Bası 2003 Cilt: 1 s. 322 ve 323). Yargı organına başvuru hakkının gerekli ve etkin kullanımının engellenmesi (maddi ve hukuki anlamda) hallerinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmektedir(Bkz. Prof.Dr.Süheyl Donay insan Hakları Açısından Sanığın Hakları ve Türk Hukuku 1982 s:39 vd).
Avrupa insan Hakları Mahkemesi, Zorunlu Tahkim ile ilgili olarak verdiği bir kararda bu kurulların bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesi ile çelişir durumda bulunduğunu vurgulamıştır (Bkz. Appl. No. 8588/79 ve 8589/79 Brameild and Malmstrom V.Sweden 12.12.1983,38 Dr.18, 40-41, paragraf 3740(Kom.Rap).Dr. Sibel İnceoğlu İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı 2002. s.169 vd).
e- Durumun Türk Anayasa Hukuku bakımından incelenmesi; Bilindiği gibi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda düzenlenen ihtiyari Tahkim'de, bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş olan iki tarafın anlaşarak bu uyuşmazlığın çözümünü özel kişilere bırakmalarını ve uyuşmazlığın özel kişiler tarafından incelenip karara bağlanmasını amaçlar. Bu tahkim türünde tarafların rızaları mevcut olup yanların anlaşmaları ile ihtiyari tahkimin başlamasında bir sorun çıkmayacaktır. Çünkü ihtiyari tahkimde taraflar hakeme başvurmak zorunda değillerdir. Zorlama olmadan özgür iradeleri ile çözebilecekleri alanlardaki uyuşmazlıklarını yargı önüne getirmeden anlaşarak hakeme götürerek çözebileceklerdir.
Zorunlu Tahkimde ise tarafların özgür iradeleri dışında uyuşmazlıklarını belli kurullarda çözümletmeleri yasal zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kurullardaki yargılamanın adil yargılama ilkesiyle hak arama özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığı hususu Anayasal bir sorun olup, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlık değildir. Ne var ki bu sorun Anayasa Mahkemesinin gündemine 19.3.1969 gün 1136 sayılı "Avukatlık Kanunu'nun 4667 sayılı Kanun ile değiştirilen 167 inci maddesinde yazılı Baro Hakem Kurulu bakımından gelmiş olup, Anayasa Mahkemesi E:2003/98 K:2004/31 sayılı kararıyla 167 inci maddenin Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptaline oybirliği ile karar vermiştir.
f- Değerlendirme: Yukarıdan beri anlatılanların ışığında şu sonuca varılmıştır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri ticari işletme kurup işlettikleri için tacirdirler. Bunların sermayelerinin devlete ait olması ve bazı yönetim organlarının tayin usullerinin özellik arz etmesi, bu kurumlara kamu hukuku müessesi vasfı vermeyip, bu kuruluşlar özel hukuk tüzel kişisi olup, haklarında hususi hukuk hükümleri uygulanır. Bu nedenlerle olaya 3533 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.Yukarıda yazılı gerekçelerle davaya genel mahkeme sıfatıyla bakılıp sonuçlandırılması usul ve kanuna uygun olup, mahkemenin bu konuya ilişkin direnmesi yerindedir.
Ne var ki işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden dosyanın taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçelere göre Yerel Mahkemenin direnme kararı yerinde olup, işin esasına ilişkin taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 15.12.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy