(1086 S. K. m. 429)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Bodrum Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nden verilen 25.12.2003 gün ve 2003/692-687 E.-K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 24.03.2004 gün, 2004/18-1452 Esas, 2004/162 Karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla;
Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kamulaştırma bedelinin artırılması istemine ilişkindir. Davacı vekili; davalı idarece kamulaştırılan taşınmazlar için kıymet takdir komisyonu raporunda tespit edilen bedelin artırılarak, 04.02.1999 cebren tescil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı idare vekili; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece; faizi de kapsayan, davanın kabulüne dair verilen ilk karar, özel dairece usule ilişkin nedenlerle bozulmuş, mahkemece bozma yönünde işlem yapılarak, ilk hüküm paralelinde ikinci hüküm oluşturulmuştur.
Davalı idare vekilinin temyizi üzerine ikinci karar, özel dairece esasa ilişkin nedenlerle bozulmuş; bozmaya uyan yerel mahkeme, bozma yönünde inceleme ve araştırma yaptıktan sonra 12.09.2002 tarihli kararla, "Davanın 1.022.768. 118.275.-TL'lik kısmının kabulü ile fazla istemin reddine" hükmetmiş, davacının faiz istemine ilişkin olumlu-olumsuz bir karar verilmemiştir.
Bu karar, davacı tarafça temyiz edilmeksizin, davalı idare vekilinin temyizi üzerine, özel dairece faiz konusuna değinilmeden, esasa ilişkin nedenlerle bozulmuş; bozmaya uyan yerel mahkeme, bir önceki kararında hükmetmediği faize hükmetmiştir.
Yerel mahkemenin bu son kararı özel dairece; "Faiz isteminin reddedildiği 12.09.2002 tarihli kararın, davalı idarenin temyizi sonucu bozulmasından sonra, mahkemece bozma ilamına uyulmakla davalı idare lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve faiz konusu kesinleştiğinden, hükmedilen kamulaştırma bedel farkına faiz yürütülmesine olanak bulunmadığı" gerekçesiyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; davacının dava dilekçesinde faiz isteminde bulunmasına karşın, faiz isteminin kabulü ya da reddi konusunda açık bir hüküm içermeyen 12.09.2002 tarihli yerel mahkeme kararının, davalının temyizi üzerine özel dairece faiz konusuna değinilmeden bozulması ve mahkemece bozma ilamına uyulması sonucu davalı idare yararına usuli kazanılmış hak oluşup oluşmadığı; dolayısıyla, görülmekte olan bu davada faize hükmedilip hükmedilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki, mahkemenin verdiği hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hallerde, o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. ( HGK. 04.05.1968 gün, E: 1968/5-454, K: 296 )
Bu noktada; açılan bir davada faiz isteği hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş ise, hükmü temyiz etmeyen davacının sonradan faiz bakımından dava açmasına engel yoktur. Eş söyleyişle, davanın faiz bölümü asıl alacaktan ayrı bir nitelik taşıdığı için, bu haktan açıkça vazgeçilmedikçe ileride yeni bir dava ile, isteğin tekrarlanması mümkündür.
Kısaca, mahkemece faiz isteğinin karar dışında bırakılmış olması, bu isteğin zımnen reddedildiği anlamına gelmez. Her şeyden önce, aksi düşünce tarzının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388'inci maddesine aykırı düşeceği açıktır.
Bu itibarla mahkemece, unutma nedeniyle olumlu veya olumsuz olarak karara bağlanmamış bir iddia, her zaman yeni bir dava konusu yapılabileceğinden; kesin hükmün varlığından söz etme imkanı da mevcut değildir.
Öte yandan; Yargıtay'ın yalnız davalının temyizi üzerine verdiği bozma kararında, davacının unutulmuş olan faiz talebine hiç değinmemiş olması halinde; faiz talebi hakkında daha önce verilmiş bir karar bulunmadığından, bozma kararına uyulması ile davalı yararına usuli kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez.
Görüldüğü üzere davacı, olumlu veya olumsuz bir karar verilmeyen faiz talebi hakkında yeni bir dava açma hak ve imkanına sahip bulunduğuna göre; önceki hükmün davalının temyizi üzerine başka nedenlerle bozulmasından sonra verilecek yeni kararda, ayrı bir dava açmaya gerek kalmaksızın önceki kararda unutulan faize de hükmedilmesi, menfaatler dengesine ve usul ekonomisine uygundur.
Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.06.1991 gün ve E: 1991/4-234, K: 1991/352 sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.
Somut olayda; davacının, dava dilekçesindeki faiz isteminden açıkça vazgeçmediği ve bozmadan önceki 12.09.2002 tarihli yerel mahkeme kararında faiz talebinin unutulmuş olması nedeniyle, olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği anlaşıldığından; davalı idarenin temyizi üzerine özel dairece hükmün esasa ilişkin nedenlerle bozulmasından sonra, bozma kararına uyulması ile davalı yararına kazanılmış bir haktan söz edilemeyeceği kuşku ve duraksamadan uzaktır.
Bu itibarla yerel mahkemece hükmedilen kamulaştırma bedel farkına faiz yürütülmesi usul ve yasaya uygundur. Direnme kararının bu gerekçeyle onanması gerekirken, temyiz incelemesi sırasında yanılgı sonucunda bozulmuş olduğu, yeniden yapılan inceleme sonucunda anlaşılmakla; davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, bozma kararının kaldırılmasına ve direnme kararının onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, Hukuk Genel Kurulu'nun 24.03.2004 gün ve 2004/18-145-162 sayılı bozma kararının kaldırılmasına; yerel mahkeme direnme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, istek halinde peşin alınan karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyene iadesine, 03.11.2004 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy