(506 S. K. m. 2, 6, 79/8, 108) (YHGK. 05.02.2003 T. 2003/21-35 E. 2003/64 K.)
Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 10.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 03.04.2003 gün ve 2002/960 E- 2003/75 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 24.06.2003 gün ve 2003/4667-6029 sayılı ilamı ile; (...Davacının hizmetlerinin geçtiğini iddia ettiği yer bir Kamu kuruluşuna aittir. Kamu kuruluşlarında bildirim işlemlerinin yazılı belgeye dayandırılması esastır. Davacının salt işe giriş bildirgesi yeterli olmayıp ayrıca fiili çalışma olgusunun kayıtlarda görülmesi gerekir. Bu nedenle ücretin alınmadığı ve çalışma olgusunun eylemli olarak gerçekleşmediği durumlarda sigortalılığa geçerlilik tanınamaz. Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre sigortalılıktan söz edebilmek için eylemli çalışmanın varlığı koşuldur. Bu olgunun gerçekleşmediği durumlarda davanın reddi gerekir. Mahkemenin kesin çalışma olgusunu ortaya koymadan sonuca gitmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDENLER : 1-Davalı S.S.K. vekili
2-Davalı D.S.İ. vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının D.S.İ. 5.Bölge Müdürlüğüne ait işyerinde 01.08.1978 tarihinde çalışmaya başladığını, 01.08.1978 tarihli işe giriş bildirgesinin 03.09.1978 tarihinde kuruma verildiğini, ancak primleri yatırılmadığından kurumun işe giriş bildirgesini kabul etmediğini beyanla, davacının ilk sigortalılık başlangıcının 01.08.1978 tarihi olduğunun ve 1 gün çalıştığının tespitini talep etmiştir.
Davalı S.S.Kurumu vekili, davacı için 01.08.1978 tarihli işe giriş bildirgesinin kuruma verildiğini, ancak dönem bordrolarında çalışmasının gösterilmediğini ve primlerin ödenmediğini, davalı işveren D.S.İ.'nin 1978 yılına ait bordrolarda adı geçenin çalışmalarına rastlanılmadığının bildirildiğini, salt işe giriş bildirgesinin varlığının eylemli çalışmayı doğrulamadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Davalı işveren D.S.İ vekili, işe giriş bildirgesinin olduğunu, ancak kayıtlarda çalışmasına rastlanılmadığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini beyanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin "bir kamu kuruluşu olan işverenin 01.08.1978 tarihli işe giriş bildirgesini usulüne uygun düzenleyerek yasal sürede kuruma verdiği, primlerin yatırılmamasından davacının sorumlu tutulamayacağı, davacının çalışmalarının bordro tanıklarınca doğrulandığı, işverenin ücret bordrolarını ibraz etmemesinin çalışma olgusunu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle davacının ilk defa sigortalı olarak 01.08.1978 tarihinde çalışmaya başladığının tespitine" dair verdiği karar, yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
İşe giriş bildirgesinin kuruma süresi içinde verildiği ve 506 sayılı Yasa'nın 108.maddesi uyarınca sigortalılık başlangıcı yönünden salt işe giriş bildirgesinin verilmiş olmasının yeterli bulunmadığı, ayrıca Yasa'nın 2.maddesinde öngörülen şekilde fiili çalışmanın da aranacağı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Gerçekten; 506 sayılı Yasa'nın 2. ve 6.maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet aktine dayalı sigortalılıktan söz edilemez.
Uyuşmazlık, somut olayda, fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasındadır. O nedenle, burada fiili çalışmanın varlığının kabul edilebilmesi için hangi kanıt ve olguların bulunması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Mahkemece, işe giriş bildirgesi ve tanık beyanlarına göre hüküm kurulmuştur. Oysa, hemen belirtilmelidir ki, fiili ve gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler işe giriş bildirgesiyle birlikte., 506 sayılı Yasa'nın 79.maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri yönetmeliğinin 17.maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alındığını gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasa'nın 79/8.maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, öncelikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da, işyerinde tutulması gerekli puantaj kayıtları, ücret bordroları ve gerekli dosyalar ile, kurumdaki belge ve kağıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları puantaj kayıtları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı, gerektiğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.06.1999 gün 1999/21-510 E, 527 K: ve 05.02.2003 gün, 2003/21-35 E, 64 K. sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Yukarıda belirtildiği şekilde deliller toplanıp değerlendirilmeksizin, eksik inceleme sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.01.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy