(4077 S. K. m. 10/A, 23) (4822 S. K. Geç. m. 1)
Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.10.2001 gün ve 2001/43 E-1143 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 03.04.2003 gün ve 2002/1710-2003/3227 sayılı ilamı ile; (...Dava konusu uyuşmazlık, banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır.
Temyiz aşamasında 14.03.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişik Yapılmasına Dair 4822 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinde; "bu kanun yayımından önce borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek icra takibi aşamasına gelen veya icra takibine konu edilen kredi kartı borçlarının, temerrüt tarihindeki ana paraya, yıllık yüzde elliyi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle on iki eşit taksitte ödeneceği, kredi kartı borçları nedeniyle gerçekleştirilen her türlü takibin, yukarıda yer alan hükme göre ilk taksidin ödenmesiyle duracağı ve son taksidin ödenmesiyle birlikte tüm sonuçlarıyla ortadan kalkacağı, bu madde hükümlerinin, tüketicinin kredi verene, Kanunun yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde yazılı müracaat etmesi halinde uygulanacağı" öngörülmüştür.
Somut olayda kanunun yayımından önce borçlunun temerrüdü gerçekleşmiş olduğundan, anılan yasa hükmü gereğince otuz günlük süre içinde tüketicinin (borçlunun) kredi verene (bankaya) yazılı müracaatı bulunup bulunmadığı, varsa bankaca yapılan işlerin neler olduğu hususları araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili müvekkili bankanın Maslak şubesi ile davalı (borçlu) arasında kredili mevduat hesabı taahhütnamesi imzalandığını ve buna dayalı olarak davalıya 3395-1 nolu kredi hesabı açıldığını ancak bu kredi hesabının sözleşmeye aykırı kullanımı nedeniyle davacı banka tarafından hesabın kat edildiğini ve borçluya ihtarname gönderildiğini borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 2000/4067 E, sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını ancak borçlunun icra takibine haksız ve sebepsiz olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına %4'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın tamamen haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı olarak açıldığını müvekkilinin kendisine tebliğ edilen hesap ekstresinde yazılı olan borcu süresinde alacaklı bankaya ödediğini dava dilekçesinde belirtilen ihtarnamenin davalı tarafından tebellüğ edilmediğini bu nedenle Borçlar Kanunu uyarınca bir temerrüt söz konusu olmadığından ödenmesi gereken herhangi bir borç da bulunmadığını, davacı banka kayıtlarında davalının bütün adreslerinin bilinmesine rağmen başta davalının çalıştığı eski işyeri olmak üzere pek çok kuruma taciz amaçlı ödeme emirleri gönderildiğini her türlü hukuki ve cezai talep ve dava hakları saklı kalmak üzere, kötüniyetli olarak yapılan icra takibinin iptali ile davanın reddine, %40'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, alınan ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davalının yapılan takipte asıl borç ve ferilerine itirazının yersiz olduğunun anlaşıldığı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire; (...Dava konusu uyuşmazlık, banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır. Temyiz aşamasında 14.03.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 4822 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinde" "Bu Kanun'un yayımından önce borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek icra takibi aşamasına gelen veya icra takibine konu edilen kredi kartı borçlarının, temerrüt tarihindeki ana paraya, yıllık %50'yi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle on iki eşit taksitte ödeneceği, kredi kartı borçları nedeniyle gerçekleştirilen her türlü takibin, yukarıda yer alan hükme göre ilk taksidin ödenmesiyle duracağı ve son taksidin ödenmesiyle birlikte tüm sonuçlarıyla ortadan kalkacağı, bu madde hükümlerinin, tüketicinin kredi verene, kanunun yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde yazılı müracaat etmesi halinde uygulanacağı" öngörülmüştür.
Somut olayda kanunun yayımından önce borçlunun temürrüdü gerçekleşmiş olduğundan anılan yasa hükmü gereğince otuz günlük süre içinde tüketicinin (borçlunun) kredi veren bankaya yazılı müracatı bulunup bulunmadığı, varsa bankaca yapılan işlemlerin neler olduğu hususları araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği) gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
Mahkemece, uyuşmazlığın kredi kartı sözleşmesinden değil kredi mevduat sözleşmesinden kaynaklandığı, bu nedenle Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2002/1710 E. 2003/3227 K. Sayılı 03.04.2003 günlü bozma ilamına uyulmasına yer olmadığına mahkemenin 19.12.2001 günlü 2001/43-1143 sayılı kararında direnilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle önceki karar da direnilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda değişiklik yapılmasına dair 4822 Sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin olaya uygulanıp uygulanmayacağı, başka bir anlatımla dava konusu kredinin tüketici kredisi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik yapılmasına dair 4822 Sayılı Kanun'un 10/A maddesine kredi kartı ile yapılan harcamalar ve kullanılan nakit krediler tüketici kredisi kapsamına alınmış, aynı kanun'un geçici 1. maddesinde de kanunun yayımı tarihinden önce ödenmeyerek temerrüde düşülen kredi kartı borçlarının bankaya 30 gün içinde başvurulması şartıyla temerrüt faizi yönünden yeniden yapılandırılması öngörülmüştür.
Özel Dairece dava konusu olayda, uyuşmazlığın kredi kartı borcundan kaynaklandığı ve bu konunun yayımdan önce borçlunun temerrüdünün gerçekleşmiş olduğundan, anılan Yasa hükmü gereğince tüketicinin (borçlunun) kredi verene (bankaya) yazılı müracaatı bulunup bulunmadığı, varsa bankaca yapılan işlemler araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi yönünden yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Davalı tarafından "Kredili Mevduat Hesabı Başvuru Formu" ve "Süper Hesap Taahhütnamesi" imzalandığı, hesabın çalışma şeklinin "Mevduat" ve "Kredi Kartı" olarak işaretlendiği ve davalıya 2 adet kredi kartı verildiği çekişmesizdir.
Öte yandan mevcut banka kayıtlarından ve dosyada bulunan davacı bankaya ait "Ekstreye Esas Muhasebe Hareketleri Listesinden" TELE-24 kredi kartı ile para çekildiği, WORLDCARD hesap bildirim cetvellerinden de kredi kartları ile harcamalar yapıldığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davalı yan harcamaları kredi kartı ile yaptığını kabul edip kendilerine bu bağlamda bankaca gönderilen "Hesap Ekstrelerine" dayanmıştır. Bu durumda davalının krediyi, kredi kartı ile kullandığının açık delilidir. Açıklanan bu hususlar ve yasa değişikliği gözetildiğinde Özel Dairenin 03.04.2003 gün ve 1710-3227 sayılı bozma kararı yerindedir.
Diğer yönden bu aşamada yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna 4822 Sayılı Kanunla eklenen 10/A maddesinde, kredi kartı ile mal ve hizmet alımı sonucu nakdi krediye dönüşen veya kredi kartı ile nakit çekim suretiyle kullanılan kredilerin tüketici kredisi hükümlerine tabi olduğu, aynı yasayla değişik 23. maddede ise; bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE bakılacağı hükme bağlanmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden (resen) dikkate alınması gerekir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan görev konusunda taraflar için usuli kazanılmış hak doğmaz. Bu nedenle sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişse etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmişse görevsizlik kararı verilmesi zorunludur. Bu durumda 4077 Sayılı Yasaya 4822 Sayılı Yasa ile eklenen 10/A ve aynı Yasa ile değişik 23. maddesi gereğince davaya bakmakla Tüketici Mahkemesi görevli olduğundan mahkemenin görevsiz olması nedeniyle yerel mahkemenin direnme kararının açıklanan bu gerekçe ile BOZULMASI gerekmiştir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden direnme kararının bu gerekçelerle HUMK.nun 429. maddesi gereğince GÖREV YÖNÜNDEN BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 03.03.2004 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy