(3402 S. K. m. 3, 7)
Taraflar arasındaki "kadastro tespitinin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Nevşehir Kadastro Mahkemesince asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 20.11.2002 gün ve 2002/9-81 E-K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 17.4.2003 gün ve 3295-3407 sayılı ilamı ile, (...Kadastro sırasında 139 ada 38 parsel sayılı 1884,67 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak niteliği ile davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacı Necip Türkmen, Habib Türkmen irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak ayrı ayrı dava açmışlardır. Davaların birleştirilerek yapılan yargılama sonunda mahkemece Habib Türkmen davasının kabulüne ve dava konusu parselin davacı Habib Türkmen adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir REDDİNE,
Ancak, davacının babası olan tutanak bilirkişisi İsmail Türkmen'in taşınmazın ham toprak olduğu yolundaki kadastro tutanağının edinme yerindeki mevsuk beyanlarının halefiyet yoluyla oğlu davacı Habib'i bağlaması gerekip gerekmeyeceğinin karar yerinde tartışılmamış olması doğru değildir. Davalı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kadastro tespitinin iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, Necip ve birleştirilen davanın davacısı Habip ayrı ayrı bu yerin kendilerine babalarından kaldığını kendilerinin zilyed olduklarını kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle bu yere malik olduklarını iddia ederek Hazine adına yapılan tespitin iptali ile kendi adlarına tapuya tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemenin davacı Necip'in Ada 139 parsel 38 hakkında Hazineye karşı dava açmasına rağmen, zeminde kendisine ait olduğunu belirttiği taşınmazın babası İsmail Türkmen adına tespit gören 139 Ada 39 parsel içinde kaldığı gerekçesiyle, Necip'in açtığı davanın usulden Reddine, birleştirilen davanın davacısı Habip bakımından ise, dava konusu taşınmaza 45-50 yıldır eklemeli zilyed olduğu, kadastro tespiti sırasında taşınmazın niteliğinde hata yapıldığı, taşınmazın ham toprak niteliğinde olmadığı, üzerinde 15 ila 40 yaşlarında ev ve ahır olarak kullanılan bina ve 20 ila 40 yaşlarında meyve ağaçları bulunduğu, tutanak bilirkişilerinin ise; keşif sırasında dava konusu yerin ham toprak olmadığını, İsmail Türkmen'in atalarından kalan bir yer olduğunu, İsmail Türkmen tarafından bu yerin davacı Habip'e verildiğini ve hataen niteliğinin ham toprak olarak yazıldığını söyleyerek tutanak içeriğindeki çelişkiyi düzelttikleri gerekçesiyle, Habip Türkmen tarafından açılan davanın kabulüne ilişkin olarak kurduğu hüküm, özel dairece yukarıda açıklanan nedenlerle; aynı zamanda tutanak bilirkişisi olan davacının babasının, kadastro tespiti sırasındaki beyanının halefiyet yoluyla davacıyı bağlaması gerekip gerekmediğinin tartışılmamasının doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, mahkeme önceki kararında direnmiştir.
Mahkeme her ne kadar direnme kararında; davacının babası İsmail Türkmen'in beyanının buraya ait olmadığı gerekçesiyle bozma ilamında istenen şekilde tartışılmasının mümkün olmadığını ifade etmişse de; eylemli olarak bu hususun tartışılmasına girmiş ve ilk kararında değinmediği ve açıklamadığı şu görüşlere yer vermiştir.
Mahkeme; ".... Direnme kararında dosya içeriğinde sabit olduğu üzere tespit bilirkişi İsmail Türkmen'in dava konusu yerle ilgili alınmış bir beyanının olmadığı, gerçekte; Kadastro Kanunu 3.maddesi ve kadastro bilirkişileri hakkındaki yönetmeliğin 7.maddesinin a ve c bentleri gereği seçilen bilirkişiler kadastro ekibinin çalışması sırasında kendisine, eşine, usul ve füruuna ait tespitlerde bilirkişi olarak dinlenemeyecekleri hususunun yasanın getirmiş olduğu bir zorunluluk olup, amir hüküm olduğu, dava konusu yerin İsmail Türkmen'den kaldığı, Habip Türkmen tarafından kullanıldığı keşifte dinlenen tespit bilirkişi beyanları ile de sabit iken, bu yerle ilgili amir hüküm karşısında, tutanak bilirkişisi olarak İsmail Türkmen'in dinlenmesinin mümkün olmadığı zira keşif sırasında dinlenen tutanak bilirkişisi ve bayii davacının babası İsmail Türkmen kadastro tespiti sırasında tespit bilirkişi olarak kendilerinin önce yerleri gösterip daha sonradan tutanakları imzaladıklarını beyan edip, bu yere ilişkin tutanağı da içeriğinin buraya ait olduğunu bilmeden imzaladığını belirttiği gibi tespit sırasında ölçümün yanlış yapıldığını tutanak içeriğindeki bilgilerin 38 parsele yanlışlıkla yazıldığından, bilmeden sonradan imzaladığını beyan ederek tutanak içeriğini dava konusu yere ait olmadığını imzalı beyanı ile belirttiği Musa Solmaz, Duran Güneş ve Ahmet Yurdusev'in tanık sıfatı ile alınan yeminli ve imzalı beyanlarında; dava konusu yerin yapılan tespit sırasında taşınmazın başında İsmail Türkmen tarafından 30-40 yıl öncesinden hane ve bahçe yeri olarak kullanıldığını hazineye ve köye ait olmadığını ancak taşınmaz başında tutanaklar yazılmadığından, sonradan yazılıp imzalandığından, tutanak içeriğe bakmadan imzaladıklarını, taşınmazın başında sadece ölçümler yapıldığını söyleyerek, kadastro tespit tutanağındaki bilgilerin buraya yani dava konusu yere ait olmadığını belirttikleri, dava konusu yerin ham toprak olmadığının birbirini teyit eden tarım, mahalli bilirkişi, tespit bilirkişi ve teknik bilirkişi raporları ile sabit olduğu gibi, tutanak içeriğinin dava konusu yere ait olmadığı kadastro ekibinin çalışması sırasında bilgisayar ile veya matbu tutulan evrakların taşınmaz başına beyanlar alınıp ölçümler yapıldıktan sonra bilahare tutanakların muhtarlıkta yazılarak imzaların alındığı hususunun anlaşıldığı, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları tespit bilirkişi beyanları ve teknik bilirkişi beyanları ile teyit olunduğundan, tutanak içeriğinden doğan çelişki yargılama sırasında giderildiği, tutanak içeriğinin dava konusu yere ait olmadığı tutanak içeriğinin sonradan yazılarak imzalandığı dava konusu yere ait verilmiş bağlayıcı bir beyan olmadığının anlaşıldığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Hal böyle olunca; Yargıtay Özel Dairesinin bozma ilamında istenen yönde mahkemece tartışma yapılmış ve yeni bir hüküm kurulmuş olduğu, ancak kurulan bu yeni hükmün Özel Dairenin denetiminden geçmediği ve davalı Hazine vekilinin buna ilişkin temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmediği sonucuna varılmıştır.
Sonuç:Davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu kapsam itibariyle kabulü ile yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 17.Hukuk Dairesine gönderilmesine 28.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy