(818 S. K. m. 104) (1086 S. K. m. 429) (2942 S. K. m. 11)
Dava: Taraflar arasındaki "Kamulaştırma bedelinin arttırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bodrum Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile hükmedilen bedel farkına faiz yürütülmesine dair verilen 12.6.2003 gün ve 163-329 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 7.10.2003 gün ve 7238-7385 sayılı ilamı ile; ( ...Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla gerektirici yasal nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,aşağıdaki yazılı husus dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
Dava dilekçesinde,kamulaştırılan taşınmaz malların bedelinin artırılarak faiziyle birlikte davalı idareden tahsili istenilmiş olup; mahkemece bir önceki ( 12.9.2002 gün ve 2002/99-378 sayılı ) kararla "davacının davasının 1.022.768.118.275 TL.lık kısmının kabulüne, fazla istemin reddine" hükmedilmiş; davacı bu karara karşı Yargıtay yoluna başvurmamış,davalı idarenin temyizi üzerine hüküm-uyuşmazlığın esasına ilişkin nedenlerle-araştırmaya yönelik olarak bozulmuş;taraflarca karar düzeltme yoluna da gidilmeyerek bozma kapsamı dışında kalan hususlar, bu bağlamda faiz konusu kesinleşmiş ve davalı idare lehine usuli kazanılmış hak oluşturmuştur.Mahkemece bozma ilamına uyulduğuna göre, artık bu davada-bozma kapsamı dışına çıkılarak-artırılan kamulaştırma bedeline faiz yürütülmesine olanak yoktur. Ancak, faiz alacağı-ana para ödenmiş olmadıkça-her geçen gün oluşan ve süregiden bir alacak niteliğinde bulunduğundan, ayrıca faiz isteminin reddedildiği bir önceki karar tarihinden ( 12.09.2002 ) sonra gerçekleşen faizler hakkında usuli kazanılmış haktan da söz edilemeyeceğinden, davacı dilerse açacağı yeni bir dava ile artırılan kamulaştırma bedeli için 12.09.2002 tarihinden itibaren işleyecek faiz alacağını isteyebilir.
Mahkemece, yukarıda değinilen hususlar, özellikle davalı yararına oluşan kazanılmış hak ilkesi gözetilmeden, incelenmekte olan bu son kararla artırılan kamulaştırma bedeline 04.02.1999 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kuru'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü
Karar: Dava, Kamulaştırma bedelinin artırılması istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava konusu dört adet taşınmazın davalı idarece kamulaştırılması nedeniyle Kıymet Takdir Komisyonunca taşınmazlara biçilen bedelin günün koşullarına göre düşük olduğunu ileri sürerek, çekişmesiz kamulaştırma bedelinin artırılması ile, asıl dava ve birleşen davada toplam 1.036.680.685.000 TL. bedel farkının 4.2.1999 cebren tescil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı idare vekili, Kıymet Takdir Komisyonu Raporunda tespit edilen bedelin yerinde olduğunu savunarak, hukuki dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin; "Davanın kabulü ile, 1.036.680.685.000 TL. kamulaştırma bedel farkının 4.2.1999 cebren tescil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline" dair verdiği ilk karar, Özel Daire'ce, idare mahkemesinde görülen davanın bekletici mesele yapılması gereğine işaretle bozulmuş, mahkemece bozma yönünde işlem yapılarak, faizi de kapsayan, ilk hüküm paralelinde ikinci hüküm oluşturulmuştur.
Bu karar, davalı idare vekilinin temyizi üzerine Özel Daire'ce, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu gerekçesiyle, ek rapor alınması gereğine değinilerek bozulmuştur.
Bozmaya uyan yerel mahkeme, bilirkişi kurullarından ek rapor aldıktan sonra 12.9.2002 tarihli kararla; "Davacının davasının 1.022.768.118.275 TL.lik kısmının kabulü ile fazla istemin reddine" hükmetmiş, faizin hüküm altına alınmadığı bu karar davacı tarafça temyiz edilmemiştir.
Davalı idare vekilinin temyizi üzerine, 12.9.2002 tarihli kararın Özel Dairece faiz konusuna değinilmeden, esasa ilişkin nedenlerle araştırmaya yönelik olarak bozulmasından sonra, bozmaya uyan yerel mahkeme, bu defa hüküm altına aldığı kamulaştırma bedel farkına 4.2.1999 gününden itibaren faiz yürütülmesine karar vermiştir.
Bu son karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, "12.9.2002 tarihli kararda faiz isteminin reddedilmeyip, bu konuda karar verilmesi unutulduğundan, davacının temyiz yoluna başvurmasının davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturmadığı " gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.
Görüldüğü üzere Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; Davacının faiz talebinin reddi ya da kabulü konusunda açık bir hüküm içermeyen 12.09.2002 tarihli yerel mahkeme kararının, davacı tarafından temyiz edilmemesi sebebiyle, bu hususun kesinleşip, davalı yararına usule ilişkin kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki, "usule ilişkin kazanılmış hak" müessesesi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda açıkça düzenlenmemiş olup, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay İnançları ile kabul edilmiş usul hukukunun ana ilkelerindendir ve kamu düzeni ile ilgilidir.
Gerçekten 4.2.1959 gün ve 13/5 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere; Yargıtay'ca bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde, bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usul hükmüdür. Ve yine, o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemenin uymuş olması, taraflardan birisi lehine usulü bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Yargıtay zarara uğratabilir.
Bu itibarla usuli kazanılmış hak müessesesi; mahkemeye hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi; Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün, bozma sebeplerinin kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleştiğinden, bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez.
Eşdeyişle kesinleşmiş bu kısımlar, o kısımlar lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak teşkil eder.
Somut olayda, Özel Daire'ce bozulan 12.9.2002 tarihli kararda mahkemece faize hükmedilmemiş, davacı bu kararı temyiz etmemiş, davalı tarafın temyizi üzerine karar, faiz konusuna değinilmeden, esasa ilişkin nedenlerle davalı yararına bozulmuştur. Faiz konusu bozma dışında kalmış olmakla kesinleşip, davalı yararına kazanılmış usuli hak oluşturduğundan, bozma ilamına uyan mahkemenin artık bu konuya yeniden elatıp, faize hükmetmesi mümkün değildir.
Hal böyle olunca, yerel mahkemece aynı yöne işaret eden Özel Daire bozma ilamına uyularak, artırılan kamulaştırma bedeline faiz yürütülmemesi gerekirken, davalı yararına oluşmuş olan usuli kazanılmış hakkı ortadan kaldıracak biçimde faize hükmedilmek suretiyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.3.2004 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy