(4389 S. K. m. 14) (2004 S. K. m. 277)
Taraflar arasındaki "tasarrufun iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 1.Ticaret Mahkemesince yetki yönünden dava dilekçesinin reddine dair verilen 07.10.2003 gün ve 2003/272-380 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 07.04.2004 gün ve 2004/37-1969 sayılı ilamı ile; (...4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun değişik 14. maddesi 5.fıkrasının (d) bendindeki görev belirlemesi, fona devredilen bankalar ile fon ve bankaların iflas idareleri tarafından açılacak davalarda uygulanır. Daire'mizin yerleşik kararları da bu doğrultudadır. Davacı banka fon bankası olmadığından taraflar arasındaki çekişmeye İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca değerlendirme yapılarak son verilmesi yerine, yanların davadaki sıfatları ve Bankalar Kanunu'nun 4672 sayılı Yasayla değişik 5.d maddesine yanlış anlam verilerek yazılı biçimde yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.
Davanın reddedilmesi nedeniyle takdir olunan vekalet ücretine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesine dayanılarak KDV eklenmiş ve bu vekalet ücretinin davalı vekiline ait olmak, üzere davalılara verilmesine karar verilmiştir. TC.Anayasası'nın 73/3.maddesinde "vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" düzenlenmesine yer verilmiştir. Tarifenin dayanağını 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesi oluşturmaktadır. Bu maddede avukatlık ücretine ayrıca KDV ekleneceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Kanunda yer almayan bir hususun tarifeye yazılması suretiyle ilgili kişiye külfet yüklenmesi Anayasaya aykırı olduğundan, kabulü mümkün değildir. Mahkemece davalı vekiline ait olmak üzere davalılara ödenmesine karar verilen vekalet ücretine KDV eklenmesi doğru olmamıştır. Ayrıca avukatın davanın tarafı olmadığı düşürülmeksizin, Avukatlık Kanunu'nun 164/son maddesinin yorumunda hataya düşü1erek, takdir edilen vekalet ücretinin ilgili taraf yerine avukatına verilmesi şeklinde karar oluşturulması da yanlış olmuştur.
Karar bu nedenlerle bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; alacaklı banka tarafından borçlu i kredi alan şirketler ile üçüncü şahıs aleyhine, İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış; tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Davacı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş., dava ve inceleme tarihleri itibariyle fon bankası ya da yönetimi fona devredilen bankalardan değildir.
Yerel Mahkemece; "davanın, banka tarafından açılan bir hukuk davası olup; davalı borçluların muamele merkezinin İstanbul ili sınırları içinde olduğu; 4389 sayılı Bankalar Kanununun 4672 sayılı Kanunla değişik 14.ncü maddesinin 5.nci fıkrasının (d) bendi dayanak alınarak, davaya İstanbul (1) Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından bakılması gerektiği" gerekçesiyle yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine,.. Davacı vekilinin talebi halinde dosyanın görevli ve yetkili İstanbul (1) Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine " karar vermiştir.
Bu karar davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece başlıkta yer alan gerekçeyle mahkemenin yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmuş; mahkemece ilk kararda direnilmiş; hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 4672 sayılı yasa ile değişik 14. maddesinin 5. fıkrasının (d) bendinde (14/5-d) yer alan hükmün, uyuşmazlığın niteliği ve bankanın durumu ne olursa olsun bankaların taraf olduğu tüm davalar yönünden uygulanıp uygulanmayacağı, noktasında toplanmaktadır.
Sorunun çözümü için öncelikle; yasal düzenlemelerin ve gerekçelerinin açıklanmasında yarar vardır.
4389 sayılı Bankalar Kanununun 12.05.2001 gün ve 4672 sayılı ve son olarak ta 12.12.2003 gün ve 5020 sayılı Kanunlarla değişik 14/5-d maddesinde:
"Bankalar ile Fon ve bankaların iflas idareleri tarafından açılacak hukuk davalarına asliye ticaret mahkemesi tarafından bakılır. O yerde, birden fazla asliye ticaret mahkemesi bulunması halinde, bu davalar (1) ve (2) numaralı asliye ticaret mahkemesinde görülür.
Bankalar ile Fon ve bankaların iflas idareleri tarafından muamele merkezi veya ikametgahı İstanbul İli sınırları içinde olan kişiler aleyhine açılacak hukuk davaları ile borçlular hakkında açılacak iflas davalarına İstanbul (1) ve (2) numaralı asliye ticaret mahkemesi tarafından bakılır. İflas davası açılması halinde, bu mahkeme, hakkında iflası istenen borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine borçlu aleyhine iflas davası açıldığını bildirir." hükmü yer almaktadır.
Bu hükmü değişikliğe uğratan 4672 sayılı Kanunun Hükümet gerekçesi Plan ve Bütçe Komisyonu raporunda değişikliğe uğramış ve anılan maddeyi değiştiren 4672 sayılı Kanunun 8. madde gerekçesine "..fon ve fona devredilen bankalar açılacak davaların görüleceği asliye ticaret mahkemelerinin belirlenmesi ve bu kapsama diğer bankaların da dahil edilmesi doğrultusunda redaksiyona tabi tutulması" ibareleri ve madde metnine de bu gerekçeye uygun olarak "bankalar" ifadesi eklenmiştir.
Buna göre; bankaların taraf olduğu uyuşmazlıkların çözüm yeri yasada belirtildiği üzere İstanbul 1 ve 2 numaralı Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Mahkemenin yasal düzenlemenin tüm bankaları kapsadığı yönündeki gerekçesi yerindedir.
Ne var ki, bu yasal düzenlemenin bankaların taraf olduğu her türlü hukuki uyuşmazlığı kapsayıp kapsamadığı, bu konuda bir sınırlama getirilip getirilmediğinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.
4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14/5-d maddesini değiştiren 4672 sayılı Kanunun 8. maddesinin gerekçesinde "Bu nedenle, 4389 sayılı Kanunun uygulamalarından doğacak hukuki uyuşmazlıklar nedeniyle açılacak hukuk davalarının görevlendirilen asliye ticaret mahkemelerinde görülmesi imkanı getirilmek suretiyle, hukuki uyuşmazlıkların görev açısından belirli mahkemelerde toplanması, hükümlere doğruluk ve yargılamalara hız kazandırılması amaçlanmıştır." İfadelerine yer verilmiştir.
Bu açık ifade de göstermektedir ki, anılan mahkemelerin görev ve yetki sınırlarının belirlenmesinde, yasa koyucunun amacı; tarafı banka olan ve Bankalar Kanunu'nun uygulanmasından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözüm yerinin İstanbul 1 ve 2. nolu Asliye Ticaret Mahkemeleri olarak belirlenmesi ve bu yolla ihtisaslaşma sağlanarak hükümlerde doğruluk ve yargılamaya hız kazandırılmasıdır.
Nitekim, görüşmeler sırasında da Bankalar Kanununda yer alan anılan düzenlemenin çok geniş bir yoruma tabi tutulmaması gerektiği, buradaki hükmün; sadece, Bankalar Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda, bankanın taraf olması durumunda uygulama yeri bulunduğu, görüşü benimsenmiştir.
Az yukarıda belirtildiği gibi, somut olayda ise; davanın hukuksal dayanağı İcra ve İflas Kanunu 277 ve devamı maddeleri olup, hukuki uyuşmazlığın Bankalar Kanunu'ndan kaynaklanmadığı açıktır.
Şu durumda, yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında mahkemenin, uyuşmazlık Bankalar Kanunu'ndan kaynaklanmamasına karşın, bankanın taraf olmasını yeterli kabul edip, önceki kararında direnerek yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır.
Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy