(1086 S. K. m. 429/2, 434, 381, 388, 389) (1412 S. K. m. 261, 268)
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve (...) sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapu tahsis belgesine dayalı iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Bozma sonrasında mahkemece yargılama 16.09.2003 günü saat 10:00'a bırakılmış ve bu durum davacı vekiline yapılan tebligatla bildirilmiştir. Davalı Hazine ve Kadıköy Belediye Başkanlığı vekillerine gönderilen tebligat parçalarında ise duruşma günü 16.09.2003 yerine 18.09.2003 olarak belirtilmiş ve ilgililere tebliğ edilmiştir.
Hazine vekili 16.09.2003 günü hazır olmuş ise de Kadıköy Belediye Başkanlığını temsilen duruşmaya katılan olmamıştır.
Mahkemece usulen taraf teşkili sağlanmadan yargılama sonlandırılarak önceki kararda direnilmiştir. Ayrıca direnmeye ilişkin kısa kararda hüküm fıkrası oluşturulmamış, sadece "önceki kararda direnilmesine ve kesinleşen konularda hüküm kurulmasına yer olmadığına" denilmekle yetinilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429/2. maddesinde bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemler açıklanmıştır. Buna göre mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay'ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verecektir.
Bu açık hüküm karşısında tarafların duruşmaya usulünce çağrılıp taraf teşkilinin sağlanmamış olması önemli bir usulü eksikliktir ve bu yönüyle mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
Diğer taraftan, Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural HUMK'nun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Keza HUMK'nun 381. maddesi (kararın tefhimi en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur) hükmünü amirdir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar; hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.
Öte yandan Yargıtay'ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün 323/391 sayılı ve 10.09.1991 gün 281415 sayılı ve 25.09.1991 gün 355-440 sayılı kararları).
Ceza Genel Kurulu'nca da CUMK'nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268. maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden "önceki hükmünde direnilmesine" denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulu'nun 02.02.1976 gün 22-25 sayılı kararı).
O itibarla mahkemece HUMK'nun 388. maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi de doğru değildir. Direnme kararı her ikik usulü eksiklik nedeniyle de bozulmalıdır.
Sonuç: Direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 21.01.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy